Sözcü Plus Giriş
CAN ATAKLI

Devlet böyle intikamcı duygularla yönetilemez

7 Şubat 2018

ANALİZ

Devlet böyle intikamcı duygularla yönetilemez

Önce bir tarihi olayı “yeniden” yazmak istiyorum. Sonra bunu neden yazdığımı belirteceğim elbette. Halk TV'deki Yazıişleri programında dünkü konuğum emekli büyükelçi Selim Kuneralp'ti. Selim Kuneralp yine bir büyükelçi olan ve eşini Madrit'teki Asala saldırısı sırasında yitiren Zeki Kuneralp'in oğlu. Biraz daha geriye gidelim, Zeki Kuneralp adı Kurtuluş Savaşı tarihine “hain” olarak geçen Ali Kemal'in oğludur. Henüz çok küçük yaştayken annesiyle birlikte ülkeyi terk eden ve İsviçre'de büyüyen Zeki Kuneralp Lozan'da hukuk eğitimi gördü. İngilizce, Fransızca ve Almanca'yı çok iyi konuşan Kuneralp aldığı eğitimi Cumhuriyet Türkiyesi'nin hizmetine sunmak istediğini belirterek Türkiye'ye dönmeye karar verdi. Annesinin “Oğlum sana hainin oğlu diyecekler, yaşatmazlar orada” demesine rağmen “Hayır ülkemde artık cumhuriyet var. Kazandığım yeteneklere de ihtiyaç duyulacaktır” dedi ve Dışişleri'nde görev almak üzere bakanlığa bir dilekçe ile başvurdu. O tarihlerde Dışişleri'ne alınacak memurların onayını bizzat Cumhurbaşkanı veriyordu ve Çankaya Köşkü'nde İsmet İnönü vardı. Dışişleri bakanı dilekçesindeki özgeçmişinden etkilendiği Zeki Kunaralp'in başvurusunu Cumhurbaşkanı'na arzederken “Başvuru sahibi vatan haini Ali Kemal'in oğludur” notunu düştü. İnönü başvuru dilekçesini onayladıktan sonra altına kırmızı kalemle şunu yazdı; “Biz bu ülkeyi kanla kurduk kinle yönetemeyiz.”  Cumhuriyeti kuran ve yaşatan nesil işte bu anlayıştaydı. Kimseye karşı intikam duygusu taşımıyordu hiç biri. Oysa günümüzde sanki “intikam” iktidarın temel niteliklerinden biri gibi oldu. AKP genel başkanı yıllardır “dindar ve kindar” bir nesil yetiştirmek için uğraşıyor bu amaçla laikliğin tüm ilkeleri neredeyse tamamen ortadan kaldırıldı. Erdoğan sadece bununla yetinmedi bugüne kadar. Gittiğinde ayağa kalkmadığı için bir generalin nasıl görevden alındığını, kendisine saygıda kusur edenlerin nasıl Silivri'ye atıldığını anlattığı konuşmaları hala kulaklarımızda çınlıyor. Kendisine “muhtar bile olamaz” denilmesini sürekli hatırlatan ve bu görüşe katılan hemen herkesten hesap sorduğunu saklamayan Erdoğan dün de yeni bir intikamcı anlayış sergiledi. Türk Tabipleri Birliği'nin adındaki Türk tanımının kaldırılacağını bunun Türkiye Barolar Birliği'ni de kapsayacağını söyledi. Gerekçesini de açıkladı. Erdoğan “Bunların milli, yerli, bu ülkenin yaptığı vatanı koruma ile ilgili mücadelede yanımızda olma durumları yok, tam aksine karşımızda yer alma, teröristlere sahip çıkma, onlarla yandaş olma gibi bir durumları var. Bunları tamamen kaldırıp, sadece Türk Tabipleri Birliği değil, tabipler her grup kendi oluşumunu yapar, faaliyetini gösterir. Aynı şekilde hukukçular. Ondan sonra oraya gelip çöreklenme diye bir şey olmaz. Bu konuda karar Bakanlar Kurulu'na aittir, Bakanlar Kurulu da gereken adımı atar” dedi. Böylelikle hukuk literatürümüz yepyeni bir kavram kazandı. Buna göre AKP genel başkanının politikalarını desteklemeyen kuruluşlar  “Türk-Türkiye” gibi tanımlamaları kullanamazlar. Bu son derece vahim bir durumdur. Bir parti genel başkanı tamamen kendi görüş ve düşüncesi doğrultusunda bir yapı oluşturmak için kendisini yargı yerine koymakta, hüküm vermekte ve bunu infaz etmektedir. Rahatlıkla “bir parti başkanının kendi görüş ve fikri” tanımını kullanıyorum çünkü ne Türk Tabipleri Birliği ne de Türkiye Barolar Birliği hakkında “terörist” olduğuna dair hiçbir mahkeme kaydı yoktur. Bu kurumların yerli ve milli olmaması, teröriste sahip çıkma, onlarla yandaş olma durumu tamamen Erdoğan'ın “şahsi” görüşüdür. Bilinen tek gerçek bu iki kurumun yönetici kadrosunun Erdoğan ve görüşlerine karşı olduklarıdır. Erdoğan buradan hareketle ve tamamen intikamcı duygularla her iki kurumu tek başına cezalandırma yetkisini kendinde bulmaktadır. Türkiye intikamcı duygularla yönetilmemelidir. Aksi hepimiz için çok acı sonuçlar verecek gelişmelere yol açacaktır.

FIKRA GİBİ

Yerli ve milli ama adı PTTmessenger

İngilizceyi tam olarak bilmeyenler için söylüyorum başlıktaki PTTmessenger PTT messıncır olarak okunuyor. Hemen ne işe yaradığını da söyleyeyim. Türkiye'nin yazılımını yapıp piyasaya sürmeye hazırlandığı “bir nevi yerli milli Whatsapp.”  Son zamanlarda biliyorsunuz herşeyin yerli ve millisi önemli. Birkaç yıl öncesine kadar Cumhuriyet döneminin en etkili kampanyalarından “yerli malı yurdun malı herkes ondan kullanmalı” sloganı ile dalga geçen AKP iktidarı şimdi müthiş bir “yerlici” “millici” kesildi. Artık her şeyin yerli ve millisi var. Ancak bu kavramlara pek alışık olmadıklarından zaman zaman komik durumlar da oluşuyor. Örneğin AKP genel başkanı ne kadar yerli ve milli olduğunu anlatmak için “terörün başına hepimiz F-16 olur yağarız” diyor. F-16'nın yerlisini bulamadık demek ki henüz. Bu komikliklere bir yenisi de önceki gün eklendi. Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ bir müjde verdi. Yeni bir mesajlaşma sistemi bulduklarını belirterek “Bu, bir nevi WhatsApp'ın yerli ve milli olanıdır. Yüzde 100 yerli ve milli bir yazılım. Kamu kurumları bunu kullanacak, daha sonra vatandaşların kullanımına açılacak. Herhangi bir veri, sunucuda depolanmadığı için bu verilere ulaşmak mümkün olmayacaktır. WhatsApp'tan daha güvenli bir sistem geliştirildi” dedi. Bunun ilk uygulamasını da başbakan yapmış.  Zeytin Dalı Harekatı'nı yürüten 2. Ordu Komutanımızla görüntülü konuşmuş. Bozdağ bu açıklamayı yaptıktan hemen sonra bu yerli ve milli WhatsApp'ın ne olduğu açıklandı. PTT'nin kurduğu bir mesajlaşma sistemiymiş ve adı da PTTmessenger' miş. İyi de madem yerli ve milli niye “mesajcı” değil de “messenger” olmuş adı? Bu iktidarı yerliliği milliliği buraya kadar işte.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Madem öyle niye bilgilendirme toplantısı yapıyorsunuz?

İktidar nükleer santral yapmaya çok kararlı. Hiçbir engel tanımıyor bu yolda. Kimseyi de dinlemiyor. Her konuda olduğu gibi nükleer enerji konusunda da en bilgili kişi AKP genel başkanı ve o “nükleer santral yapılacak” dediği için kimse karşı çıkamıyor. Nükleer santralın Sinop'ta yapılması düşünülüyor. Sinop Valiliği dün bu konuda halkı bilgilendirmek için bir toplantı düzenledi. Ama işe bakın ki halkın bilgilendirileceği toplantı için seçilen yer kentin 8 kilometre dışındaki bir oteldi. Sanki Sinop'un içinde toplantı yapılabilecek başka yer yokmuş gibi böyle bir yer seçilmişti. Buraya kadar yine iyi, halkın bilgilendirilmesi için düzenlenen toplantıya giden yollar da polis barikatıyla kesilmişti. TOMA'lar da hazırda bekletiliyordu. Polis sadece “AKP'lileri” barikatlardan bıraktı 8 kilometre ötedeki otele varabilmeleri için. Özellikle CHP'liler ve nükleer karşıtlarına göz açtırılmadı. Öyle ki CHP Sinop Milletvekili Barış Karadeniz bile barikatı açıp da “bilgilenmeye” gidemedi. Sonra yürüyüşler, halka biraz su ve cop, yani bildiğimiz iktidar yöntemleri geldi. Anlamadığım şu; madem yandaş olanlar dışında kimse sokulmayacaktı ne akla hizmet böyle bir toplantı düzenlendi? Sanıyorum maksat “Görüyorsunuz işte muhalefet her şeye karşı” diyebilmekti. Bu ilkel propaganda yöntemleri artık sona ermeli.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Avrasya'da KDV neden yüzde 18'di?

İktidar parasını misliyle aldığı köprü,  otoyol, tünelleri sanki kendi hizmetiymiş gibi sunuyor biliyorsunuz. Vatandaş da özellikle bunları hiç kullanmayanlar, bu yapılara “hayran hayran” bakarak iktidarın ne kadar “baba devlet” olduğunu düşünüyor. Tabii çoğunun aklına güya hizmetlerden alınan fahiş ücretler gelmiyor bile. Geçen hafta Avrasya Tüneli'nin geçiş fiyatı artırıldı. Artırıma bakınca şunu görüyoruz; Hükümet vaat ettiği yıllık araç geçiş sayısına ulaşılamadığı için aradaki farkı ödüyor. Avrasya için bu yıl ödenen para 123 milyon lira. Yapılan zam, eğer aynı araç kadar araç geçmeye devam ederse bu farkı kapatıyor. Sonra tepkiler geldi, “bu kadar zam olur mu?” dendi. Hükümet eleştirilere kulak verdi ve fiyatı düşürdü. Oysa düşürülen geçiş fiyatı değildi. Yüzde 18 olan KDV oranını yüzde 8'e düşürdüler. Yani devlet aslında kendi gelirinden fedakarlık etmiş oldu. Ayrıca Avrasya dışındaki bütün otoyol ve köprülerdeki geçiş fiyatlarındaki KDV oranı yüzde 8. Bir tek Avrasya'da yüzde 18'di. Şimdi o normale çekilmiş oldu. Peki bu hükümet tam bir yıldır neden yüzde 10 fazla para aldı vatandaştan? Ömer Fethi Gürel'e sesleniyorum, buyurun bir soru önergesi önerisi size…

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Sezen Aksu gerçeği görmüştür artık

Sezen Aksu bu ülkenin yetiştirdiği nadir sanatçılardan. Türk hafif müziğine eşsiz katkılar yapan Sezen Aksu geçen hafta bir karar almış ve sosyal medyadan tamamen çekilmiş. Gerekçesi çok basit. Afrin operasyonunu fırsat bilen AKP ve yandaş yalakaları tüm toplum üzerinde bir baskı oluşturmaya çalışıyor. Herkesin Afrin'e destek vermesi gerektiğini belirten AKP ve yandaş yalakaları buna karşı çıkan, eleştiren herkesi hainlikle suçlamaktan da hiç çekinmiyor. Bununla da yetinmeyip toplumun tanıdığı sevdiği kişi ve kurumlar üzerinde de terör estiriyor. Bundan en çok sanatçılar nasibini alıyor. Özellikle sosyal medyadaki bir trol güruhu çetele tutarak hangi sanatçıların Afrin'e destek vermediğini sorguluyor. Bu ahlaksızlığın yaygınlaşması üzerine ben de öğrendim ki bazı sanatçılar henüz “Afrin kanımız, feda olsun canımız” türü paylaşımlarda bulunmamış. Bunlardan biri de Sezen Aksu. Ünlü sanatçı belki unuttuğundan belki de gönlü razı gelmediğinden AKP'nin arzuladığı biçimde paylaşım yapmamış. Vay sen misin yapmayan. Sosyal medya üzerinden aşağılık bir saldırı başlayınca Sezen Aksu da “Ben artık yokum, kapattım hepsini” demiş. Oysa aynı Sezen Aksu birkaç yıl önce AKP'lilerin de çok hoşuna giden şeyler söylediğinde yere göğe sığdırılamıyordu. O sıralar Sezen Aksu için üzülürdüm. Çünkü safiyene duygularla paylaştığı sözlere yürekten inandığını hissediyordum. Üstelik o saflığı ile AKP'nin de kendisini samimi biçimde desteklediğini düşünüyordu mutlaka. Şimdi sanıyorum acı gerçeği kendisi de gördü. Darısı korkuya kapılıp iktidarı her fırsatta övmeye çabalayan sanatçıların başına. Onlar da iktidarın hiçbir konuda samimi olmadığını elbette göreceklerdir umarım kendileri için çok geç olmaz.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more