Reklamsız Sözcü
CAN ATAKLI

28 Şubat davasında sıra medyada

11 Nisan 2018

DEDİKODU

28 Şubat davasında sıra medyada

İki gün sonra Türkiye'nin en büyük davalarından birinde muhtemelen karar açıklanacak.
Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen “28 Şubat” davasında savcı yargılanan 103 sanıktan 60'ı hakkında ağırlaştırılmış müebbet, 39'u için ise hakkında beraat istemişti.
Mahkeme cuma günü saat 14.00'te yapılacak 105'inci oturumunda kararını açıklayacak.
Daha önce de bazı bilgiler aktarmış olan saraya yakın bir kaynağım aradı hafta içinde.
“Oda TV'de Müyesser Yıldız'ın yazısını okudun mu?” diye sordu.
“Hepsini okuyorum da, hangisini kastediyorsun” dedim.
28 Şubat davası ile ilgili olanı kastediyormuş.
Yıldız davanın son duruşmasına sıranın geldiğini buradan 60 ağırlaştırılmış müebbet çıkabileceğini yazmıştı.
Yazının iki noktası hem önemli hem de çok ilginçti. Çünkü Müyesser Yıldız bu davanın bitmesiyle birlikte “28 Şubat'ın medya ve iş dünyası ayağına sıra geleceğini” belirtiyordu.
Yıldız, ayrıca karar gününün 13 Nisan olarak belirlenmesinin de “üstü kapalı” bir anlamı olduğunu vurguluyordu.
13 Nisan yakın tarihimizdeki “31 Mart vakasının” başladığı gün.
Ankaralı kaynağım “İki tespit de çok doğru” dedi. “Böylelikle 31 Mart'tan sonraki ağır yenilginin de intikamı alınıyor bir anlamda” diye de ekledi.
Saraya yakın kaynağım “Mahkemenin çok sayıda eski generale ağırlaştırılmış müebbet verme eğilimi var” dedikten sonra “zaten kendilerinden beklenen de bu, dava özellikle fazla sansasyon yaratmadan yürütüldü, asıl gürültü sonunda koparılacak” diye ekledi.
Mantığı şuymuş; 28 Şubat dinci çevrelerin en çok konuştuğu ve intikamının mutlaka alınması gerektiğine inandıkları konu.
Ancak 28 Şubat'ı sadece askerlerin yapmadığına, medya, iş dünyası ve bürokrasi ayağının mutlaka hesap vermesi gerektiğine de inanıyorlar.
Askerlerin yargılandığı davadan çok ağır cezaların çıkması sonucu başlatılacak kampanya ile “Ne yani bütün suçlular bu generaller mi, o günlerin gazete manşetlerini, iş dünyasının brifinglere koşturmalarını unutmadık. Sadece askerlere ağır ceza verilmesi vicdanlarımızı da rahatsız eder. Suçu olan herkes ortaya çıkarılsın” denilecekmiş.
Ankaralı kaynağım “hedefteki kişileri az çok tahmin edersin” dedikten sonra ekledi “Bazı çevrelere göre Doğan medyasının satılmasıyla Aydın Doğan'ın bu davadan kendini kurtaracak. Oysa benim izlenimlerine göre durum tam tersi. Aydın Bey medyası elindeyken iyi kötü kendini koruyabilecek konumdaydı, şimdi çırılçıplak kaldı” dedi.
“Peki” diye sordum “Satış yaptırılırken Aydın Doğan'a bu güvence verilmedi mi?”
Ankaralı kaynağım güldü ve şunu söyledi; “Bu iktidarın güvencesi mi olur. Ama sanıyorum Aydın Bey de bunu biliyordur. Bir süre dinlenme bahanesiyle yurtdışına çıkar artık.”
Kaynağım son olarak da “Bak” diye konuştu “Şu sıralar Doğan Grubu'nun başına geçmek için çırpınan bir yazar var. 28 Şubat'tan sıyrılmak için sarayı bile tiksindiren yalakalıklar yapıyor. Bana göre o da yırtamaz.”

BUNU YAZMAK GEREK

Müebbet istenen eski generaller

Bugün artık sonuna geldiğimiz 28 Şubat davası 2013 yılında tıpkı Ergenekon ve Balyoz davalarında olduğu gibi “dalga dalga” başlatılmıştı.
28 Şubat döneminin ünlü generalleri kısa aralıklarla evlerinden alınıp önce emniyete götürülmüş, buradaki uzun sorgularından sonra mahkemeye çıkarılmış ve tutuklanmışlardı. Daha sonra Anayasa Mahkemesi'nin “uzun tutukluluklarla” ilgili aldığı kararlardan sonra 28 Şubat sanıkları da salınmıştı.
Cuma günü yapılacak 105'inci duruşmada haklarında “ağırlaştırılmış müebbet hapis” verileceği söylenen isimler şöyle; Dönemin Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, dönemin Genelkurmay 2. Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir, Çetin Doğan, Erol Özkasnak, Muhittin Erdal Şenel, Kenan Deniz, İlhan Kılıç, Yıldırım Türker, Çetin Saner, Kamuran Orhon, Vural Avar, Hayri Bülent Alpkaya, Hikmet Köksal, Ahmet Çörekçi, İdris Koralp, Fevzi Türkeri, Çetin Dizdar, Hakkı Kılınç, Mustafa Bıyık, İbrahim Selman Yazıcı, Abdurrahman Yavuz Gürcüoğlu, Serdar Çelebi, Mustafa Babacan, Orhan Nalcioğlu, İsrafil Aydın, Cevat Temel Özkaynak, Ayhan Cansevgisi, Orhan Yöney, Ersin Yılmaz, Köksal Karabay, Hüsnü Dağ, Oğuz Kalelioğlu, İsmail Ruhsar Sürmer, Şevket Turan, Metin Yaşar Yükselen, Şükrü Sarıışık, Refik Zeytinci, Yücel Özsır, Altaç Atılan, Aydan Erol, Mustafa Hakan Bural, Yahya Kemal Yakışkan, Yahya Cem Özarslan, Ziya Batur, Bahaddin Çelik, Ruşen Bozkurt, Ünal Akbulut, Sezai Kürşat Ökte, Cengiz Çetinkaya, Ahmet Aka, Alican Türk, Osman Atilla Kurtay, Erkan Yaykır, Mehmet Aygüner, Erdal Ceylanoğlu, Ergin Celasin, İzzettin İyigün, Halil Kemal Gürüz, Sedat Arıtürk ve Erdoğan Öznal.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Muhtarlara silah eğitimi tatsız bir gelişmenin habercisi olmasın

Bursa'da Polis Haftası nedeniyle düzenlenen törenlerde Bursa Emniyet Müdürü Osman Ak, 30 muhtarı poligona götürerek atış yaptırmış.
İlk bakışta “Polis Haftası nedeniyle yapılmış bir etkinlik” olarak görülebilir.
Ama bana göre hiç de öyle değil.
İnsanın zihnine ister istemez “Türkiye bir çatışma ortamına mı hazırlanıyor?” sorusu takılıyor.
Sürekli ayrıştırılıyoruz.
Sürekli düşmanlık körükleniyor.
Sürekli iç çatışma tehditleri yapılıyor.
Silahlanma çok artmış.
İnsanlar evlerine pompalı tüfek depoluyor.
Ruhsatı olsun olmasın silahla gezenlerin sayısı giderek artıyor.
Son bir yılda güya “kaybolan” silah sayısında anormal bir artış var.
Böyle bir ortamda “sarayın da gözdeleri” olan muhtarlara sembolik de olsa atış eğitimi verilmesi, emniyet müdürün ile muhtarlar arasında “Menbiç'e mi gidelim yoksa Kandil'e mi?” esprilerinin yapılması çok tatsız gelişmelerin habersisi de olabilir.
Herkes aklını başına toplamalı. “Ölmek/şehit olmak” ve “öldürmenin” iktidar ve yandaşları tarafından “yükselen değer” haline getirildiğini görmeli ve bu tuhaf gidişin önünü kesmeliyiz.

ŞAŞIRDIM

Boğaz'daki gemi kazası için “kaza değildi” diyenler de var

Türkiye artık iyice “paranoyaklar” ülkesi oluyor galiba.
Artık pek çok kimse olaylara “olduğu gibi” bakmak yerine altında mutlaka bir şeyler aramaya çalışıyor.
Açık söyleyeyim bu iyi bir duygu değil.
Örneğin cumartesi günü İstanbul Boğazı'nda büyük bir kaza yaşadık.
Dümenini kilitlendiği söylenen yaklaşık 300 metrelik dev bir gemi İstanbul Boğazı'nın en tarihi yalılarından birine çarptı.
Uzun yıllardır bu tür bir kaza yaşamıyorduk.
Kazadan sonra farklı kişilerden “Bu kaza aslında kaza olmayabilir” sözlerini duydum.
Yalan söylemeyeyim gerçekten aklıma “Kanal İstanbul” gelmemişti.
Bu kazaya kaza demeyenler “Kanal İstanbul'u yaptırmak için bu tür kazalar mı yaptırıyorlar?” diye soruyordu.
İlk anda “Haydi canım o kadar da saçmalamayın” demek geçiyordu içimden ama bir de baktım ki Erdoğan Demirören'e verilen Doğan Grubu'nun en yandaş yazarlardan biri “Gördünüz mü Kanal İstanbul'un ne kadar gerekli olduğunu” diye yazmaz mı?
Kazanın kaza olmadığını düşünmenin hâlâ paranoya olduğuna inanıyorum ama yandaşların bu akıl almaz komploculukla halkın beynini yıkama becerisine de şapka çıkarmaktan başka çare bulamıyorum.

Bİ SORALIM BAKALIM

Rusya ile “papaz” olacak mıyız?

Herhalde Suriye'de yeni bir “kimyasal krizin” çıkmasını kimse beklemiyordu.
Ama her nasılsa Trump, Suriye'den çekileceklerini açıkladı, hemen ardından Suriye Başkanı Esad'ın Doğu Guta'da kimyasal silah kullandığı haberleri yayıldı ortalığa.
Amerika Başkanı Trump hemen “hayvan Esad” dedi ardından Suriye'nin mutlaka cezalandırılacağını açıkladı.
Ardından “kimliği belirsiz” füzeler düşmeye başladı Suriye'deki askeri tesislerin üzerine.
Esad “Amerika'dır” dedi, Rusya “İsrail yaptı” diye açıklama yaptı.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıya çağrıldı. Tartışmalar yaşandı.
Amerika Esad'ın kimyasal silah kullandığını söylerken Rusya da bunun olmadığını ileri sürdü.
Buraya kadar olayın özetini okudunuz.
Bunlar önemli değil bizim için. Sorun bu beklenmedik olaydan sonra Rusya ile papaz olup olmayacağımız.
Saray danışmanın iddiasına göre Rusya sayesinde Afrin operasyonunu yaptık.
S-400 füzelerini alıyoruz.
Ruslara bir nükleer enerji santralı yaptırıyoruz, üstelik sahibi de olacaklar ve bize pahalı elektrik satacaklar.
Ruslarla iyi ilişkilerimize de güvendiğimiz için belki Amerika'ya kafa tutar gibi yapıyoruz.
Ama gelin görün ki Türkiye istihbaratı nereden aldıysa artık bilemiyorum, Esad'ın kimyasal silah kullandığının kesin olduğunu açıkladı.
Rusya “yok” diyor, AKP hükümeti ise “kesin var” diyor.
Bir gün Rusya'nın bir gün Amerika'nın yanında duruyormuş gibi yapmak bizi daha ne kadar idare edecek acaba?

sozcu-banner-1

6662’ye SOZCU yaz gönder, reklamsız sözcü plus’a anında abone ol. (Türkiye'den)

Can Ataklı
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more