Şah Fırat Operasyonu yapılmasaydı…

Türkiye çabuk unutuyor.
Oysa bundan sadece iki yıl önce, Türkiye'nin mevcut sınırlarıyla bağlantısı olmayan tek karasal toprak parçasının “taşınmasını” konuşuyorduk.
Suriye'de, resmen Türkiye Cumhuriyeti toprağı olan Süleyman Şah Türbesi, Ahmet Davutoğlu'nun Başbakanlığı döneminde, bir gece ansızın “taşınıverdi”.
Operasyona “Şah Fırat” adı verildi. “IŞİD'in Süleyman Şah türbesinin etrafını sardığı” gerekçesiyle, türbe TSK'nın Suriye'de gerçekleştirdiği ilk kara sınırötesi operasyon ile Türkiye sınırına daha yakın bir bölgeye taşındı.
O dönemde AKP Hükümeti'nin arası henüz YPG-PYD ile bu kadar bozuk değildi. YPG-PYD de, “operasyona destek verdiğini”, en azından “IŞİD'e karşı Türk birliklerine uzaktan koruma” sağladığını açıkladı.
O zamanki hamasi kahramanlık nutukları çerçevesinde pek konuşulmadı.
– Ama AKP hükümetinin PYD-YPG'yi “PKK terör örgütünün Suriye uzantısı” ilan ettiği…
– Fırat Kalkanı Operasyonu ile TSK unsurlarının Cerablus ve El Bab'ı alıp, yüzünü Menbiç'e döndüğü…
– Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP'li bakanların “PYD-YPG Menbiç'ten çekilsin, yoksa biz çıkarırız” nutukları attığı bugünün şartlarında sormak gerekiyor:

10zeynep-harita15cm

Acaba Şah Fırat Operasyonu'nun sonucu Türkiye'nin lehine mi, aleyhine mi oldu?
Bunun için Süleyman Şah türbesinin eski ve yeni yerlerine bakmak gerekiyor.
Şah Fırat Operasyonu ile taşınmadan önce Süleyman Şah türbesi, Fırat'ın doğusunda, tam nehir kıyısında bulunuyordu. Menbiç ile arasında sadece Fırat Nehri vardı. Bugün YPG-PYD'nin kontrol ettiği bölgenin neredeyse tam ortasındaydı.
Nitekim YPG-PYD, Türkiye Süleyman Şah türbesini taşıdıktan sonra Menbiç'e yürüdü ve kenti IŞİD'den teslim aldı.
Şimdi Türkiye, Menbiç'i PYD-YPG'den temizlemekten her bahsettiğinde, karşısında hem Rus, hem ABD, hem de Esad'ın askerlerini görüyor.
Türkiye, türbenin yerini değiştirmeseydi acaba ne olurdu? Oradaki küçücük de olsa TSK varlığının bulunması, Türkiye'yi şu anda Suriye'nin kuzeyinde yaşanan durumda “daha güçlü/daha haklı” kılmaz mıydı?
Yazılan tüm o kahramanlık öykülerine bakmayın; haritaya bakın.

Kriz sırası Balkanlar'da…

AKP'nin dış politikada kriz yaşadığı ülke listesi uzun.
Üstelik 16 Nisan referandum sürecinde, bu listeye bilerek/bilmeyerek yeni ülkeler, bölgeler ekleniyor.
Gerek Cumhurbaşkanı Erdoğan, gerek AKP'li bakanlar henüz yüksek sesle “eyyy” nutukları atmasalar da, Suriye'de YPG-PYD nedeniyle hem Rusya, hem ABD ile büyük kriz yaşanıyor.
Avrupa ile “referandum krizi” bir ülkeyle başladı, genişleyerek sürüyor. Ortalıkta karşılıklı “Nazi-diktatör” suçlamaları gırla gidiyor.
“Barıştık” denilen İsrail, ülkede görev yapan bir TİKA yetkilisini tutukladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan mitinglerde/yurtdışı gezilerinde yaptığı konuşmalarda doğrudan İran'ı hedef almaktan kaçınmıyor.
Tüm bu karmaşa içinde, en sakin bölge Balkanlar gibi görünüyor.
Gerçekten öyle mi?
Genelkurmay Başkanı'nın, yanına kuvvet komutanlarını da alarak Kardak önlerinde poz vermesiyle Yunanistan'la başlayan gerginlik malum.
Buna son dönemde, Trakya'daki diğer komşu Bulgaristan'la da kriz eklendi. Kriz, Bulgaristan'daki seçimlerle ilgili.
Bulgaristan'da bir dönem hükümet kurulmasında kilit durumdaki, Türk kökenlilerin partisi Hak ve Özgürlükler Hareketi bölündü, içinden Dost Partisi çıktı. Şimdi Türk kökenliler diğer partilerden çok, birbirleriyle rekabet içindeler.
Bulgaristan, Dost Partisi'ne AKP Hükümeti'nin -Türkiye konsolosluğunda görevli bir imam aracılığıyla- para aktardığını öne sürüp, imamı sınırdışı etti. Türkiye de “mütekabiliyet” deyip, Bulgaristan'ın İstanbul Başkonsolosluğu'ndan bir diplomatı gönderdi.
Türkiye'nin Sofya'daki Büyükelçisi Hüseyin Gökçe'nin, seçimlere katılan bir partinin, Dost Partisi'nin tanıtım videosunda oynadığı ortaya çıktı.
Ve Bulgar Hükümeti son olarak, seçimlerine Türkiye'nin “müdahale ettiğini” önü sürdü, Ankara'daki Büyükelçisi'ni geri çekti.
Balkanlar'daki kriz bu iki ülkeyle de sınırlı değil; Sırada Makedonya var gibi görünüyor.
Çünkü Makedonya'da da AKP Hükümeti'nin bir siyasi partiye, BESA'ya dışardan para yardımı yaptığı iddiaları gazetelere yansımaya başladı. Henüz bu konu diplomatik sorun haline gelmese de, yakın dönemde kriz çıkarmaya aday.
Kısacası, bir Balkanlar kalmıştı AKP'nin kriz çıkarmadığı, o da oldu…

ANKARA FISILTISI

ABD de “Kandırdı”…

AKP hükümetinin kandırılma dosyası uzun… iktidarın başından itibaren yıllarca FETÖ;
Gazze konusunda İsrail…
Suriye'de Esad…
Çözüm sürecinde PKK…
“Bu kadar tecrübeden sonra artık bir daha kandırılmazlar” diyorduk ki, listeye biri daha eklendi. Hem de yakın zamanda;
Bakın sadece Ankara kulislerini değil, uluslararası kulisleri de meşgul eden yeni “kandırılma” hikayesi nasıl gelişti;
Donald Trump'ın seçim kampanyası sırasında, en yakınındaki isimlerden emekli General Michael Flynn'in Fethullah Gülen hakkında yaptığı açıklamalar, Ankara'da büyük memnuniyet yaratmış, AKP hükümeti ve yandaş medyanın Trump lehine dönmesini sağlamıştı.
Trump, göreve gelir gelmez Flynn'i Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak atadı. Ancak emekli generalin bu görevi uzun ömürlü olmadı; Flynn, Rusya'yla ilişkileri nedeniyle daha ilk ayında istifa etmek zorunda kaldı.
İstifa sonrası ABD Adalet Bakanlığı'na, kurduğu lobi şirketinin yaptığı anlaşmalara ve faaliyetlerine yönelik bir dosya sundu. Dosyada, Türk işadamı Ekim Alptekin'in şirketinin Türkiye'nin lobisini yapması için Flynn'e toplamda 530 bin ABD Doları verdiği bilgisi yer aldı.
Ancak ABD Adalet Bakanlığı dosyasındaki bir başka rakam çok daha ilginç;
Flynn'in şirketi aynı dönemde Rusya'nın lobisini yapmak için de Rus şirketleri ile çeşitli anlaşmalar yapmış.
Rusya'dan bir siber güvenlik şirketi, hava kargo şirketi ve Kremlin'e yakın bir medya kuruluşu Flynn'in şirketiyle lobi çalışmaları için toplamda 50 bin dolar vermişler.
Yani aynı kişiye, lobi faaliyetleri için Türkiye 530 bin dolar, Rusya 50 bin dolar ödemiş.
Kulislerde, Lobi için koskoca Rusya 50 bin dolar verirken, onun on katı para veren Türkiye de Flynn tarafından “kandırılmış” olabilir mi söylentisi almış yürümüş durumda…

Loading...