Reklamsız Sözcü
CAN ATAKLI

İş artık kendi seçmenine “münafık” demeye geldi

8 Mayıs 2018

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

İş artık kendi seçmenine “münafık” demeye geldi

Önce biraz yumuşak giriş yapmak için bir espriyle başlayayım.
Erdoğan “Cumhurbaşkanlığı seçiminde bana ama parlamento seçiminde AKP'den başka bir partiye oy vereceklerini söyleyenler var. Bunlar münafıktır” dedi ya. Bir CHP'li dostuma “Kimi kastediyor acaba?” diye sorduğumda hiç düşünmeden “Devlet Bahçeli'yi tabii” dedi.
“Nereden çıkardın bunu?” dediğimde ise şu esprili cevabı verdi: “Bahçeli aday çıkarmadığına göre cumhurbaşkanı seçiminde Erdoğan'a oy verecek. Ama sıra milletvekili seçimine gelince MHP'ye vermeyecek mi? Bu durumda münafık o olmaz mı?”
Güldük tabii, ama bunun gerçek tarafı da yok mu? Öyle ya Bahçeli gerçekten oyunu Erdoğan'a verecektir ama parti olarak MHP'yi tercih edecektir herhalde.
Peki, Erdoğan gerçekte kimleri işaret etti?
Çok açık söyleyeyim AKP içinde böyle bir hava olduğunu en azından ben bilmiyordum.
Erdoğan'ın öfkeli sözleri sayesinde bir “AKP gerçeğini” öğrenmiş oldum.
Kısa bir araştırmadan sonra şunu gördüm; AKP içinde oyunu partiye vermeyeceğini açıkça söyleyen bir kişi gördüm. O da Ahmet Davutoğlu'na yakınlığı ile tanınan gazeteci Atılgan Bayar.
Bu konuda birkaç tweet atmış. Atılgan Bayar “Ak Parti'ye hayır Erdoğan'a evet” diyor.
Sanıyorum Atılgan Bayar bu görüşü temsil edenlerin sözcüsü durumunda.
Elbette AKP'nin içinin nasıl olduğunu bilmemiz çok zor.
Neler olup bittiğini bu tür açıklamalarla ve Genel Başkan Erdoğan'ın gösterdiği tepkilerle öğrenebiliyoruz.
Gördüğüm kadarıyla bu kez AKP'de işler çok zor.
Muhtemelen birçok partili artık AKP'nin ömrünün dolduğuna inanıyor.
Ancak aynı kişiler Erdoğan'ın gitmesine de şu aşamada pek razı değiller. Ondan başkasının cumhurbaşkanı olacağına inanmıyorlar, başkasına güvenemiyorlar.
Ama yeni sistem işte öyle değil. Her ne kadar yeni rejimle parlamentonun ağırlığı ortadan kaldırılıyorsa da başkan seçilen kişi eğer parlamentoda çoğunluğu arkasına alamazsa çok ciddi sıkıntı yaşayacak.
Erdoğan başkan olması halinde parlamentoda çoğunluğu elinde tutamazsa iktidarını yürütemeyeceğine inanıyor.
Çünkü Erdoğan ülkeyi kuracağı hükümet ve çıkaracağı cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile yönetmeyi planlıyor. Bunun için de parlamento desteğine ihtiyacı var.
Belli ki Erdoğan'ı endişelendiren hatta korkutan durum bu. Gerçekten pek çok seçmen “Erdoğan'a tamam ama AKP yetti artık” diyebilir.
Vatandaş iyi niyetiyle yapacağı bu tasarrufun Erdoğan için bir dehşet tablosu olacağını düşünmez bile.
Erdoğan bu tabloyla karşılaşmamak için “kendi seçmenine, kendisini sevenlere” bile “münafık” diyecek kadar ileri gidebiliyor.
NOT: Münafık sözlük anlamı olarak arabozucu, bölücü anlamına geliyor. Ancak bu kelime ülkemizde dini olarak daha anlamlı bir karşılık buluyor. Dinen münafık Müslüman olmadığı halde Müslüman gibi görünen ve insanları kandıran olarak tanımlanıyor. Böyle yapan münafıklar da “kafir” kabul ediliyor. Erdoğan kelimeyi sözlük anlamında mı dini anlamda mı kullanmıştır sizce?

ŞAŞIRDIM

Atılgan Bayar cesur çıkış yaptı ama sonunda Twitter hesabını kapattı

AKP iktidarına en keskin ve etkili desteği veren gazetecilerin başında gelen isimlerden biridir Atılgan Bayar.
İlk yıllarda dünya görüşü ve yaşam biçimi olarak AKP ile asla yan yana gelmeyecek nitelikte olan Bayar, hukuk, özgürlükler ve demokrasi için AKP'ye en sıkıntılı günlerinde destek vermişti.
Geçen süre içinde Atılgan Bayar ciddi bir değişime uğradı ve müthiş bir Erdoğan destekçisi haline geldi. Bu süreçte AKP politikalarını da benimsediği görülüyordu.
Atılgan Bayar'ın AKP ile arası 2010'daki referandumdan sonra açılmaya başladı. Bayar Erdoğan'ın çevresinin çıkarcı bir kesim tarafından sarıldığını ve etkisiz hale getirilmeye çalışıldığını yazmaya başladı.
Bunun sonucunda örneğin ATV haberdeki işinden oldu, yazıları kesildi.
Atılgan Bayar son olarak “Oyum Erdoğan'a ama AKP'ye yok” diyerek ortaya çıktı ve Erdoğan'ın “münafıklar” suçlamasıyla karşı karşıya kaldı.
Atılgan Bayar cesur bir çıkış yaptı yapmasına ama muhtemelen öyle bir korkutuldu ki sosyal medyadan çekilme kararı aldı. Tavrını ortaya koyan tweetler atan Atılgan Bayar hesabını kapattığını da açıkladı.
Bayar “Erdoğan iyi, parti kötü” diyor ama sonuçta partiye hakim olan Erdoğan zihniyetinin baskısı altında kaldığı gerçeğini de bir gün görecektir mutlaka.

08krk05a_ist_izm_ant_ank_trb

YENİ ÖĞRENDİM

CHP'de Haydar Baş sürprizi

CHP-İYİ Parti- Saadet ve DP ittifakına Haydar Baş ve Bağımsız Türkiye Partisi'nin de katılabileceğini öğrendim.
BTP Başkanı Haydar Baş'ın CHP yöneticileriyle görüştüğü ve parti adına sadece Haydar Baş'ın listeye konabileceği belirtiliyor.
Konuştuğum bazı CHP'li yöneticiler genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun bu işbirliğine sıcak baktığını belirtirken parti içinde bazı tepkilerin olduğunu da dile getirdiler.
Konunun parti yönetiminde görüşüldüğü ve kısa süre sonra bir sonuca ulaşılacağı belirtiliyor.
Haydar Baş ve partisinin sayısal gücü çok fazla değil.
Ancak Haydar Baş'a bağlı partililer seçim dönemlerinde çok aktif olarak çalışıyorlar. Partiye yönelik yayın yapan başta birkaç televizyonun da propaganda döneminde etkili olabileceğine inanan bazı CHP'liler “Bu koşullar altında Haydar Baş'ın parti listelerine alınmasında çok da sakınca yok” diyorlar.

BUNU YAZMAK GEREK

Valilik; “O konser yapılmadı ama bizim emrimizle değil”

Bu köşede pazar günü yazdığım yazılardan biri okur mektubuydu.
Bir okurum amatörce çalışmalar yapan bir Klasik Türk Sanat Müziği korusunun 27 Nisan akşamı vereceği konserin “kandil  bahanesi” ile iptal edildiğini ileri sürmüştü.
Okurumun iddiasına göre Acıbadem Üniversitesi salonlarında verilecek konser son dakikada valilikten gelen bir emirle iptal edilmişti. Üniversite yetkilileri “Valilik kandil gecesi çalgılı eğlence olmayacağını söylüyor bu durumda konseri iptal ediyoruz” demişlerdi.
Pazar günü telefonumdan arayan bir numaranın “İstanbul Valiliği'ne” ait olduğu görünce şaşırdım. Arayan valilik basın bürosundan bir görevliydi.
Vali beyin selamı olduğunu belirterek “Can Bey bir konserin kandil gecesi diye iptal edilmesi ile valiliğimizin hiçbir ilgisi yok” dedi.
Ben de “öyle bir konser yok muymuş?” diye sordum. Vilayet görevlisi “Vali bey yazınızı okuyunca bunun incelenmesi talimatı verdi. Biz böyle bir yasak olmadığını ilettik kendisine” dedikten sonra şunu anlattı; “Böyle bir konser varmış. Acıbadem Üniversitesi'ne de sorduk. Kendileri bir salonu kiraya vermişler. Ancak konseri düzenleyenler 27 Nisan'ın kandile rast geldiğini son anda öğrenince kendiliklerinden iptal etmişler.”
İnandırıcı mı? Bilemiyorum. Tabii kendiliğinden ortaya çıkan işgüzarlar da olabilir. Konseri düzenleyenlere “Valilik kandil gecesine izin vermez, başınız derde girebilir” de demiş olabilir tabii.
Ama burada önemli olan şu; valilik böyle bir karar alsa da almasa da “kandil akşamı sazlı eğlence yapılamaz” sözüne insanların inanmasıdır.
Bu iktidarın yarattığı iklim sonucu artık bu tür şeyler sıradan sayılmaya başlandı.
Bu arada uzun bir aradan sonra resmi bir kurum ilk kez yazdığım bir yazıya duyarlılık gösterdi. Neredeyse bunu bile bir gelişme sayarak sevineceğiz.

Bİ SORALIM BAKALIM

Darbeler siyasal İslamcılara ne yapmış acaba?

AKP Genel Başkanı Erdoğan konuşuyor da konuşuyor.
Son konuşmalarından birinde “Darbelerde hep biz mağdur edildik, hep bize karşı yaptılar” dedi.
Şaşırmamak elde değil.
Erdoğan'ın kastettiği darbelerin neredeyse hepsini yaşamış biriyim.
27 Mayıs'ta çok küçüktüm belki ama 12 Mart ve 12 Eylül daha dün gibi hafızamda duruyor.
27 Mayıs'tan sonra hangi siyasal İslamcı veya kendini dindar olarak tanımlayan kime veya kimlere ne yapıldı acaba?
Tam tersine o güne kadar gizli faaliyetler sürdüren kimi İslamcı kesimler 27 Mayıs anayasasının getirdiği özgürlük ortamında palazlandı ve siyasal kimlik kazandı.
Komünizmle Mücadele Derneği, İlim Yayma Cemiyeti, Aydınlar Ocağı gibi İslamcı kuruluşlar hep bu dönemde ortaya çıktı ve hızla büyüdü.
12 Mart'ı yapanlar paşaların da hedefinde ne siyasal İslamcılar ne de İslam dini vardı. O dönemin tek hedefi yükselen solu durdurmaktı.
Bu nedenle gencecik insanlar sokak ortalarında “anarşi ile mücadele” adı altında öldürüldü.
Üç gencecik insan acımasızca idama mahkum edildi.
Binlerce üniversite öğrencisi, genç aydın, işçi, sendikacı ağır hapis cezalarına çarptırıldı.
Bu dönemde mağdur edilen tek İslamcı bile yoktur. Tam tersine 12 Mart paşaları o sırada İsviçre'de adeta sürgün hayatı yaşayan Necmettin Erbakan'ı Türkiye'ye dönmesi için ikna bile etmişlerdi.
12 Eylül ise dinci kesimin kenarından bile geçmedi. 12 Eylül paşaları solu tamamen ezerken, o güne kadar besleyip büyüttükleri ve birçok eylemde kullandıkları MHP'li militanları buruşturup kenara attı.
Bu süreçte eğer mağdur edilen “sağcı” varsa MHP militanlarıydı, İslamcı kesime yine bir şey olmadı.
Erdoğan belki 28 Şubat'ı bahane edebilir. Ama unutmamak gerekir ki 28 Şubat da büyük bir projeydi ve “mağdur ediliyor” adı altında siyasal İslamcılığı iktidara getirdi.
Erdoğan varlık nedenini kuşkusuz 28 Şubat'a borçludur.
Bu nedenle Erdoğan'ın “darbeler bize karşı yapıldı. Hep biz ezildik” sözleri doğruyu yansıtmadığı gibi çok kaba bir çarpıtmadır.

sozcu-banner-1
Can Ataklı
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more