Sözcü Plus Giriş
CAN ATAKLI

Aday arayışı yerine seçime katılma oranını yüzde 50’nin altına düşür!

5 Mart 2018

ÖNERİ

Aday arayışı yerine seçime katılma oranını yüzde 50'nin altına düşür!

Türkiye'nin gündemindeki en önemli konu eğer yapılacaksa 2019'daki başkanlık seçiminde Tayyip Erdoğan'ın karşısına kimin çıkacağı.
Muhalefet partileri Erdoğan'ı taklit ederek “ittifak” görüşmeleri yapıyorlar.
Hepsi “herkesin oy vereceği aday” arayışında.
Genel inanış şu; “iyi bir aday bulunursa seçim kazanılır.”
Kime karşı? Erdoğan'a karşı. Peki, asıl sorunumuz Erdoğan'ın başkan olması mıdır, yoksa Türkiye'nin kendi iradesiyle demokrasi, hukuk, özgürlükler ve insan haklarından vazgeçmesi anlamına gelen yeni sistemi kabul etmesi midir?
Türkiye'nin yarıdan fazlası “diktatörümü seçmek istemiyorum” dedi. 16 Nisan 2017'deki referandumda. İnsanlar bu uğurda yüreklerini koydu ortaya, günlerce, geceler boyu mücadele etti. Ama buna rağmen devletin tüm olanakları ve gücü kullanılarak hileli bir referandum sonucu “tek adam rejimi” kabul edilmiş oldu.
Şimdi hepimize bir seçim dayatılıyor. Asla istemediğimiz, gerçekleşmemesi için yoğun mücadele verdiğimiz bir sisteme uygun seçim yapmamız isteniyor.
Daha doğrusu istemediğimiz bir “tek adam” rejimini meşrulaştırmamız isteniyor.
Buna neden boyun eğelim?
“Herkesin oy vereceği aday” aramak yerine “Hayır bu seçimi kabul etmiyorum” diye haykırmak, tıpkı referandumdaki gibi dağ taş gezerek “Katılımı yüzde 50'nin altına düşürelim ve seçilecek kişiyi ilk günden gayrimeşru hale düşürelim” diyemez miyiz?
Öyle sanıyorum ki “ikinci turda” bütün partileri bir araya getirmek ve ortak bir adayda buluşarak yüzde 50 artı 1'i bulmak, seçimi boykot ederek katılımı yüzde 50'nin altına düşürmekten daha zordur.
Çünkü değişik siyasetteki kitleleri “bir kişide birleştirmek” yerine herkesi tıpkı referandumdaki gibi bir ilkede buluşturmak hem daha kolay hem daha akıllıcadır.
Tabii şu gerçek de var; tek adaylı bir seçimde katılım yüzde 50'nin altına düşse bile Erdoğan seçilmiş olacaktır.
Ama şunu bilmeliyiz ki burası Mısır, Suriye, Tunus, Irak gibi demokrasi alanında çok geri bir ülke değildir. Seçilmek için asgari oy oranı yüzde 50 artı 1'i bulmayı bırakın, seçmenin yarısını bile sandığa götüremeyen bir lider ne Türkiye'de ne dünyada meşru kabul edilmez.
Bilerek ve isteyerek seçime katılma oranının yüzde 50'nin altına düşürülebilmesi dünya demokrasi tarihine geçecek olağanüstü bir olaydır.
Katılma oranının yüzde 50'nin altında olduğu bir seçimde kazanan kişi sevinçle başkanlık makamına oturabilir ama o görevde uzun süre kalamaz.
Oysa aynı kişi herkesin katılacağı bir seçimde yüzde 50 artı 1 oyla seçildiğinde “çok adaylı demokratik bir seçim” yapılmış ve “o kişi hakkıyla seçimi kazanmış” olacaktır. Böyle bir seçilmiş kişinin önünde durmak artık mümkün olmayacaktır.
Unutmayalım seçime katılmak kadar katılmamak da demokratik bir haktır.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Sembolik cumhurbaşkanı değil padişah seçiyoruz unutmayın

Eğer şu andaki anayasaya göre bir cumhurbaşkanı seçiyor olsak “herkesin oy vereceği bir aday”  arayışı normaldir. Partisiz, tarafsız, ülkemizi her alanda layıkıyla temsil edecek bir cumhurbaşkanı elbette her kesimden oy almalı, ki zaten başka türlüsü de düşünülemez.
Oysa seçilecek kişi ülkenin yönetimini tek başına eline geçirecek. Parlamentoya ve parlamentodaki dengelere hiç bakmadan parlamento dışından bir hükümet kuracak. Yüksek yargının üyelerini belirleyecek. Bürokrasideki bütün atamaları yapacak. MİT müsteşarından Genelkurmay Başkanına bütün atamaları tek başına gerçekleştirecek. Parlamentodan gelen kanunları isterse uygulamayacak. Kendi çıkaracağı kararnamelerle üyeyi dilediği gibi yönetecek. Hiçbir şekilde denetlenemeyecek, düşürülemeyecek.
Seçilecek kişi bu özellikleri taşıyacak bunu bilelim öncelikle.
Yani ister beğendiğimiz ve oy verdiğimiz ister beğenmediğimiz ve oy vermediğimiz kişi seçilsin, sonuçta seçilen kişi “seçilmiş padişah” olacaktır.
Demek ki bir padişah, kral seçmek istemiyorsak bu seçimleri asla yaptırmamak zorundayız.
Bunu bilelim ve halkın gücünü ortaya koymasını sağlayalım.

SORDUM ÖĞRENDİM

İttifak “eski sisteme dönüş sözü” ile kurulacakmış

Seçimlerde AKP adayının karşısına bir aday aramak yerine seçimi boykot ederek katılımı yüzde 50'nin altına düşürelim önerisini aklına fikrine güvendiğim birçok kişiye danıştım yazmadan önce elbette. Bu görüşüme çok katılan olduğu gibi katılmayan hatta “şiddetle” karşı çıkan da oldu.
Bu öneri üzerinde durulması ve enine boyuna tartışılması gereken bir öneri elbette.
Partililer ittifakı “seçimden sonra tekrar parlamenter sisteme dönme anlaşması” olarak görüyormuş. Yani ikinci tura kalan aday herkes tarafından desteklenecek ve seçilecekse eğer, o kişinin ilk işi sistemi yeniden parlamenter demokrasiye dönüştürmek olacakmış.
Ancak unutmayalım ki bu önemli bir anayasa değişikliğini gerektiriyor. Bunun için de parlamentoya ihtiyaç var. Parlamentoda anayasayı değiştirmek için gereken çoğunluk sağlanamazsa bu sürecin çok uzayacağı da şimdiden bellidir. Bu durumda “başkan” seçilen öyle ya da böyle görevini yeni sisteme göre yürütmek durumundadır. İlk turda AKP adayı yüzde 45 ve üzeri oy alırsa muhtemelen parti de bu oranda oyu alarak meclise girecetir. Milletvekili seçimi yüzde 10 barajlı ve ittifaklı olacağına göre yüzde 45 ve üstü oy alan bir AKP MHP ittifakı 300'ün üzerinde milletvekili ile girecektir meclise. AKP'siz bir anayasa değişikliği yapılamayacaktır bu durumda ve AKP diretirse sistem kilitlenir.
Muhalefetin adayı da mecburen yeni sisteme göre ekibini kurar ülkeyi yönetmeye başlar. Bir süre sonra “halk çok memnun” anketleri yapılır medya da başkanı desteklemeye başlarsa bir bakmışsınız kendi seçtiğiniz diktatörün boyunduruğu altına girivermişsiniz.

BUNU YAZMAK GEREK

Her kesimden oy alacak bir aday

Partiler hileli bir referandumla kabul ettirilen “tek adam” rejimine uyum sağlamaya çalışıyor. Bu nedenle hepsi “herkesin oy vereceği bir aday” bulma peşinde.
Oysa bu beklentide bir mantıksızlık var.
“Herkesin oy vereceği kişi” hangi partinin adayı olacaktır?
Partilerin sözcüleri 2014'teki seçimlerde CHP ile MHP'nin çıkardığı ortak aday hezimeti yaşamayacaklarını söylüyorlar. Her parti kendi adayı ile girecek ilk tura.
O halde her parti ikinci tura kalmayı hesaplayarak “herkesin oy vereceği” bir isim bulmak zorunda.
Keşke bu yazıldığı kadar kolay olsa. Ayrıca zaten her parti bu kadar güçlü adaylar bulabilecek olsa Erdoğan ve AKP diğer partileri bu kadar rahat alt edemiyor olurdu.
Ayrıca eğer seçim yapılırsa ve Erdoğan kazanırsa muhalefet partileri “hepsi bir araya gelmiş ve bir kişi ile başa çıkamamış” duruma düşmüş olacaklardır.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Erdoğan'a karşı kimin şansı olabilir?

Muhalefet Erdoğan'ı seçimlerde yenebilmek için “aday” formülleri üzerine çalışıyor. Erdoğan'ın ise pek umurunda mı bilemiyorum. MHP'yi torbasına kattıktan sonra pek endişeli olacağını sanmıyorum. Üstelik Erdoğan muhalefetin aksine ilk turda seçilmeyi planlıyor ve ikinci turu “karizmasının çizilmesi” olarak görüyor.
Bana göre Erdoğan'a karşı bir kişinin hele bu CHP adayı olursa şansı olduğunu hiç sanmıyorum.
Nedenini açıklayayım; İlk turda her parti kendi adayını çıkaracak.
Böyle bir durumda son seçim sonuçlarını baz alırsak AKP adayının birinci CHP adayının ise ikinci çıkacağı söylemek yanlış olmaz. MHP zaten AKP ile birlikte olacağından üçüncü sırayı ya HDP ya İyi Parti adayı alacaktır. AKP adayının ilk turda kazanamaması halinde ikinci tura AKP ve CHP adayları katılacaktır.
Şu gerçeği inkar edemeyiz. Bugün “hayır”da birleşen ama sıra CHP adayına oy vermeye gelince bundan kaçınacak yüz binlerce hatta milyonu aşkın vatandaş vardır. Öyle sanıyorum ki ikinci tur AKP ve CHP arasında geçerse aday kim olursa olsun sonuç AKP lehine olacaktır. İkinci tura CHP dışındaki bir partinin adayının kalması halinde ise belki bir kazanma ihtimali olabilir mi? Bence soru bu. Ve Sanıyorum bu ihtimal seçimi boykot önerisine karşı öne sürülecek en önemli argüman olacaktır.
Ama bunu seçim olmadan göremeyeceğim de ortada değil mi?
Siyasetçiler elbette seçim kazanmak için mevcut durumu abartır. Her parti lideri büyüklüğüne küçüklüğüne bakmadan iktidara geleceğini söyler. Vatan Partisi Başkanı Doğu Perinçek bile seçimi kazanacağını diğer parti liderlerini de başkan yardımcısı yapacağını söylüyor.
Ancak bu seçimlerin şakası yok. Kazanma ihtimali çok düşük. Eğer bu seçimler yapılırsa Türkiye'de ne demokrasi ne hukuk ne özgürlükler kalmaz. Siyasi partiler de tarihe karışır veya göstermelik bir “iki partili sistem” oluşur.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more