Reklamsız Sözcü
SAYGI ÖZTÜRK

“Fitne tohumu” uyarısına dikkat!

19 Ekim 2018

Yargı sistemimize hançer gibi saplanan “gizli tanık” uygulamasını bazıları geç de olsa gündeme getirir oldu. ABD'li rahip olayında gizli tanıklar  duruşmada mahkeme heyetinin söylediklerini yanlış anladığını öne sürüp rahip lehine konuştular. Yani, yeri gelince suçluyor. Yeri gelince de aklıyorlar. Kimlikleri gizli tutuluyor ama inanın bir araştırma yapılsa, gizli tanıkların önemli bir bölümünün Devletle sorunu olan, bazıları cezaevinde bulunanlardan oluştuğunu görürüz.
Gizli tanıklık gündeme gelince, Balıkesir Barosu avukatlarından Alp Kaan anımsattı. Bölücü terör örgütü PKK'nın bir dönem ikinci adamı konumunda olan terörist de, 26. Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ aleyhine gizli tanıklık yapmıştı. Düşünün, bu ülkenin Genelkurmay Başkanı, terör örgütünün azılı liderinin ifadesiyle sanık sandalyesine oturtulmuştu.

İFTİRADAN SANIKLAR DA KORUNSUN

Birilerinin çok hoşuna gitse de, amaç dışında kullanılan ve istedikleri gibi konuşturulan gizli tanıklar ülkemize, yargı sistemimize büyük zararlar veriyor. Yargımıza olan güvenin alabildiğine azaldığı gündeme getirilirken, bu aşınmada gizli tanıklığın rolünün de büyük olduğunu hatırlatalım.
Tanık Koruma Kanunu'nun ilk maddesinde “Tanıklık görevi sebebiyle, kendilerinin veya yakınlarının hayatı veya mal varlığı ağır ve ciddi tehlike içinde bulunan ve korunmaları zorunlu olan kişilerin korunması”nın esaslarını içeriyor. Tabii ki tanıklar korunsun. Ama, tanıkların iftirasından da sanıklar korunsun.
Gizli tanıklar herkesi yakabilir. O nedenle, bu kişilerin ifadeleri mutlaka başka tanıklarla, belgelerle güçlendirilmeli. Kimlikleri bile açıklanmayan bu kişilerin sözleri tek başına geçerli sayılmamalı. Rahibin bırakılmasından sonra, gizli tanıklık yeniden tartışıldı. CHP, MHP, İYİ Parti ve HDP'liler gizli tanıklığa karşı.

DEVLET BAHÇELİ'YE DESTEK

AKP ile ittifak yapan MHP'nin gizli tanıklığa karşı tutumunu, Genel Başkan Devlet Bahçeli'den dinleyelim:
“ABD'li Rahip Andrew Brunson'un serbest kalması elbette pek çok soru işaretine neden olmuştur. Terör örgütleriyle ilişkili, casusluk suçlamasıyla tutuklanan misyonerin iki yıl bile dolmadan serbest kalması adalet ilkeleriyle nasıl izah edilecektir? Brunson'ın 3 gizli tanığının ifadesiyle suçlanması ve savcı değişikliği yine aynı tanıkların değiştirilmiş ifadeleriyle serbest kalması bağımsız ve tarafsız hukuka ne kadar uygundur? Papaz davasındaki gizli ve kiralanmış tanıklar kimlerdir? Bu gizli tanıklar kısa süre içerisinde ifade ve görüşlerini nasıl değiştirmişlerdir? Günün şartlarına göre görüş değiştiren kişilerin tanıklığıyla yaşayan adalete, adalet denilir mi? Gizli tanık TCK sistemine ekilen fitne tohumudur. Türk hukukunu gizli tanık tahakkümünden kurtarmak hepimizin boynunun borcudur.”
Bahçeli'nin ağzına sağlık. Bundan sonra benzer skandallar yaşanmadan, yargımız  ekilen  “fitne tohumlarından” temizlenmeli. Gizli tanıklığa tamam ama yalanları ortaya çıkan, yolun sonunda ifade değiştiren, hatta mahkeme heyetini bile suçlayan gizli tanıklığın düzenlenmesi için tam fırsat.

SİYASETİN YARGISALLAŞMASI

Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, mahkemenin kuruluşunun 53. Yıldönümü'nde, “Yargının kurumsal anlamda siyasal organların etkisi altında kalması büyük bir tehlikedir. Bu anlamda yargının siyasallaşması hukuk devletinin sonu olur. Diğer yandan yargının bir vesayet organı gibi davranarak, siyaseten alınması gereken kararları alması da siyasetin yargısallaşması tehlikesini doğurur. Siyasetin yargısallaşması ise  demokrasinin sonu olur. Dolayısıyla yargının siyasallaşması ve siyasetin yargısallaşması demokratik hukuk devleti için aynı ölçüde tehlikelidir” uyarısında bulunmuştu.
“Siyasetin yargısallaşması” kavramını, CHP eski Milletvekili hukukçu Güneş Gürseler 2012 yılında gündeme getirmiş, “Asıl mekanında sorunlarını çözemeyen siyaset, çareyi yargıda arayınca siyasi tartışmalar yargı üzerinden yapılır olmuş, bu süreç yargıya siyasallaşma gölgesini düşürmüştür. Aslında siyasallaşan yargı değildir. Siyaset, kavgasını yargı üzerinden yapmaktadır. Bunu ‘siyasetin yargısallaşması' olarak adlandırmak daha doğrudur” demişti.
Parlamento denetimini işletmeyen  ve muhalefeti çaresizlik içinde fiziki engellemeler yapmak ve yargıya başvurmak durumunda bırakan sayısal çoğunluk, bir süre sonra  yargı denetiminden de rahatsız olmuş ve onu işlevsiz kılacak düzenlemeleri  yapmıştır. Geldiğimiz nokta siyasetin yargısallaştığının tescilidir.

Saygı Öztürk
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more