Reklamsız Sözcü
SAYGI ÖZTÜRK

Yandaşa ANA ve ATA kıyağı

3 Kasım 2017

Artık lüks otomobiller, kiralanan uçaklar yetmiyor. Bakanlarımızı uçak merakı sardı. Bakanlar Türk Hava Yolları, Anadolu Jet uçaklarında görünmez oldu. Cumhurbaşkanlığı koordinesinde olan uçağı kullanıyorlar. Bazen, bakanlara uçak verilmiyor. Onlar da uçak kiralatıyor. Peki kimlere, bakanlıklarıyla ilgili özel firmalara. Bu durumun giderek yaygınlaştığı, bakanlara uçak kiralayan şirketlerin de rakiplerine göre bakanlık nezdinde daha hatırlı oldukları biliniyor.
Güneydoğu'da bir ilden diğerine gidebilmek için bakanların karayolunu kullandığı görülmemiştir. Can güvenliği nedeniyle havayolu tercih ediliyor. Bırakın bakanlarımızı, üst düzey kamu görevlileri de çok zorunlu olmadıkça karayoluyla yolculuk yapmıyor, askerlerin helikopterle gidiş gününü bekliyorlar. Onların bu durumunu yadırgamıyorum. Terörle mücadele ediliyor, bölücü örgütün kamu görevlilerini hedef alan ve onları kaçırma planları olduğunu güvenlik birimleri de biliyor.

BİR HELİKOPTER ÖYKÜSÜ

Geçenlerde 8 işçimizin hayatını kaybettiği Şırnak kömür ocakları, her dönem sıkıntılıydı. 12 Eylül 1980 darbesinden önce de ocaklarla ilgili şikayet geliyordu. Dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Esat Kıratlıoğlu, Şırnak'a gidip ocakla ilgili sorunların nasıl giderileceği konusunda toplantı yapmayı planladı.
Diyarbakır'dan sonra Şırnak'a gidebilmek için helikopter tahsis edilmesi için Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren'i telefonla aradı. Komutanın brifingde olduğu bilgisi verildi. Birkaç saat sonra, Evren, Bakan Esat Kıratlıoğlu'nu aradı. Kıratlıoğlu, Şırnak'a gitmek için helikopter istediğinde Evren, “Talimat veriyorum. Yarın Şırnak'a gittiğinizde beni de ararsanız yapabileceğimiz bir şey olursa hemen talimat vereyim” dedi.
Kıratlıoğlu, Şırnak'a gidemedi. Çünkü o sabah darbe olmuştu. Genelkurmay Başkanı'nın brifingde olduğu saatte, darbeye son şekli veriliyordu. Kıratlıoğlu ise gece tank sesiyle uyandı. Şırnak denilince, eski bakan bu anısını anlatıyor.

YANDAŞA KIYAK

Cumhurbaşkanının, başbakanın yıllarca kullandığı ANA ve ATA isimli uçakların, geçen hafta içinde sessiz-sedasız satış devri yapıldı. Esenboğa'da bulunan uçaklar, hükümete yakınlığı ile bilinen bir iş adamının şirketine satıldı.
Uçak satışları için 1 milyon 390'ar bin dolara anlaşıldı. Uçakları, özelliklerini, fiyatları yakından bilenler, bu rakam için “Uçaklar sudan ucuza gitti” yorumunu yapıyor. 1 milyon 390 bin dolara satılan uçakların gerçek değerinin 5 milyon dolardan yüksek olduğunu anlatan uzmandan dinliyorum:
“Bakın o uçakların içleri yenilenmişti. Sadece iç düzeni için yaklaşık 2,5 milyon dolar harcama yapıldı. Her şeyden önce bu uçakların yedek sıfır motorları var. Bunun yanı sıra yedek parçaları da bulunuyor. İnanın, uçağın satış fiyatı, bir yedek motor fiyatının bile altında. Zaten uçak dediğinizde de ağırlık motorunda olur. Evet, emektar iki uçak hükümete yakın iş adamına satıldı ama bu kadar ucuz verilmesi doğrusu içimizi yaktı.”
Satış tamam, uçakların devri tamam da, Devletimizin bu kadar zarara uğratılmasına da “hayır” diyoruz.

Köylünün tarlası da yabancıya geçti

Ankara'nın Polatlı, Eskişehir'in Sivrihisar İlçesi arasında yaklaşık 150 bin soğan işçisi var. Bunlar, Güneydoğu'dan geliyor. Okullar açıldı ama çocukları da yanlarında. Tarım Orman İş Sendikası Genel Başkanı Şükrü Durmuş, bakanlığından önce bu vatandaşlarımızın sorunlarını Ahmet Eşref Fakıbaba'ya anlatmış, o da ilgilenir görünmüştü. Bakan oldu, ancak hemşehrileri için kılını kıpırdatmıyor.
Piyasası şöyle: Bir çuval soğan hasadı için işçiye 4,5 lira ödeniyor.  Bir işçi günde en fazla 10 çuval soğan topluyor. Yani 45 lira kazanıyor. Bu paranın 20 lirası kendisine o tarlada iş bulan “Dayıbaşı” denilen kişilere veriliyor, 25 lirası da işçiye kalıyor.
Sendika Genel Başkanı Şükrü Durmuş, vatandaşımızın sandığımız tarlaların da yabancı şirketlerin eline geçtiğini gördü. İki yabancı şirket köylünün tarlasını almış, soğan üretimini ele geçirmiş. Artık soğanımızı da başkaları üretir olmuş. Vatandaşımızı “Dayıbaşı” sömürürken, yabancı sermaye de kayıt dışı ekonomiden yararlanıyor. İş-Kur devreye sokulmuş olsa hem çalışanlar sosyal güvenceye kavuşturulur, hem de “Dayıbaşı”lığa son verilir. Ama milletvekiliyken bu konuyla ilgilenen Fakıbaba, bakan olunca bu konuyu tümden unutmuş… O garibanların çocuklarına yardım da sendikanın kısıtlı olanaklarına kalmış.
Fakıbaba, yoksulluğun kol gezdiği, “Dayıbaşı”nın ve marabanın bulunduğu bölgeden seçilmiş bir milletvekili. Oy isterken onlara verdiği sözleri unutmasın, hiç değilse sendikanın önerilerini de dikkate alıp yavaş yavaş çözüm üretsin.

Saygı Öztürk
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more