Sözcü Plus Giriş
SİNAN MEYDAN

Türk Milleti’nin Direniş Ruhu Kuvayı Milliye

5 Şubat 2018

“Milli Mücadele'yi yapan doğrudan doğruya milletin kendisidir, milletin evlatlarıdır. Millet analarıyla, babalarıyla, kardeşleriyle mücadeleyi kendisine ülkü edindi… Milli Mücadele'de şahsi hırs değil, milli ülkü, milli onur gerçek etken olmuştur.” (Atatürk, 1925)

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan geçtiğimiz hafta AKP'nin grup toplantısında, “ÖSO, kendi vatanlarını korumak için bir araya gelip organize olmuş, bizim de desteklediğimiz, tıpkı Kurtuluş Savaşımızdaki Kuvayı Milliye güçleri gibi bir sivil oluşumdur” dedi. Erdoğan daha önce de “ÖSO'yu biz ABD ile birlikte kurduk” demişti.
Ancak öncelikle Kuvayı Milliye'yi doğrudan doğruya Türk Milleti kurmuştu. Kuvayı Milliye, toprakları işgal edilen, canına ve namusuna kast edilen, vatanı elinden alınmak istenen Türk Milleti'nin direniş ruhudur.

KUVAYI MİLLİYE'NİN DOĞUŞU

Kuvayı Milliye, “Milli Kuvvetler” demektir. Dar anlamıyla, Milli Mücadele'deki milis kuvvetleri ve yerel direnişleri; geniş anlamıyla, Milli Mücadele'deki tüm kuvvetleri ve tüm direnişi ifade eder. Sabahattin Selek'in ifadesiyle “Müdafaa-i Hukuk örgütleri, kongreler, TBMM, bunlara yardımcı olan bütün organlar, hatta ordu milli kuvvetler idi.” (Sabahattin Selek, Anadolu İhtilali, C. I, s. 120).
Burdur Askerlik Şubesi Başkanı Albay İsmail Hakkı Bey, Yunanların İzmir'i işgalinden iki gün sonra, 17 Mayıs 1919'da, Aydın'daki 57. Tümen Komutanı Albay Şefik (Aker)'e gönderdiği bir telgrafta “gönüllü silahlı bir halk teşkilatı” kurulması gerektiğini belirtmişti. 57. Tümen Komutanı Albay Şefik (Aker) ise 23 Mayıs 1919'da Osmanlı Savaş Bakanlığı'na gönderdiği bir raporda “Anadolu'yu işgalden kurtarmak için Kuvayı Milliye örgütü” kurmaktan söz etmişti. Bu raporu alan Genelkurmay Başkanı Cevat Paşa “Kuvayı Milliye kurulmalıdır” cümlesinin altını çizmişti. Ancak işgallere direnmek yerine İngilizlerin merhametine sığınmayı uygun bulan Osmanlı yönetimi, bırakın Kuvayı Milliye'yi kurmayı, Kuvayı Milliye'yi yasaklayacak, Kuvayı Milliyecileri idama mahkum edecekti.

Kuvayı Milliye'nin İzmit'i kurtardığı gün çekilen bir fotoğraf.

Kuvayı Milliye'nin İzmit'i kurtardığı gün çekilen bir fotoğraf.

Batı Anadolu'da Kuvayı Millye'nin kurulmasında üç albay; Albay Bekir Sami (Günsav), Albay Kazım (Özalp), Albay Mehmet Şefik (Aker) çok etkiliydi. Bunların yanında Urla'da Yarbay Kazım, Ayvalık'ta Yarbay Ali (Çetinkaya), Ödemiş'te Yüzbaşı Tahir Fethi (Özerk), Nazilli'de Binbaşı Hacı (Şükrü), Antep'te Yarbay Şefik Özdemir, Kılıç Ali gibi subaylar önemli roller üstelenmişti. Kuvayı Milliye'nin içinde Demirci Mehmet Efe, Yörük Ali Efe, Çerkez Ethem, İpsiz Recep gibi efeler ve çete reisleri; İstanbul'dan Anadolu'ya silah kaçıran Mim Mim, Yavuz, Karakol gibi gizli örgütlerin üyeleri; Yenibahçeli Şükrü Bey, Yahya Kaptan, Topkapılı Cambaz Mehmet, Topal Osman, Sütçü İmam, Şahin Bey gibi kahramanlar; Cemalettin Çelebi, Rifat Börekçi, Abdurrahman Kamil Efendi, Rıdvan Hoca, Ahmet Hulusi Efendi gibi din adamları vardı.
Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi, 16 Mayıs sabahı belediye binası önüne topladığı halka şöyle seslenmişti: “Her ne pahasına olursa olsun Yunanlara karşı koymak gerekir… Hiçbir silahı olmayan bir Müslüman dahi yerden üç taş alarak düşmana atmaya mecburdur.”
Maraş'ı işgal eden Fransızlar, Maraş kalesindeki Türk Bayrağı'nı indirmişti. O cuma günü Ulu Cami'de cuma namazını kıldırmaya gelen Rıdvan Hoca, “Hürriyeti elinden alınan bir milletin cuma namazı kılmasının dinen caiz olmadığını” söylemişti.
Celal (Bayar), Şükrü (Saraçoğlu), Mahmut Esat (Bozkurt) da birer Kuvayı Milliyeciydi.
Bu arada Sabahattin Selek'in ifadesiyle Kuvayı Milliyecilerin tamamı “kahraman” değildi. (Selek, age, s. 129). İçlerinde halka zarar verenler de vardı. (Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, C. II, s. 163).

İLK DİRENİŞLER

İstanbul'daki Osmanlı Hükümeti; Sadrazam Damat Ferit ve Padişah Vahdettin, işgallere karşı sessiz kalınca, bazı yurtseverler direnişe geçti.
28 Kasım 1918'de Kars'ta Kars Milli İslam Şurası toplandı.
2 Aralık 1918'de Edirne'de Trakya Paşaeli Cemiyeti, 4 Aralık'ta İstanbul'da da Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kuruldu.
19 Aralık 1918'de Hatay Dörtyol Karakese Köyü halkı Fransız işgaline karşı direndi. Bu ilk sivil direnişti.
28 Aralık 1918'de İzmir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kuruldu. Anadolu'nun daha pek çok yerinde Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri kuruldu. Bu cemiyetler, iki yıl içinde tam 28 yerel kongre toplayacaktı. (Bülent Tanör, Kurtuluş Üzerine 10 Konferans, s. 98).
15 Mayıs 1919'da -emperyalist bir plan gereği- Yunan ordusu çok kanlı bir şekilde İzmir'i işgal etti. O gün Gazeteci Hasan Tahsin, Yunan Efzon alayının iri yarı sancaktarını vurdu. İşte Hasan Tahsin'in tabancasından çıkan o ilk kurşunla başladı Kuvayı Milliye
16 Mayıs 1919'da öğleden sonra Rum çetelerle destekli Yunan birlikleri, Urla'daki askeri birliğe ve Türk mahallelerine saldırdı. Urla'da Yarbay Kazım Bey'in elinde 173. Alay'a mensup sadece 18 er vardı. 120 kadar gönüllü, bu 18 kişilik birliğin yardımına geldi. Urla'da asker-sivil birlikte bir gün boyunca düşmana direndi. 17 Mayıs'ta Urla Yunan işgaline girdi. Halk ve ordu tarafından yapılan ilk kurşun savaşı buydu.
Kuvayı Milliye ateşinin büyüyüp tüm Anadolu'yu sarması artık an meselesiydi.
İzmir'in işgaline, İstanbul'dan yükselen halk tepkisi büyük oldu.

İLK MİTİNGLER

17 Mayıs 1919'da İstanbul Darülfünunu'nun hocaları ve öğrencileri, üniversitede İzmir'in işgalini kınadılar.
19-22 Mayıs 1919'da İstanbul'da Fatih'te, Kadıköy'de, Üsküdar'da 30 bin ile 200 bin kişi arasında değişen yüksek katılımlarla direniş mitingleri düzenlendi.
Fatih mitinginde kürsüye çıkan Halide Edip Hanım şöyle diyordu: “Türk ve Müslüman bugün en kara gününü yaşıyor. Memleketimiz paylaşılma tehlikesi karşısında… Yarın var, çocuklarımız var. Buradaki Türkler, Müslüman aleminin kalbidir. Siz düştüğünüz zaman birçok şeyler düşecektir…”
Hüseyin Ragıp Bey'in ağzından ise bir ara şu sözler döküldü: “Biz kendi yurdumuzda hiçbir milletin bize hakim, bize efendi olmasına tahammül edemeyiz…”
Kadıköy mitinginde konuşan Münevver Saime Hanım, “Ben hürriyeti gasp edilmiş bir milletin kızı olarak istiklalime nasıl yürüyeceğimi söyleyeceğim” dedikten sonra sözlerini şöyle bitirdi: “Efendiler! Az söylemek, çok iş görmek zamanı gelmiştir. Biz yalnız ağlıyoruz. Ağlamakla kazanılacak hak, hıçkırıklarımızı işitecek kalp yoktur. Teşkilat yapmak… Nihayet işe başlamak lazımdır…”
Münevver Saime Hanım'ın dediği gibi “söylemek” ve “ağlamak” yetmiyordu. “İşe başlamak” gerekiyordu. Karşımızdaki silahlı orduya karşı silahlı direnişe geçmekten başka çare yoktu. Ama elde ne doğru dürüst bir ordu ne de yeterli silah vardı. Dahası, halk savaş istemiyordu. Yorgundu, umutsuzdu. Korkaklık ve ihanet de cabası… Örneğin bazı yerlerde işgalcileri şehre davet edenler, işgalcilerin geleceğini öğrenince de evlerine Yunan bayrakları asanlar vardı.
Ancak her şeye rağmen Kuvayı Milliye ateşleri çoğalmaya başlamıştı.

AYVALIK DİRENİŞİ

26 Mayıs 1919'da bir İngiliz ve bir Yunan gemisi Ayvalık limanına geldi. 29 Mayıs'ta Ayvalık işgal edildi. Ancak Ayvalık'ta 172. Alay Komutanı Yarbay Ali (Çetinkaya) komutasındaki 24 subay ve 15 kadar er, Ayvalık sırtlarına yaslanarak düşmana karşı direndi. Bu direniş sırasında bir subay ve birkaç er şehit oldu. Ordunun ilk kurşun direnişi buydu. Mondros'a rağmen askeri birliğiyle düşmana karşı direnen ilk komutan da Yarbay Ali Çetinkaya'dı.

ÖDEMİŞ DİRENİŞİ

Yunan ordusu 29 Mayıs 1919'dan itibaren Ödemiş'i kuşatmaya başladı. 56. Tümen Komutanı ve 17. Kolordu Komutan Vekili Albay Bekir Sami (Günsav) ve Ödemiş Jandarma Komutanı Yüzbaşı Tahir Fethi (Özerk) direniş hazırlıkları yaptılar. Ödemiş'te 29 Mayıs 1919 gecesi bir direniş hükümeti kuruldu. Alınan kararlara göre “Yiğit Ordusu” adıyla milli bir örgüt ve Hacıilyas Tepesi'nde de milli bir cephe kurulmasına karar verildi. Yüzbaşı Tahir Bey, Ödemiş Kuvayı Milliye Komutanlığı'na getirildi. Ödemiş Kaymakamı Bekir Sami (Baran), İzmir ve İstanbul'daki işgalci temsilcilerine gönderdiği bildiride şöyle diyordu: “Yunan işgal kuvvetleri İzmir'den çekilmediği takdirde dökülecek kanın sorumluluğu sizin ve temsil ettiğiniz milletlerin olacaktır… Artık bilin ki kalem değil silah ötecektir.” O gece silah deposu açılarak halka 1200 silah ve yeterli miktarda cephane verildi. 30 Mayıs'ta Yunan ordusu Ödemiş'e saldırdı. Tepeleri tutan Ödemişli Kuvayı Milliyeciler ve 13 yedek subay Martin tüfeklerini ateşledir. Toplam 120 kişi civarındaki Kuvayı Milliyeciye karşı 2000 kişi civarındaki düşman, hafif ve ağır makineli tüfeklerle cevap verdi. Direniş yarım gün sürdü. Ödemişli Kuvayı Milliyeciler 2 şehit 10 yaralı verdiler. Düşmanın kaybı daha fazlaydı. Sonunda Ödemiş düştü. Yunan ordusu Ödemiş'e girmeden bazı köyleri yaktı. İşte Milli Mücadele'de halkın ilk kurşun direnişi buydu. (Alev Coşkun, Kuvayı Milliye'nin Kuruluşu, s. 231-28).

Ödemiş düştü, ama bu halk direnişiyle Ege'de gerçek anlamda Kuvayı Milliye başladı. Ödemiş direnişi, Kuvayı Milliye'ye katılımı arttırdı. Efeler ve zeybekler Kuvayı Milliye'ye katıldı. Ege'de Alaşehir Cephesi, Balıkesir Cephesi, Aydın Cephesi gibi Kuvayı Milliye cepheleri oluştu.
Kuvayı Milliye güney direnişinde çok başarılı oldu. Urfa, Antep, Maraş'ta Fransız işgaline karşı gerçekleşen “destansı halk mücadelesi” tarihe altın harflerle yazıldı.

ÇOBAN ATEŞLERİNİ BİRLEŞTİRMEK

Mareşal Fevzi Çakmak şöyle diyor: “Mondros Mütarekesi'nden sonra bir uçaktan Anadolu'ya bakılsaydı yer yer yanan ateşler görürdünüz. Bunlar pırıl pırıl çoban ateşleridir.” Bu çoban ateşleri sönmemeliydi, birleştirilip büyütülmeliydi. İşte Atatürk, bu çoban ateşlerini birleştirip ulusal direniş ateşine dönüştürdü. Kuvayı Milliye'nin gelişmesi, güçlenmesi, örgütlenmesi için çalıştı. Müdafaa-i Hukuk cemiyetleriyle ilişki kurdu. Yerel kongreleri takip etti. Onun başkanlığındaki Erzurum Kongresi'nde “Kuvayı Milliyeyi amil, iradeyi milliyeyi hâkim kılmak esastır” kararı alındı. Dağınık haldeki Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerini Sivas Kongresi'nde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti çatısı altında birleştirdi. Kuvayı Milliye cephelerine komutanlar gönderdi. En önemlisi de Sakarya Savaşı öncesinde yayımladığı Tekalifi Milliye Emirleri'yle halkın elinde avucunda ne varsa -sonradan geri ödenmek koşuluyla- yüzde kırkını orduya vermesini istedi. İki öküzünden birini orduya veren Mehmet Amca… Kağnıyla cepheye cephane taşıyan Hanife Teyze… Hepsi birer Kuvayı Milliyeciydi.

İsmail Hakkı Bey, Sultanahmet mitinginde konuşuyor.

İsmail Hakkı Bey, Sultanahmet mitinginde konuşuyor.

Kuvayı Milliye ruhu

Kuvayı Milliye'nin önemi, Türk Milleti'nin; sarayın, sultanın veya başka birinin ağzına bakmadan kendi kaderini kendi eline alma iradesini göstermesinden kaynaklanır. Türk Milleti, Osmanlı sarayının suskunluğuna, hatta direnişi önleme çabalarına karşı düşmana direndi. Bu gerçeği çok çabuk gören Atatürk, Anadolu'ya geçer geçmez “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyerek TBMM'yi açtı. Samet Ağaoğlu'nun ifadesiyle “Milli hakimiyet prensibi bir milli ruh halinden doğdu. O ruh haline Kuvayı Milliye Ruhu diyoruz… Bu ruhun kendini gösterdiği en büyük sahne Türkiye Büyük Millet Meclisi'ydi… O Meclis'in kullandığı yetki, yazılı hükümlerle ilgili olmayan bir kaynaktan doğuyordu. İşte o kaynak ‘Kuvayı Milliye Ruhu' idi.” (Samet Ağaoğlu, Kuvayı Milliye Ruhu, s. 43).
Atatürk, Kuvayı Milliye Ruhu'yla sadece vatanı kurtarmadı, cumhuriyeti de o ruhla kurdu.
Kuvayı Milliye; Ahmet Ağaoğlu'nun deyişiyle “Namussuz ve esir yaşamaktansa namuslu ölmektir.” Atatürk'ün ifadesiyle “Ya istiklal ya ölüm” parolasıyla emperyalist işgale başkaldırmaktır. Falih Rıfkı Atay'ın deyişiyle, “Hiçbir işe yaramasa bile namuslu bir adamın yastığı dibinde duran tabancadır; hiç olmazsa intihar etmeye yarar!” (Falih Rıfkı Atay, Niçin Kurtulmamak, s. 42)
Demem o ki, Türk Milleti'nin direniş ruhu Kuvayı Milliye ÖSO'ya mösoya benzemez kardeşim!

Halide Edip Hanım Sultanahmet mitinginde konuşuyor.

Halide Edip Hanım Sultanahmet mitinginde konuşuyor.

Kuvvacı kadınlarımız

Kuvvacı kadınlarımız vardı. Cepheye cephane taşıyan, cephe gerisinde imalathanelerde çalışan kadınlarımız vardı. 1919'da Sivas'ta Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti'ni kuran kadınlarımız vardı.
Halide Edip Hanım, bir ara umutsuzluğa kapılıp Amerikan mandası istedi. Fakat İstanbul işgal edilince gizlice Ankara'ya gidip Atatürk'ün yanında Milli Mücadele'ye katıldı. Cepheye kadar gitti. Onbaşı oldu. O bir Kuvayı Milliyeciydi.
Cephede savaşan mücahit kadınlarımız vardı: Kara Fatma (Fatma Seher), Ayşe Hanım, Bitlis Defterdarının Eşi,  Kara Fatma Şimşek, Hatice Hatun, Tayyar Rahime, Melek Hanım, Tarsuslu Kara Fatma, Gaziantepli Yirik Fatma, Mudurnulu Fatma Kadın, Nazife Kadın, Gördesli Makbule, Nezahat Hanım, Asker Saime… Hepsi birer Kuvayı Milliyeciydi.
Mesela Kadıköy mitinginde konuşan Münevver Saime Hanım, işgal İstanbul'unda tutuklandı. Sonra Anadolu'ya kaçarak Milli Mücadele'ye katıldı. Yaralandı. “Asker Saime” diye anıldı. İstiklal Madalyası aldı. O da bir Kuvayı Milliyeciydi.
Tüm Kuvayı Milliye kahramanlarımızı saygıyla, rahmetle anıyorum.

Kara Fatma ve Milli Müfrezesi.

Kara Fatma ve Milli Müfrezesi.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more