Reklamsız Sözcü
CAN ATAKLI

Bir de yerel seçim tuzağına düşmeyin

3 Temmuz 2018

ANALİZ

Bir de yerel seçim tuzağına düşmeyin

Ankara kulislerinde “yerel seçimleri kasım ayına alma hazırlığı” iddiaları dolaşıyormuş.
Anayasaya rağmen bu nasıl yapılacak bilemiyorum. Çünkü bu konu sadece bir erken seçim kararı değil, anayasa maddesinde de değişiklik gerekiyor.
Anayasanın ilgili 127'nci maddesi şöyle diyor; Mahallî idarelerin seçimleri, 67'nci maddedeki esaslara göre beş yılda bir yapılır. Ancak, milletvekili genel veya ara seçiminden önceki veya sonraki bir yıl içinde yapılması gereken mahallî idareler organlarına veya bu organların üyelerine ilişkin genel veya ara seçimler milletvekili genel veya ara seçimleriyle birlikte yapılır. Kanun, büyük yerleşim merkezleri için özel yönetim biçimleri getirebilir.
Burada görüldüğü gibi yerel seçimler beş yılda bir yapılabiliyor. Sadece erken genel seçim olursa onunla birleştirilebiliyor.
Demek ki anayasanın değişmesi ve erken yerel seçim yapılabilmesinin önünün açılması gerekiyor.
Ancak artık “Atı alan Üsküdar'ı geçti” sözü resmi politikamız haline geldiği için sarayın bir emrivaki ile yerel seçimi öne alma ihtimali de yok değil.
Ancak her şeyin anayasaya uygun gittiğini varsaysak, bu seçim kararı mutlaka alınır.
Nedeni basit; muhalefet, özellikle CHP tıpkı baskın seçimde olduğu gibi “Biz seçime her zaman hazırız, kaçmayız, ne zaman isterseniz yaparız” mantığı ile bu değişikliğin olmasına oy verebilir.
Ve fena halde yenilir.
Ankara ve İstanbul'u alacağını zannederken İzmir'i bile kaybedebilir.
Baskın seçim kararı alındığında muhalefeti uyarmaya çalıştık.
Aralarında benim de olduğum pek çok kişi dedi ki “Baskın seçime hemen razı gelmeyin. Bırakın bu iktidar bir yıl daha yerinde kalsın. Seçim istediğine göre demek ki işler çok kötü gidiyor, niye can simidi atıyorsunuz?”
Hepsi çok yiğit ya bu muhalefetin, balıklama atladılar, “Biiiiiz” dediler “Seçimden mi korkacağız, erken seçimse erken seçim, baskınsa baskın, hodri meydan.”
Yetkiyi zaten tek başına eline almış biri, henüz bir yıl varken seçim kararı alıyorsa ya kazacağından çok emindir ya da işler daha beter olmadan yeni bir seçim zaferiyle durumu kurtarmaya çalışacaktır.
Muhalefet bunu görmedi.
Tam bir ay “kimi aday yapalım” tartışması içinde geçirdi. Sonunda “kerhen” Muharrem İnce dedi.
Onun da çapı ancak bu kadarına yetti.
Şimdi aynı durum yerel seçimler için söz konusu.
Erdoğan belli ki baskın seçimden “şaibeli de olsa” zaferle çıkmasının ve muhalefette oluşan derin öfke ve üzüntünün nemasını almak istiyor.
Muhalefet seçmeni bezgin ve bıkkın, muhtemelen ilk seçimlerde durum ne olursa olsun geniş bir kesimi sandığa bile gitmeyecek.
Böyle bir ortamda üstelik bu kez gerçekten “tek adam” olmanın avantajını olabildiğine kullanıp 81 ilde birden yerel yönetimleri ele geçirmeye çalışacaktır ve muhtemelen de bunu başaracaktır Erdoğan.
Muhalefet şaşkın ve dağınık.
Muhalefetin hiçbir yerde adayı yok.
Aday çıkarsa bile bu isimleri tanıtması, beğendirmesi ve seçim kazanacağına ikna etmesi çok zor.
Erdoğan ise olağanüstü iktidar gücünü sonuna kadar kullanacaktır.
Muhalefet baskın seçimden sonra bir de yerel seçim tuzağına düşerse yandı demektir.
Demedi demesinler sonra.

BUNU YAZMAK GEREK

Yüzde 30'u bu kadar abartmayın

CHP adayı Muharrem İnce seçimden sonra yaptığı açıklamada yüzde 30'u aşan oy aldığını, bunun da CHP'nin tarihinde bir kırılma noktası olduğunu söyledi.
İnce'ye göre 40 yıllık bir psikolojik nokta aşılmıştı.
Tabii CHP'nin parti olarak oyu 22'de kalınca gerçekten İnce'nin muazzam bir başarı kazandığı fotoğrafı çıkıyor ortaya.
Ama gerçeği de görelim ve durumu o kadar da abartmayalım.
İnce'nin neden yüzde 30 oy aldığının cevabı çok kolay.
Bir kere CHP seçmeninin bir bölümü sırf “HDP barajı aşsın ve AKP avantadan 70 milletvekili kazanmasın diye” genel seçimde oyunu HDP'ye verdi, cumhurbaşkanlığı seçiminde ise normal olarak partisinin adayını tercih etti.
İYİ Parti seçmenlerinin bir bölümü “partim Meclis'e güçlü girsin” düşüncesiyle genel seçimdeki oyunu partisine verdi. Buna karşı özellikle son günlerdeki artan coşkunun da etkisiyle cumhurbaşkanlığında oyunu İnce'ye vererek moral sağlamaya çalıştı.
Özellikle batıda yaşayan HDP'liler genel seçimde partilerini tercih ederken, muhalefet blokunun ikinci tura daha güçlü çıkması için cumhurbaşkanlığı oylarını Muharrem İnce'ye yönelttiler.
CHP'nin son seçimdeki oyu yüzde 26 idi.
Bu yüzde 26 oyunu İnce'ye vermiş yine.
İYİ Parti ve HDP'deki “parti-aday” farkına bakın, Muharrem İnce'nin nasıl olup da yüzde 30'u geçtiği kendiliğinden ortaya çıkıyor zaten..
Kısaca diyeceğim şu ki “benim oyum partiden fazla, o halde benim arkama düşün” söylemi çok gerekçi olmayabilir. Aynı şekilde “AKP'nin oyu düştü, o halde benim gitmeme gerek yok” sözü de çok gerçekçi değil tabii.

Bİ SORALIM BAKALIM

AA neden sandık sayısı yerine hep oran verdi?

Sözcü yazarı Soner Yalçın'ın “Anadolu Ajansı seçim sonuçlarını hangi kaynaktan aldı?” sorusu hâlâ havada duruyor.
Soner Yalçın'ın sorusu çok basitti. Anadolu Ajansı tek başına 188 bin küsur sandıktan iki saat içinde sonuç alabildi. Bunun için her sandıkta bir eleman mı bulundurdu? Tabii birçok yerde birden fazla sandık vardı. Bu da 46 bin nokta demek oluyor.
Yani AA'nın en az 46 bin kişi mi kullandı bu seçimde?
Olabilir belki ama bunu hiç açıklamadı, seçim öncesi sadece “iki saat içinde sonuç vereceğiz” iddiasında bulundu. Övünmek için bile “Şu kadar kişi çalışacak” demediler.
Bir konu daha çok dikkat çekici ve cevaba muhtaç. Bugüne kadarki seçimlerde “açılan sandık sayısı” başlığı altında gerçekten açılan sandıkların sayıları da verilirdi.
Ama gerek son referandumda gerekse bu seçimde açılan sandıklar sadece oran olarak verildi.
Eğer gerçekten her sandıktan sonuç alınabildiyse açılan sandık sayısını vermek oran vermekten bile daha kolay olacaktı.
Ancak sanıyorum “oran” verilerek halkın zihni bulandırıldı ve sonuçta ekranda “sandıkların yüzde 95'i açıldı” yazısını görenler sonuçla ilgili ikna edilmiş oldular.
Bu “ikna”ya CHP genel merkezi de dahil.

ŞAŞIRDIM

KONDA söylüyorsa doğrudur

Daha önce de anlatmıştım. KONDA araştırma şirketi benim için diğer bütün şirketlerden daha önemlidir.
Çünkü sanki KONDA yıllardır “seçim araştırması” yapmak yerine “sonuç bildirme” görevini üstleniyor.
Sanki bir yerlerde oturulup “Bu seçimde kim ne oy alsın, ülkeyi kim yönetsin?” diye bir konuşuluyor burada alınan kararları da KONDA açıklıyor.
2007 yılında bu hisse kapılmıştım. KONDA tam bir yıl öncesinden AKP'yi 45, CHP'yi 25 ve MHP'yi de 15 olarak bulmuştu yaptığı araştırmalarda.
Bu araştırmaların üzerine milyonların katıldığı Cumhuriyet mitingleri oldu, 27 nisan yaşandı, toplum müthiş biçimde ayağa kalktı ama her nasılsa hiçbir partinin oranı değişmedi.
İşte o günden bu yana seçime birkaç gün kala “KONDA ne demiş?” diye bakarım.
Bu güne kadar yanılmadılar.
Şimdi KONDA genel müdürü Bekir Ağırdır bir panelde açıklamış. Demiş ki “2020'de genel seçim var. Yerel seçimlerde Ankara ve İstanbul'u da muhalefet kazanır.”
Durun bir bekleyelim bakalım. Yine aynen gerçekleşirse bu kez kesin kanaatim “Birileri karar veriyor KONDA açıklıyor” şeklinde sabitlenecek.

BUNU YAZMAK GEREK

Muhalefet efelik yapacağına adayını şimdiden bulmalı

Genel seçimde çok fena bozum olan CHP genel merkezine göre “yerel seçimler CHP'nin zaferi ile bitecek”miş.
Bu nasıl olacak bilemiyorum.
CHP'nin şu anda hiçbir yerde adayı bile yok.
Zaten parti içindeki asıl sorun da bundan kaynaklanıyor.
Genel seçimlerde iyi bir sonuç alamayacaklarını biliyorlardı zaten ve bütün mesailerini yerel seçim için harcıyorlardı.
Ana muhalefet partisindeki durum şudur; Bütün mesele aday olmak ya da kimin aday olacağına karar verebilmek.
Herkesin aklında bu var.
Ve tam bu aşamada saray “erken baskın yerel seçim” sinyali verdi bile.
İster kasım ister zamanında, martta seçim olsun, muhalefet bu seçime ne kadar hazır?
Bana göre hiç hazır değil.
İstanbul'a kim aday olabilir, bilen yok. Kiminle kazanılır, onu da bilen yok.
Bana sorarsanız, eğer partiler komplekse kapılıp da kendi adaylarıyla yarışa girerlerse AKP'nin kaybetme olasılığı hiç yok. İzmir bile gidebilir ona göre.
Nedeni basit; İzmir seçmeni CHP'den bıktı, bir başka parti arayışına girmesi halinde AKP aradan çıkıverir.
“Nasıl” diyenlere 1994'ü örnek gösterebilirim.
1994'te SHP ile DSP uzlaşıp Ankara ve İstanbul'da bir adayla seçime gitmediler.  Üstüne bir de CHP de kendi adayını gösterdi.
Sonuçta SHP yüzde 20,3 ve DSP yüzde 12,3 oy aldı. CHP de yüzde 3 aldı. Böylelikle toplam yüzde 35 oy alabilecek sosyal demokrat bir aday yerine yüzde 25.1 oy alan Refah Partisi adayı Recep Tayyip Erdoğan İstanbul'a başkan seçildi.
Aynı şekilde Ankara'da SHP ve DSP toplamı yüzde 34.6 iken Refah Partisi adayı Melih Gökçek yüzde 27.3 oyla Ankara Belediye Başkanı olmuştu.
Demek ki bu seçimlerde muhalefet blokunun ülkenin birçok noktasında ortak hareket etmesi gerekiyor.
Bu arada Erdoğan muhalefete, özellikle CHP'ye yeni bir “yerel yönetim” oyunu hazırlıyor ki, onu da yarına yazayım.

sozcu-banner-1

6662’ye SOZCU yaz gönder, reklamsız sözcü plus’a anında abone ol. (Türkiye'den)

Can Ataklı
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more