Sözcü Plus Giriş
ÜMİT ZİLELİ

Bir insanlık dersi: Güle Güle!..

19 Ağustos 2017

Onlar yoktular!..
Çok uzun zamandan beri yoktular.. Hiçbirinden en ufak bir iz bile kalmadığını biliyordum. Unutulmuş, yok edilmiş, sanki bilinçli olarak yaşamımızdan sökülüp alınmışlardı. Belki biz yok olmalarına, kopup gitmelerine ses çıkarmamış, izin vermiştik!..
-Halbuki; onlar yaşamın ta kendisiydi!.
Dostluk, arkadaşlık, omuzdaşlık, yoldaşlık, yardımlaşma, fedakarlık..
-Ve ille de sevgi!..
Karşılıksız, hesapsız, pazarlıksız, taa yüreğinin içinden sevgi!. Her şeye rağmen; kaybetmenin o yakıcı tadı boğazına bir yumru olup oturduğunda, ölesiye hınçla dolduğunda ya da umutsuz bir kıskançlığın pençesinde kıvrandığın zaman bile sevgi..
Bizler, hepimiz; kopkoyu bir nefret ortamında, nedenini hiç düşünmeksizin yakıcı bir hınç ve öfkeyle ve de anlamsız bir geç kalmışlık duygusuyla, hedef gösterilen “köşeyi” dönmeye çalışırken yitirmiştik onları!..
-Ne yazık ki, farkında bile değildik!..
Bir dostun sıcacık gülümsemesi, bir arkadaş için dökülen bir damla gözyaşı, bir yürek çarpıntısı, dolu dolu bir sarılış, coşkulu sevgiler, her türlü hesaptan uzak pırıl pırıl kahkahalar yoktu artık.. Çook uzaklarda kalmışlardı..
-Yitip gitmişlerdi!..

Sahte riyakar bir dünya!..

O kocaman boşluğu; çarpık gülümseyişler, sahte dostluklar, öldüresiye hınçlar, doymak bilmez hırslar, “ben..” diye başlayan iflah olmaz monologlar ve tabii çok ama çok acı veren yalnızlıklar doldurmuştu!..
Üstelik; onların adını bile anmak, yokluklarına içten bir “ahh” çekmek, özlem duyduğunu açığa vurmak bile ayıptı!. Bu gibilere ancak gülünür, alay edilirdi.
Bu gibiler; eski kafalı, yeni dünyayı bir türlü anlayamayan, “birey” olmanın önemini kavrayamayan, nesli tükenmeye yüz tutmuş, feodal yaratıklardı!. Yükselen değerlerin temsilcileri bu gibilere bir isim bile yakıştırmışlardı;
-Dinozor!..
Haklıydılar tabii; paranın en kutsal değer haline geldiği, “ohh, dolarlar geliyor” diye atılan gazete manşetlerinin ayıplanmak bir yana sevinçle karşılandığı, büyük çalanın baş tacı edildiği bir ortamda bu değerlere yer yoktu!..
Televole, çarkı felek kültürünün yüceltildiği, üç kuruşluk kağıt peçetenin yeni moda meyhanelerin plastik masalarında göbek atan şarkıcıyı şereflendirmek için havalara saçıldığı, kendisini köşe yazarı zanneden tetikçilerin zar zor yetişen sanatçılara, yazarlara en bayağı sözcüklerle saldırdığı, mafya bozuntusu eli kanlı katillere “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye sloganların atıldığı bir ülkede bu durum zaten son derece doğaldı!..

İnsan asla yenilmez!..

Ve ben onları, yitirdiklerimizi küçücük bir sinema salonunda buldum!..
Çok, unuttuğum kadar çok zaman önce gidenler orada, elimi uzatsam dokunabileceğim kadar yakınımdaydılar!..
Her şeye rağmen dönmüşlerdi.. Uğradıkları tüm kalleşliklere, haksızlıklara, vefasızlıklara rağmen, işte tekrar buradaydılar!..
O küçücük sinema salonunda, “binlerce yıl” sonra hıçkırıkla kahkahayı bir arada yaşamanın o tadına doyulmaz keyfine vardım.
“Güle güle” bana, aslında onların gitmediğini, hemen yanı başımızda, çağrılmayı beklediklerini gösterdi. Bir de; insan olmanın o müthiş ayrıcalığını ve “istediği taktirde” asla yenilmeyeceğini!..
Lütfen, gidin, seyredin “güle güle” filmini.. Eminim siz de unuttuğunuz kadar çok zaman önce yitirdiklerinizi bulmanın coşkusunu yaşayacaksınız. Hiç çekinmeden ağlayabilirsiniz; temizlendiğinizi,içinizin yeniden umutla dolduğunu hissedeceksiniz!.
Sevgili Metin Akpınar, Zeki Alasya, Yıldız Kenter, Şükran Güngör, Eşref Kolçak, senaryo yazarı Fatih Altınöz ve uzun yıllar sonra bize bu filmi armağan eden yönetmen Zeki Ökten, Hepinize yürekten teşekkürler, iyi ki varsınız..
-Biz de sizlerle gurur duyuyoruz!..
Sıcacık, insanı, insanlaşmayı anlatan, yönetmeni ve bazı oyuncuları çoktan aramızdan ayrılmış olan bir film üzerinden ülkenin, toplumun çırpındıkça battığı o bencilleştiren, kişiliksizleştiren bataklığı anlatmaya çalışmıştım uzun yıllar önce…
Bugün geldiğimiz noktaya baktığımda “acaba haksızlık mı etmişim?” diye düşünmeden edemiyorum!.. Bu yazının yazıldığı sıralarda henüz 15 yıllık “Fetret Devri” deneyiminden geçmemiş, insanlık değerlerinden bu denli uzaklara düşmemiş, birbirimize böylesine yabancılaşmamıştık… Bu yazıyı, bugün, yaşadığımız tüyler ürpertici yıllardan, tükenmişliğin, yozlaşmışlığın, ardından yazmaya kalksaydım, nasıl bir makale çıkardı ortaya acaba?..
-İnanın yazmaya cesaret edemedim!..
Yine de unutmayın; her şeye karşın “insan olan asla yenilmez!..”

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more