Sözcü Plus Giriş
CAN ATAKLI

CHP’de başkan değişimi çok zor

6 Şubat 2018 Yazarlar

ANALİZ

CHP'de başkan değişimi çok zor

Son CHP Kurultayı kamuoyunda kimseyi tatmin etmedi. CHP içinde bir kesimi tatmin ettiği kesin, ama bunun kamuoyu yansıması hiç de iyi değil. Bilmiyorum CHP yönetimi bunun farkında mı? Sokaktaki kimse CHP'de bir demokrasi şöleni olduğunu konusuyla ilgilenmiyor bile. Zaten inanmıyor da o da ayrı bir konu. Ayrıca şu gerçek de bütün çıplaklığı ile ortaya çıktı. CHP'de bir başkan değişikliği yapmak çok zor. Bunun hem siyasi hem de teknik nedenleri var. Teknik olarak genel merkez gücünü kullandığı sürece herhangi bir kişinin aday olmasına olanak yok. Tıpkı bugün yapıldığı gibi bütün il başkanlarına talimat verilir. İl başkanları genel başkan adayı olarak mevcut genel başkanı işaret eden imzaları atarlar. Bir kişi sadece bir aday için imza vereceğinden ikinci bir adaya aritmetik olarak imza verecek kişi kalmaz böylece yarış tek kişilik hale getirilir. Bana göre asıl sorun bu tüzükten kaynaklanan aritmetik saçmalık değil, siyasi yetersizlik. Öncelikle şunu belirtmeliyim, CHP'de kimse cesaretle ortaya çıkıp “ben varım” diyemiyor. Parti içinde muhalefet yok mu? CHP'yi iktidara taşıyabilecek siyasi fikirleri savunanlar bulunmuyor mu? Var onlar da hiçbirinde cesaret yok. “Genel başkan hariç parti yönetimi değişmeli” anlayışında onlar. Yani bir anlamda genel başkandan “listeni oluştururken bizi tercih et” diyen bir kesim bu. Koskoca İstanbul'da biliyorsunuz mevcut il başkanı dışında kimse cesaret edip de aday olamadı. Son anda mevcut başkanın karşısına konulan aday da az farkla seçimi kazandı. 20 milyonluk İstanbul'da cesaretli bir kişi bile çıkmaz mı? Genel başkanın karşısına çıkacak cesareti olanlar ise parti içinden değil parti dışından çıktı. Onlar da gerçi parti üyesiydiler elbette ama parti içinde bir taban oluşturamamışlardı Daha doğrusu hesap hatası yaptılar. Parti içi dengelerle kamuoyunun beklentilerini karıştırdılar. Partide iktidar olanların  kamuoyunun beklentilerini hiç hesaba katmadığını görmediler. Aday olarak ortaya çıkan tek kişi de zaten daha önce de aynı yolu denemiş ve aşağı yukarı aynı sonucu almıştı. Ancak bu kurultaydaki tavrına baktıktan sonra bu adayın da CHP genel başkanlığı için çapının yetmeyeceği fikri bende ağırlık kazandı. “Ben lütufla aday olmam” dedikten sonra adaylığı kabul etmek hangi akılla bağdaşır ki? Belli ki taraftarları “Merak etme tepki çok büyük kesin kazanıyoruz” dedi ve o aday da salona döndü. Oysa “Lütüfla aday olmam, ama bana oy vermeyi düşünenleri boş oy atmaya çağırıyorum” diyebilseydi sonuç çok farklı olabilirdi. O boş oylar kendi aldığı oylardan fazla olabilirdi örneğin. O zaman bütün tepki genel merkeze yönlendirilmiş olurdu. Yeniden seçilen Kemal Kılıçdaroğlu bu ağırlığı kaldıramaz ve gerçekten bir demokrasi şölenine dönüşecek yeni bir kurultayda yeniden mücadeleye girmek zorunda kalırdı. Oysa şimdi seçim iki adayla yapılmış biri kazanmış diğeri kaybetmiş oldu.

YENİ ÖĞRENDİM

Yandaş medyaya dağıtılan avantanın miktarı belli değil

Meclis'in soru önergesi verme rekortmeni CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürel Başbakan'a çok basit bir soru sormuş. Soru aynen şöyle;  “Ülkemizde kamu kurum kuruluşları ile Bakanlıkların yazılı ve görsel basına 2017 yılında ödedikleri reklam tutarı ne kadardır? Kaç kuruluşa ödeme yapılmıştır? İlk beş sırada yer alan gazete ve televizyon kuruluşları hangileridir? Tutarları nedir?” Soruyu Başbakan adına yardımcısı Bekir Bozdağ (güya) yanıtlamış. Ama ne yanıtlama. Meğer kamu kuruluşları tanıtım amacıyla “analitik bütçe sınıflandırması” kullanıyormuş. Böyle olunca da “reklam giderleri” şeklinde bir kategori yokmuş. İlan ve reklam giderleri, “Tanıtma, Ağırlama, Tören, Fuar, Organizasyon Giderleri” isimleri altında anılıyormuş ve kapsamında ise “tanıtma amaçlı fuarlar, tören, toplantı, seminer vb. organizasyonlar ve bunlara ait araç gereç ve malzeme giderleri, ağırlama, konaklama ve bu işlemlerle ilgili her türlü hazırlıkların gerektirdiği giderler gibi çeşitli giderler” yer almaktaymış. Dolayısıyla, “Reklam giderleri” şeklinde bir tasnif olmadığından merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin reklam giderlerine ilişkin veri üretilememekteymiş. Yani Bozdağ diyor ki “Valla kime ne reklam verdiğimizi biz de bilmiyoruz.” Adam haklı; “Devlet eliyle şu kadar medya kuruluşunu ihya ediyoruz, üç beş gazete bastıkları halde milyonlarca liralık reklam veriyoruz, hiç reytingi olmayan kanalları paraya boğuyoruz” diyecek hali yok ya. En kestirme ve herkesi aptal yerine koyan cevabı bulmuş işte, daha ne isteyelim ki.

BUNU YAZMAK GEREK

Divan başkanının yetersizliği ortaya çıktı

CHP'nin en saygın isimlerinden biri Eskişehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen'dir. Partinin Cumhurbaşkanı adayı olarak bile tanıtılan Büyükerşen ne yazık ki CHP Kurultayı'nda çok yetersiz kaldı. Muharrem İnce'ye verilen “mükerrer oylar” konusunda basiretsiz davranarak partinin kamuoyunda şiddetle tartışılmasına ve zaten azalmış olan güvenin de iyice sarsılmasına neden oldu. Büyükerşen divan başkanı olarak ağırlığını koyabilir, mükerrer oy kullandığı anlaşılan 49 kişiyi ilan eder, bu kişileri “bizim partimizde kimse hile yapmaya kalkamaz, kimse tüzüğü çiğneme cesareti kendinde bulamaz” diyerek kurultay salonundan çıkarır ve oy kullanmalarına izin vermeyebilirdi. Böylelikle ikinci aday “lütufla” aday olmaktan kurtulduğu gibi CHP de büyük alkış alırdı. Büyükerşen bu görevi kabullenip gereğini yapamadığı için herhalde şimdi kendisini de çok üzülüyordur.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

PKK tamam da DAEŞ ne oluyor?

Afrin'e yönelik “terör operasyonu” neredeyse iki haftayı dolduruyor. Genelkurmay Başkanlığı her sabah yaptığı açıklamalarla kamuoyunu bilgilendiriyor. Bu bilgilendirmelerde dikkatimi çeken bir nokta var. Açıklamalarda hep aynı kalıp kullanılıyor. “PKK/KCK/PYD-YPG ve DEAŞ terör örgütü unsurları ile girilen çatışmada” deniliyor açıklamalarda. Dinci terör örgütünün de aynı anda anıldığı bu kalıp iktidar partisinin kullandığı ve kamuoyunda algı yaratmaya yönelik bir kalıp. İktidar bunun sonuna mutlaka CHP'yi de eklemeyi unutmuyor. Genelkurmay biraz insaflı ki CHP'den söz etmiyor. Ama gerçekten merak ediyorum, DAEŞ denilen IŞİD diye bildiğimiz bu dinci terör örgütü operasyonun hangi aşamasında rol alıyor. Afrin'de PKK ile IŞİD ortak eylem yapıyorsa Menbiç'te de durum aynı mı? Aynıysa Amerika neden ısrarla “IŞİD'le mücadelemize engel olmayın” diyor. Yoksa Genelkurmay “AKP genel başkanı IŞİD'le de çatıştığımızı söylüyorsa ona ters düşecek halimiz yok ya” mı diyor?

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Kurultay'la ilgili en özlü sözleri Erdoğan söylemiş

Üç gündür herkes CHP Kurultayı ile ilgili konuşuyor. Kamuoyunda neredeyse herkes eleştiriyor. Partililer ve Parti Meclisi seçimini kazananlar ise kurultayın nasıl bir demokrasi şöleni halinde geçtiğini söylüyor. Tabii şölenin sözlük anlamına bir bakmakta yarar var. Her konuda mutlaka fikrini söyleyen AKP Genel Başkanı Erdoğan da Kurultay için konuşmuş. Bana göre Erdoğan'ın konuşması hem çok kısa ve özlü hem de diğer konuşanların pek çoğundan daha dikkat çekici. Erdoğan aynen şunu söylemiş; “Kongreler, siyasi partilerin kendi iç meselesidir. Burada zaten malum önce 4-5 aday konuşulurken, sonunda 2 adaya düştü ve seçimi kaybeden kişinin yaptığı açıklamalar zaten kongrenin akıbetini, içeriğini, yapısını gayet güzel bir şekilde tanımlıyor. Bunun dışında bizim CHP kongresi ile ilgili söyleyecek hiçbir sözümüz olamaz.” Kararı siz verin.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Kurultay konusunda AKP'ye laf çakmanın anlamı yok

Yandaş medya ve birçok yalaka isim CHP Kurultayı başlamadan önce aleyhte yayına geçmişti bile. Ekranlarda konuşan sözde gazeteciler CHP Kurultayı'nın çok başarısız geçeceğini savunuyorlardı. Kimileri kavga çıkacağını sandalyelerin havada uçuşacağını bile ileri sürmüştü. Sonuçta çok haksız da çıkmadılar. Sandalyeler havada uçuşmadı ama CHP'nin itibarı uçuşup durdu. Bu koşullarda eleştirilere karşı AKP'ye “Sen kendine bak” demek de pek geçerli değil bana göre. Bu sadece hedefi başka yere çekme çabası olabilir ki bu konuda AKP kadar başarılı olamayacakları kesin. Örneğin Muharrem İnce tweetler atmış AKP'ye karşı. Demiş ki “Kurultayımızda Genel Merkez Yöneticilerinin ve Divan Başkanının sebep olduğu rezalete dair yorum yapan ve sevinen AKP'liler önce kendinize bakın! Saray darbesiyle nasıl genel başkan değiştirdiğinizi, belediye başkanlarını emirle nasıl istifa ettirdiğinizi hatırlayın.” Neresini düzeltilir bilemiyorum. Parti içinde yaşanan rezaleti kabul ediyorsunuz ama AKP'ye dönüp “Siz daha beterini yaptınız” diyorsunuz. Ne fark keder? AKP'nin yaptığından şikâyetçi yok ki. Partililer çok memnun ve ağızlarını açmıyorlar. Ayrıca AKP'nin saray darbesi yapması CHP'nin genel merkez darbesini hafifletmez ki. İnce AKP'ye demokrasi dersi de vermiş. Diyor ki ; “ Biz demokrasi mücadelesini sadece partimizin içinde değil bütün siyasi partilerde ve ülkemizde demokrasi olsun, özgürlük olsun diye veriyoruz. Demokrasi tramvayından inenlerin bizim demokrasi mücadelemizden kendilerine pay çıkarmaya çalışması yüzsüzlüktür.”  Doğru mu? Doğru da ne fayda? Bu doğru CHP'yi kurtaracak mı yani?

YAZARIN TÜM YAZILARI