Sözcü Plus Giriş

Tony Blair: Bugünün siyaseti kötümserlik üzerine kurulmuş

Dubai'de geçen hafta gerçekleşen Küresel Eğitim ve Beceriler Zirvesi'ne konuşmacı olarak katılan isimlerden biri de İngiltere'nin eski başbakanı Tony Blair'di. Kurucusu oladuğu Tony Blair Enstitüsü'nde çalışmaya devam eden deneyimli siyasetçi sorularımızı yanıtladı.

Özlem GÜRSES
16:24 -
Tony Blair: Bugünün siyaseti kötümserlik üzerine kurulmuş

Geçtiğimiz hafta Dubai'de gerçekleşen Küresel Eğitim ve Beceriler Zirvesi'nin konuşmacılarından biri de Tony Blair'di.  İngiltere'de 10 yıl Başbakanlık yapan Blair, sol eğilimli partisine getirdiği “küreselci” bakış ile hem çok sevilmiş, hem çok eleştirilmişti.

Blair, aktif siyaseti bıraktıktan sonra kurduğu Tony Blair Enstitüsü'nde, bir kanaat önderi olarak çalışmaya devam ediyor.  Dubai'deki zirvede bir salon dolusu dinleyici kendisine sorular yönelttik, çıkışta ise sohbetimiz için usulüne uygun bir de “selfie” çektirdik. Blair, bugünün siyasi yaklaşımlarının bizi çıkmaz sokaklara hapsettiğini söylese de, gelecekten umutlu…

Özlem Gürses, etkinlik sonrasında sorularını yanıtlayan Tony Blair'le selfie çekti.

Özlem Gürses, etkinlik sonrasında sorularını yanıtlayan Tony Blair’le selfie çekti.

Özlem Gürses: Siz, 10 yıllık görev sürenizde en çok “eğitimi” önceleyen bir Başbakan'dınız. Kampanyanızdaki “eğitim, eğitim, eğitim” cümleniz unutulmazlar arasında…

Tony Blair: Tüm hükümetler eğitimi öncelik aldıklarını söylerler ama bunu gerçekten hayata geçirmek çok daha kararlı bir vizyon ister. Bugün hala görevde olsaydım, eğitim konusunda çok daha cesur kararlar alırdım. Eğitim siyasette reform yapılması en güç alanlardan biri. Bu benim başbakan olduğum yıllarda da böyleydi, bugün de böyle. Üstelik bugün, genç nesli “yaratıcı düşünce” üreten kişiler olarak eğitmek zorundasınız. Yani sadece sınavlarını geçen akıllı gençler olmaları yeterli değil. Oğlum mesela, şu anda hala final sınavlarını veriyor, görüyorum ki bilgi artık size öğretilen bir şey değil, internetten ulaşabildiğiniz ve mutlaka “yorumlayarak yeniden üretmeniz” gereken bir şey. Belki de bu nedenle “özgür ve yaratıcı düşünce” her zamankinden daha değerli oldu…

Yaratıcı düşünce, sadece öğrenmek değil, öğrendiğinizden bir anlam üretmek, hatta kendi ürettiğiniz anlam da dahil olmak üzere her bilgiyi sorgulamak… bence eğitimin gittiği ve gitmesi gereken yer burası. Bütün bu yeni eğitim yaklaşımının ekonomik kalkınmayla da yakından ilgisi var. Evet, ben başbakanken eğitim konusunda önemli adımlar attım, ama eğer bugün hala görevde olsaydım inanın eğitimde çok daha devrimci kararlar alırdım. Çünkü bence bir toplumu iyi yönde dönüştürmek için belki de en güçlü alan orası. Bugün dünyanın en gelişmiş ülkelerine bakarsanız, özellikle ve öncelikle eğitim alanında başardıklarını görürsünüz. Eğer başarmak istiyorsanız, her ülkenin yapması gereken de budur; gelecek nesilleri nasıl daha iyi eğitebileceklerinin yollarını bulmak…

Ö.G: Teknolojiyle aranız nasıl?

TB: Teknolojiyi çok iyi anlayan biri değilim ama teknolojinin yaşantılarımızı nasıl değiştirdiğini görüyorum. Teknoloji genç kuşakların eğitimi konusunda da büyük değişimler yaratıyor, yaratacak. Dünyada bir devrimi tetikliyor teknoloji. Sosyal hizmetleri, yerel yönetimleri, iş ve istihdam alışkanlıklarımızı her şeyi baştan düşünmek zorundayız.

ÖG: Bütün bu ezber bozan gelişmeleri yaratan teknoloji liderleri ile siyasetin karar vericilerini nasıl bir araya getirebiliriz?

TB: Teknolojik gelişmelerle çok sayıda insan da işinden olacak belki. Bu ve benzeri sorunların aşılmasında iki grup nasıl diyalog içinde çözüm üretebilir ? Tony Blair Vakfı'nda da bu yönde çalışmalar yapıyoruz… Siyaset, sizin aktif olduğunuz yıllardan çok farklı şekilleniyor sanki, dünyada bir “demokrasi krizi” olduğu söyleniyor. Batı'nın yıllardır büyük emek ve direnişle inşaa ettiği “demokratik değerlere” karşı Doğu'nun “hızlı karar veren bir güçlü adam” modeli… haklısınız. Bu iki yaklaşım karşı karşıya şu anda. Siyaset çok radikal bir biçimde değişti. Bunun bir çok nedeni var mutlaka, ama en çok 2000'lerin başında yaşanan finansal kriz ve sosyal medyanın etkilerini sayabiliriz. Sözlerimi dikkatle seçerek cümleyi kurmak isterim ama; siyasette öğrenmemiz gereken en temel bilgilerden biri, en yüksek sesle bağıranların her zaman en öncelikli olarak duyulması gerekmediği gerçeğidir.

ÖG: Oysa sosyal medya bunun tam tersi!

TB: Sosyal medyada fazlasıyla bağırış çağırış var. Hele bir de ana akım olması gereken medya bu bağırış çağırışa kapılıp haber yapınca, kutuplaşmış toplumlar kaçınılmaz hale geliyor. Ve ne yazık ki bu karşıt gruplar birbiriyle asla konuşmaz, dinlemez ve hatta eğer dikkat edilmezse birbirinden nefret eder noktaya sürükleniyor. Oysa benim kuşağımın temsil ettiği siyasi anlayışta, fikirlerimiz birbirinden ne kadar uzak olursa olsun, farklı gruplar arasında “köprüler kurabilme” geleneği vardı.

Bugün bu anlayış neredeyse kaybolmuş durumda. Bugün siyaset, kendi taraftarlarınızı artırırken, karşı tarafın da sevgisizliğini kazanmak üzerine kurulu. Oysa biz, özellikle de herkesi ilgilendiren büyük konularda, mutlaka birbirimizi dinlemeye özen gösterirdik. Bizden farklı düşünen insanların da haklı endişelerini ve eleştirilerini anlamaya çalışırdık.

ÖG: Son olarak Tony Blair Vakfı ne yapıyor?

TB: Enstitümüzde geleceğe yönelik ilerici bir iyimserlik inşa etmeye çalışıyoruz, merkez siyasetin manifestosunun da bu olması gerektiğini düşünüyorum. Değişimi savunan, değişimdeki fırsatları gören ümitli bir merkez… Çünkü bugünün siyaseti geleceğe yönelik kötümserlik anlayışı üzerine kurulu, böyle bir siyaset her zaman “suçlayacak” birilerini arar ve mutlaka bulur. Bu yaklaşım solda iş dünyasını hedef alır, sağda ise mesela mültecileri… Ve bana sorarsanız her iki yaklaşımın da geleceğin risklerini yönetme kapasitesi yok.

Son güncelleme: 16:28 28.03.2018
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more