Sözcü Plus Giriş
CAN ATAKLI

Yurtdışında ev alma kuyruğu

18 Aralık 2017 Yazarlar

YENİ ÖĞRENDİM

Yurtdışında ev alma kuyruğu

Son zamanlarda “Pek çok kişi Türkiye'den kaçıyor” haberleri dolaşıyor kulaktan kulağa. İddialar şöyle; “Biraz parası olan Türkiye'nin geleceğinden endişeli olduğu için parasını yurtdışına götürüyor. Kimileri yurtdışından ev alıyor.” Bu tür söylenti çok ama elbette kanıtlamak kolay değil. Doğrudur birçok kişinin yurtdışında mal mülk sahibi olduğu. Örneğin Amerika'da ev sahibi olan birçok kişi var. İspanya, Portekiz de gözde ülkeler arasında. Şimdi yine bir şey öğrendim ki bu ciddi biçimde yurtdışında ev sahibi olanların sayısının azımsanmayacak ölçüde olduğunun da bir kanıtı.

Adı bende olan bir dev inşaat firması Bulgaristan'da çok büyük bir konut projesini tamamlamak üzereymiş. Bu tabii Türk müteahhitlerinin yurtdışında iş yapması açısından çok önemli. Yurtdışında yapılan ve satılan her ev Türkiye'ye döviz olarak geliyor. Ancak bu dev Türk firması asıl satış politikasını Türkiye olarak belirlemiş. Bu nedenle potansiyel müşteriler özel uçaklarla Bulgaristan'a götürüyormuş. Müteahhit firmanın son Bulgaristan seyahatine davetli olarak katılan bir dostum ayrıntıları anlattı. Firma Bulgaristan'a Türkiye'nin her tarafından müşteri götürüyormuş. Arkadaşım Bulgaristan'da yapılan konut kompleksini anlatırken “Öyle küçük yer değil, site gibi de değil, İstanbul Bahçeşehir gibi bir düşün” dedi. Sonra da “Öyle sanıyorum ki müşteri portföyü de genellikle dindar ve muhafazakâr kesimden” diye konuştu. “Bunu zaten çoğu kişinin kılığına kıyafetine bakınca anlıyorsun” dedikten sonra “Bize her türlü hizmeti sundular. Yedik içtik geldik, ama yemeklerde kesinlikle içki verilmedi” bilgisini verdi. Arkadaşım “Biliyorsun içki ile aram çok iyi değil, ama bir yabancı ülkede içkinin yasaklanmasına canım sıkıldı. Kendi paramızla içki içmek istedik bu sefer kaldığımız otelin personeli servis yapmadı. Çünkü böyle talimat verilmiş. Biz de aynı kafada birkaç kişi aramızda birini seçtik, o dışarı gitti, içki satın aldı, masaya getirdi, kendi aramızda servis yaptık, buna ses çıkaramadılar” dedi.

Arkadaşıma “Peki, bu geziye katılanlar ev aldılar mı?” diye sordum. “Tam bilmiyorum ama sanıyorum çoğu ön imzaları attılar. Çünkü zaten hemen hepsi yurtdışında bir ev alma fikrinde olanlardı, yol boyunca yaptığım sohbetlerden bunu anlıyordum” cevabını verdi. Ayrıca o koca firma ev satacağından emin olmasa o kadar insanı uçakla götürür mü? İyi de “Dindar-muhafazakar” olanlar neden yurtdışında ev sahibi olmak ister ki? Onların da mı ülkenin geleceğinden endişeleri var? Arkadaşım “O da muhtemel de, sen bakma hepsinin bu iktidarı desteklemesine, çoğu gerçeği görüyor. Ekonominin giderek bozulduğunu, iç barışın tehlikede olduğunu, çocuklarının bu eğitim sistemiyle bir baltaya sap olamayacağını biliyor” dedikten sonra asıl amacı söyledi; “Bulgaristan ve bu bölgedeki bazı küçük ülkeler belli miktarlarda para getirenlere oturma izni hatta vatandaşlık veriyor. Bu ülkeler artık Avrupa Birliği üyesi. Bir ev alarak oturma izni hatta vatandaşlık alanlar Avrupa'ya açılabiliyor.” Söylediğine göre 500 bin dolarlık ev alanlara oturma izni, 1 milyon dolar ve üstü para ödeyenlere vatandaşlık hakkı veriliyormuş. Arkadaşımın dediği doğru tabii. Bulgaristan üzerinden diledikleri zaman Avrupa'ya gidebildikleri gibi çocuklarını da bu ülkelerde okutabilecekler. Aslında ayrı bir yazı konusu ama biliyor musunuz bu iktidarın önde gelenlerinin çocukları ya da torunları imam hatiplerde veya devlet okullarında okumuyor. Tamamına yakını ya çok pahalı özel okullardalar ya da Avrupa ülkelerindeki pahalı okullarda. Müslüman ülkelerdeki bir okula çocuğunu gönderen AKP'li hiç yok. Ama ülkenin gariban vatandaşına “çocuğunu devlet okuluna gönder dindar kindar yetişsin, sen de sevaba gir” diyorlar.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Bakan olunca “Allah affediyor” tabii

AKP genel başkanı Erdoğan'ın damadı Enerji Bakanı Berat Albayrak sonunda “Evet cemaat okullarında okudum” itirafında bulundu. İtiraf diyorum ama bu bilinen gerçekti de sadece damat bey bunu açıkça söylemekten çekiniyordu nedense. Belli ki sonunda “milletin beyninin iyice muhallebiye döndüğüne” bulduklarına inanmış olmalı ki Meclis kürsüsünden “Evet okudum” dedi. Damat bey cemaatin okullarına gitmiş, ailesi varlıklı olduğu için “burs ihtiyacı” olmamış yani tam parayı vermiş bu okullara. Ama Enerji Bakanı bunca yıl cemaat okullarında okumasına rağmen aklını hiçbir beşere kiralamamış. Neden? Çünkü öyle bir ailesi varmış ki, ev de aldığı terbiye ile dininin bütün gereklerini zaten öğrenmiş. İyi de o sırada cemaati çok iyi bir şey olarak görmüyorlar mıydı? Yani kendi deyimiyle “aklını kiralamış” olsa bile bundan bir üzüntü duyacağını hiç sanmıyorum. Tabii konumuz bu değil. Ama şunu da sormak gerektiğine inanıyorum. Bugün çocuğunu cemaatin okullarına gönderen on binlerce kamu çalışanı suçlu konumunda tutuluyor. Çocuğunu cemaatin okuluna gönderen, bunu da maddi zorluklar içinde olduğu ve çocuğuna burs sağlandığı için yapan birçok kişi ya soruşturma altında ya da meslekten atılmış halde. Elbette soruşturma altında olan, tutuklanan veya meslekten atılan herkes bu durumda değil. Ama böyle olmayanlar meramlarını damat bey gibi Meclis kürsüsünden anlatıp “Allah affetsin” diyemiyorlar. Oysa damat bey umursamazca “Evet ne olmuş cemaat okulunda okudum, ama bana bir şey olmadı” diyebiliyor ve bu da geçerli sayılıyor. Olmaz ki böyle şey.

ŞAŞIRDIM

Egemen Bağış'ın umru bile değil

Çok yakın bir dostum aradı cuma günü öğleden sonra. Saat 3'ü biraz geçiyordu. Bunu özellikle belirtiyorum ki, bu yazıda adı geçecek olan kişi “yalan yazıyorlar” falan diyemesin. Arkadaşım o gün o saatte İstinye Park'ta bir müşterisi ile yemek yiyormuş. Sonrasını onun ağzından aktarayım; “İstinye Park'ın Meydan tarafındaki lokantada oturuyordum. Bir anda çakarları olan siyah dev gibi bir Mercedes alana girdi. Arkasında bir de koruma aracı. Mercedes durdu, şoför fırladı, arkadaki koruma aracından da üç kişi indi. Merakla arabadan kim çıkacağına bakıyoruz. Meğer Egemen Bağış'ın arabasıymış.” Arkadaşım “Vallahi bunu anlamıyorum, adam dünyanın yolsuzluğu ile suçlanıyor, hiç üstüne alınmıyor, hâlâ dev gibi Mercedes'le ve korumalarla üstelik gürültü çıkararak, dikkat çekerek geziyor, bu işin tılsımını biz de öğrensek” dedi. Gerçekten de bu ülkede kimse rezil olmuyor. Olmadığı gibi bir de üste çıkabiliyor. Örneğin ben bu kişinin ne iş yaptığını bilmiyorum. En az beş yüz bin liranın üzerinde fiyatı olan o dev arabayı alabildiğine göre demek ki çok varlıklı biri, ciddi bir geliri var. Mal da para da kendisinin ama ortalıkta bu kadar fütursuzca gezmesi hiçbir şeyi umursamaması Türkiye'deki “utanmazlık çıtasının” artık ne kadar yükseğe çıktığının bir göstergesi gibi geliyor bana.

Bİ SORALIM BAKALIM

O müfettiş arkadaşlar da kim?

Hemen her gün en az iki kere konuşan ve bu konuşmaları da bütün televizyonlardan canlı olarak yayınlanan AKP Genel Başkanı Erdoğan belli ki CHP'nin başına daha çok iş açacak. Dakika başı CHP genel başkanına akıl almaz ağırlıkta hakaretler eden Erdoğan'ın “arkadaşları” da CHP'li belediyeleri darmadağın ediyor. “Arkadaşlar” tanımını bizzat AKP genel başkanı kullandı. Ataşehir belediye başkanının görevden alınmasını yüzündeki gülümsemeyi saklamaya gerek duymadan halka anlatan Erdoğan “Bakın arkadaşlar çalışmış başkanı görevden aldılar. Bunun arkası gelecek” dedi biliyorsunuz. Operasyonu “arkadaşlar” yapınca Erdoğan da bunun devam edeceğini biliyor elbette. Artık Türkiye'de yapılan yasa ve hukuk dışı işlerin saklanmasına bile gerek görülmüyor. Çünkü artık itiraz edilecek hiçbir yer kalmadı. İktidar da canı nasıl istiyorsa öyle gidiyor. Tabii gidiyor da Allah muhafaza başına bir şey gelmese bari!

KOMİK

Zirveyi “medya ordusu” izledi izlemesine ama…

İstanbul'da yandaşlar tarafından “tarihi” olarak nitelenen İslam İşbirliği Teşkilatı toplantısını bir “medya ordusu” izlemiş. Bilgiyi yandaş medyadan aldım. Toplantının ne kadar önemli olduğunu ve bütün dünyanın “heyecan içinde” izlediğini anlatabilmek için yaptıkları abartılı haberlerden biriydi bu. Gerçekten 650 gazeteci izlemiş toplantıyı. Bunların ezici çoğunluğu tabii ki Türkiye'den. Toplantıyı 37 yabancı ülkeden gelen gazeteciler de izlemiş. Önce “İyi katılım” diye düşünmüştüm ki baktım 48 Müslüman ülkenin temsilcisi katılmış zirveye. Demek ki zirveye katılan ülkelerin 11'inden gazeteci gelmemiş. Bu ülkelerin gazetecisi mi yok yoksa değer mi vermemişler bilemiyorum artık. Zirvenin dış basında büyük yankı yarattığını da ballandırarak anlatıyor yandaş medya. O da gerçek değil. Dış basına baktık tabii. Gerçekten hepsinde haber var ama rutin haber gibi hepsi. Yani “İstanbul'da Müslüman ülkeler toplandı, Doğu Kudüs'ün Filistin'in başkenti olmasını önerdiler” türü haberler. Dış basında “Türkiye İslam ülkelerinin lideri, Türkiye Cumhurbaşkanı Amerika'yı dize getirdi, Müslüman dünyanın parlayan yıldızı Türkiye” gibi haberler yapmadılar.

YAZARIN TÜM YAZILARI