Sözcü Plus Giriş
ÜMİT ZİLELİ

Yeni Türkiye’nin zavallı halleri!..

15 Eylül 2017

Bilgisayarı açtım; “Yeni Türkiye'nin” insan olana azap veren haberleri art arda ekranı istila etmeye başladı!..
Uzunca bir süre hangisini yazacağıma karar vermeye çalıştım; sonra bu ülke yurttaşlarının hepsinden haberdar olmasının doğru olacağını düşündüm… Bu ülkede yaşayan her bireyin, bizlere sunulan “Yeni Türkiye'nin” nasıl bir şey olduğunu bilmeye, öğrenmeye, üzerinde düşünmeye hakkı vardı doğal olarak…
Önce en vahşi, en barbarca olanından başlayalım; HDP eski Eş Genel Başkanı Aysel Tuğluk'un annesi Hatun Tuğluk, geçtiğimiz gün yaşamını yitirdi. Kocaeli Kandıra F Tipi Cezaevi'nde tutuklu bulunan Tuğluk, annesinin cenaze törenine katılmak için izin aldı. Ankara Batıkent'teki Cemevi'nde yapılan törene ve İncek Mezarlığı'ndaki defin törenine jandarma gözetiminde katıldı.
Mezarlıkta defin işlemi yapılırken mezarlık çevresinde toplanan bir güruh, töreni engellemek istedi. Cenazeye katılanlara saldırmaya çalışan grup şöyle bağırıyordu:
-Burada şehit cenazesi var, buraya terörist cenazesi gömdürmeyiz. Burası Ermeni mezarlığı değil!..
Bu ahlaksız saldırı sonrası o mezarlıkta rahat bırakılmayacağı düşünülen Hatun Tuğluk'un defnedilen cenazesi ailenin kararıyla mezardan çıkarıldı. Cenazenin Tunceli'de toprağa verileceği açıklandı…
-Yeni Türkiye'de, ölene bile rahat, huzur yoktu!..

Yaşayana ise adalet bile yok!..

Kanun Hükmünde Kararname ile işlerinden atılan, 194 gündür ölüm orucunu sürdüren, Terör örgütü üyesi oldukları, örgüte prim kazandırmak için ölüme yattıkları savıyla tutuklanan eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Akça'nın dün Ankara Adliyesi'nde duruşması vardı…
-Ama ikisi de ilk duruşmaya getirilmedi!..
Jandarma, “yeterli personelim yok, duruşmaya getirirsek kaçırmaya çalışabilirler” gerekçesiyle iki eğitimcinin savunma hakkı yok edildi!.. Herhalde bu gerekçenin çok komik kaçtığını görmüş olacaklar ki, ardına “sağlık durumu, salonun hijyenik durumu” gibi gerekçeler de eklediler! Zaten duruşmaya iki gün kala da Nuriye ve Semih'i savunan 18 avukat derdest edilip gözaltına alınmıştı…
Bu yeterli gelmemiş olacak ki duruşma öncesi Tele1 televizyonunun sorularına yanıt vermek için programa katılan CHP Milletvekili Mahmut Tanal, canlı yayın sırasında polis tarafından engellendi, telefonu zorla kapattırıldı!..
O da yetmedi, basın açıklaması yapmak isteyen savunma avukatları ve davayı izlemeye gelenlere polis tekme, cop ve biber gazıyla saldırdı; 39 kişiyi de gözaltına aldı… Davanın sanıklarının katılamadığı ilk duruşmada savcı boş sanık sandalyelerine karşı mütalaasını okudu ve tutukluluk hallerinin devamını talep etti, iyi mi!.. Bu yazı yazıldığı sırada sanıksız duruşma devam ediyordu!..
-Yeni Türkiye'de artık kendi duruşmanıza gitmenize bile izin yoktu!..
Memleketin bir diğer kentinde Zonguldak'ta ise iki kadın doktor, denize girmek için gittikleri halk plajında önce güvenlik görevlisinin sözlü tacizine maruz kaldılar, ardından da polis tarafından gözaltına alındılar…
-Nedeni plajda bira içmeleriydi!..
Kamuya açık Kapuz Halk Plajı'nda kitaplarını okuyup, yanlarında getirdikleri biraları içen iki doktor, güvenlik görevlisi tarafından “biranın yasak olduğu” konusunda sert biçimde uyarıldı. İki kadın, bu yasağa karşı çıkınca görevli şöyle karşılık verdi:
-Bayan olmasanız kolunuzdan tuttuğum gibi tekme, tokat dışarı atardım!..
Şu inceliğe, nezakete bakın! Ardından polis geldi, iki kadın doktor “çevreye rahatsızlık verdikleri” gerekçesiyle önce hastaneye götürülüp alkol ölçümü yapıldı. Daha sonra karakolda zabıt tutuldu. Alkol almaktan değil, çevreyi rahatsız etmekten 109 lira para cezası uygulandı. İki kadın bu cezayı kabul etmedi, zaptı imzalamayı da reddetti…
-Yeni Türkiye'de hem kadın olup, hem de bira içmek “çevreyi rahatsız etmek” için yeterliydi!..

“Değerlerimize ters!”

Biliyorsunuz, bazı belediyeler, özellikle 15 Temmuz darbe girişiminden sonra kent meydanlarına o günü anlatan heykeller dikmişlerdi…
Bunların birçoğunda Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan'ın heykeli de bulunuyordu… Ancak bunlar o kadar çirkin ve Erdoğan'a benzemeyen heykellerdi ki, doğal olarak tartışmalar başladı. İş o dereceye vardı ki, Kocaeli'de açılan Demokrasi Şehitleri Parkı'nda bulunan ve Erdoğan'a hiç benzemeyen büst alay konusu olunca Belediye Başkanı Nevzat Doğan kendisini şöyle savundu:
-Zaten hiç kimse Erdoğan'a benzeyemez!..
Valla aynen böyle söyledi!.. Bu tartışmalara noktayı ise yine Erdoğan koydu. Bazı belediyelerin şahsının heykel veya benzer görsellerini yaptığını duyunca çok üzüldüğünü belirtip şöyle dedi:
-Ben ne heykel istiyorum, ne masklar, ne bu tür görseller, bunları hemen kaldırttık zaten. Bunlar bizim değerlerimizle çatışıyor!..
Aynen böyle; heykel, resim, mask, büst gereksiz, yapılmaması gereken boş ve değersiz işler… Ankara Büyükşehir Belediye başkanı Melih Gökçek, yıllar önce zaten mesajı gayet net biçimde vermişti:
-Yeni Türkiye'de heykelin de, sanatın da içine ancak tükürülür!..
Türkiye'yi baştan sona imam hatiplerle dolduran Milli Eğitim Bakanlığı, son olarak imam hatip okullarının açılmasına yönelik “nüfus şartını” değiştirerek, Türkiye'deki 191 ilçede yalnızca bu okulların açılmasını sağladı! Fen lisesi, güzel sanatlar, ve spor liselerinin açılmasını da zorlaştırdı!..
-Artık bu okullarda Cumhurbaşkanının da işaret ettiği “değerlerimiz ile çatışmayan” Yeni Türkiye'ye yakışan eğitim verilecektir zannımca!..