Tarihin kara sayfalarını hak ettiler!..

Bence AKP önceki gece tarihe geçmeyi iyice garantiledi!..
Aslına bakarsanız 15 yıldır alışmıştık; sahteciliklerini, başkası yerine oy kullanmalarını, gece yarıları “torba yasa” adını taktıkları, çıfıt çarşısı gibi birbirine benzemez tasarıların içine sakladıkları maddeleri muhalefetin gözünün içine baka baka geçirmelerini, ihale yasasını yüz küsur kez değiştirmelerini, genel kurulda, komisyonlarda, koridorlarda küfür kıyamet, tekme tokat “rakiplerine” girişmelerini kanıksamıştık…
Ancak böylesini ilk kez gördük, sağlık bakanı sıfatlı Recep Akdağ, hani şu yıllarca milletin sağlığından sorumlu olup sonra kızağa çekilen, Fethullah'a övgüler düzüp “Fethullahçı ortak” faciasından sonra koltuğuna geri dönen bu muhterem, anayasanın emrettiği “gizli oy” ilkesini paspas gibi çiğneyip göstere, göstere oy kullandıktan sonra “suç işliyorsun” uyarısı yapan milletvekiline aynen şu yanıtı verdi:
-Hadi lan, suç işliyorum, sana mı sorucam!..
İsteyen videosunu kolaylıkla bulup izleyebilir… Bu nezih yanıttan sonra kavga çıktı tabii!.. O esnada bir yığın AKP milletvekilinin de ne yönde oy verdiklerini oy pusulalarını “zafer bayrağı” gibi sallamalarından, hiç bir kuşkuya yer olmayacak şekilde anladık!..
Zavallı Tuncay Özkan'ın alı al, moru mor Meclis Başkanvekiline koşup, “bir kabinde üç kişi var, hileli oy kullanılıyor” şikayetine, iktidar kanadı milletvekillerinin “istediği gibi oy kullanmasına ne karışıyorsun” diye karşı çıkışlarına da tanık olduk tabii!..
-Bunun adı da “anayasa değişikliği oylaması” oldu iyi mi?!.

Tek adam rejimine TBMM'de döşenen yol!..

Birkaç saat içinde neler gördük neler…
Örneğin kimi vekiller ellerinde cep telefonu oy kabinlerinden çıkan arkadaşlarını kayda alıyordu… Diğer bir bölüm ise içinde gizli oy pusulası olan zarfları kontrol ediyordu:
-Hani olur da bir “hain” çıkabilir endişesiyle!..
İnanın utançtan benim yüzüm kızardı , bu muhteremlerin adına… Mesela AKP milletvekili Orhan Deligöz, bir elinde zarf, bir elinde kullandığı “evet” oyu göstere göstere kullandı nereye mühür bastığını.. Sonradan öğrendik ki, kardeşi Ayhan Deligöz Fethullahçı operasyonunda gözaltına alınmıştı!.. Ehh, suçsuz olduğunu, “başkanına” nasıl da bağlı olduğunu göstermesi gerekiyordu tabii!..
Sütunum yetse, tüm AKP'li oy kullanan muhteremleri, onları zapturapt altında tutan arkadaşlarını, evet çıkması için cansiperane çırpınışlarını sırasıyla anlatmak isterdim…
-Gerçekten tarih babanın defterindeki kara sayfalar bölümüne layık görüntülerdi!..
Bitmedi; Tanrı aşkına hangi ülkenin parlamentosunda iktidarın grup başkanvekillerinin, gizli oy kullanılan kabinlere girdiğini gördünüz?.. Orada parti liderini temsil eden bu muhteremler bunu da başardı!..
Onlar başardı da liderlerinin izinde yürüyen bazı MHP'li vekiller başaramadı mı sanki!.. Mesela MHP Afyon milletvekili Mehmet Parsak, kürsüye çıkıp anayasa değişikliğini aslanlar gibi savundu, “Yapılan rejim değişikliği değil, hükümet sistemi değişikliğidir” bile dedi… Hatta ben bir ara “Hangi ilin AKP milletvekili acaba” diye düşündüğümü anımsıyorum!.. Ardından bu arkadaşın “partili cumhurbaşkanlığına” karşı makale yazdığı, genel başkanının “Biz RTE'yi mutlu etmek ve başkanlık hayalini gerçekleştirmek için anayasa yapamayız, yapmayacağız” sözlerini kendi tweet hesabından paylaştığını da öğrendik!..
-Bu nasıl bir müthiş tutarlılıktır, aklımız ermedi tabii!..

“Hayır” demek bile suç mu olacak?..

Sonuçta, yukarıda anlattığım kepazeliklerin ardından anayasa değişikliğinin maddelerine geçilmesi 338 oyla kabul edildi…
Diğer bir deyişle sahneye konulan oyunlara kaşın AKP ve MHP'den önemli sayıda fire oldu… Bu demektir ki 2'nci tur ve sonrasında daha çook dans figürleri izleyeceğiz!.. Biliyorsunuz başkanlığı savunmak, gösteri yapmak, hatta “AKP'ye oy vermeyen dinden çıkar, cehennemliktir” demek tamamen serbest!.. Ama ağzınıza “laiklik”, “başkanlığa hayır” sözcüklerini aldığınız an polis gazı, basınçlı su, biber gazı, plastik mermi anında başınızda patlayıveriyor; tıpkı dün TBMM kapısı önünde olduğu gibi!..
Meclis'in Dikmen kapısında toplanan, aralarında Ankara Barosu avukatlarının, milletvekillerinin de bulunduğu yurttaşlar, bildiri okuyup, “anayasa değişikliğine hayır” dilekçesini vermek istediler. Karşılığı önce buz gibi havada buz gibi tazyikli su oldu!.. Ardından da plastik mermi, biber gazı ziyafeti geldi!..
Dün de Ankara Valiliği, bir ay boyunca açık havada gösteri yapmayı, yürüyüşü, bildiri okumayı yasakladı. Neye dayanarak? OHAL'e tabii!.. Eğer iş referanduma giderse neler yaşanabileceğini bundan daha iyi anlatacak bir örnek düşünemiyorum; bu yasak kararına bir çok kritik kentin de katılacağını öngörmek için falcı olmaya gerek yok!.. Anlatmak istedikleri de çok açık:
-Hayır demek yassak hemşerim!..
Biz bunun bir benzerini 12 Eylül cunta idaresinde, “Anayasa Referandumu” esnasında ziyadesiyle yaşamıştık!..
Bu arada itiraflar da art arda geliyor. Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli oylama sonrası yaptığı konuşmada “istikrarsızlaştırmayı destekleyenler cumhurbaşkanlığı sistemine karşı çıkıyor” dedikten sonra tarihe geçmesi gereken şu itirafı dillendirdi:
-Türkiye'nin her zaman bir Recep Tayyip Erdoğan oluşturma garantisi yok. O zaman bunu sistemle garanti altına almaya çalışacağız!..
Gerçekten bravo, gayet açık yürekli bir söylem!.. Biz de hâlâ safiyane bir şekilde 18 maddelik metin üzerinde tepinip duruyoruz!..
-Muhteremler açıkça nereye doğru yol aldıklarını anlatıyorlar, daha ne desinler?!.