Sözcü Plus Giriş

TÜSİAD: YEP oldukça iddialı hedefleri olan bir program

Geçtiğimiz günlerde açıklanan ikinci YEP programında Türkiye’nin büyüme hedeflerinde değişiklik yapılmış; 2020 yılı büyüme hedefi yüzde 3.5'dan yüzde 5'e yükseltilmişti. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan TÜSİAD Başkanı Simone Kaslowski, "Oldukça iddialı hedefleri olan bir program ortaya konulmuş." dedi.

14:04 -
TÜSİAD: YEP oldukça iddialı hedefleri olan bir program

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Simone Kaslowski, Yeni Ekonomi Programı’nda (YEP) oldukça iddialı hedefleri olan bir program ortaya konulduğunu bildirdi.

Kaslowski, geçen hafta YEP’in açıklandığını anımsatarak, “Oldukça iddialı hedefleri olan bir program ortaya konulmuş.” dedi. Gelecek yıl için iç talep çekişli bir büyüme öngörüldüğünü aktaran Kaslowski, şunları kaydetti: “Sonraki yıllarda ise teşvik ve politikalar ile Türkiye'yi cari dengeye oturtan, yani dış açığını sıfırlayan bir senaryo çizilmiş. Öncelikle sanayi odaklı, verimliliği artırmak suretiyle rekabet gücümüzü artıracak bir programa mutlaka ihtiyacımız olduğunu belirtmek isterim. Zira, ancak verimlilik temelli bir büyüme finansal istikrarı tehlikeye atmadan sürdürülebilir. Bilineceği üzere verimlilik, nitelikli eğitim, yüksek teknoloji ve girişimcilik olgularının bir arada bulunduğu ortamlarda gerçekleşebilir. Bu durumda uygulanacak programın ne pahasına olursa olsun ithal ikamesini değil, verimliliği ön planda tutması esastır.”

“TL FİNANSMAN İMKANLARININ GENİŞLETİLMESİ GEREKİYOR”

TÜSİAD Başkanı Kaslowski, 2001 krizi sonrası bankacılık sisteminde yapılan reformlar ve kamu maliyesindeki disiplin anlayışı ile ekonomide zaten önemli bir güven oluştuğunu belirterek, “Eskiden kamuya akan finansman artık reel sektöre yönelmişti. Böylece şirketler bankacılık sistemi üzerinden finansmana rahat erişim sağladı.” dedi.

“POLİTİKA YAPICILARIN ÇIKARMALARI GEREKEN DERSLER VAR”

Küresel krizden sonra özellikle yatırım için kullanılan finansmanın, ucuz ve uzun vadeli olduğu için döviz cinsinden gerçekleştiğini aktaran Kaslowski, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Aslında riskler de işte bu aşamada birikmeye başladı. Kurda belirli bir düzeyde istikrar olacağı varsayımıyla yapılan hesaplar küresel faizler yükselmeye başlayınca maalesef tutmadı. İçeride düşük seyreden faiz ve dışarıda değişen koşullara zamanında ayak uyduramama, sonuçta hem enflasyonun hem de faizlerin artmasına neden oldu. Türk lirası önemli ölçüde değer kaybetti. Özkaynak yerine sürekli krediyle büyüyen, kur riskini iyi yönetemeyen şirketler için zorluklar başladı. Reel sektördeki zorluklar elbette bankacılık sektörüne de yansıdı. Bugün geldiğimiz noktada hikayeyi nereden ele alırsanız alın, finans dünyasının, reel sektörün ve politika yapıcıların çıkarmaları gereken dersler var. ”

Kaslowski, bazı noktalarda gelişmenin, daha istikrarlı bir ekonomi için şart olduğuna işaret ederek, TL finansman imkanlarının genişletilmesi gerektiğini söyledi.

Uzun vadeli, düşük maliyetli, kendi para birimi cinsinden finansmana ihtiyaç duyulduğunu dile getiren Kaslowski, “Bunun en temel koşulu da düşük tek haneli ve hatta yüzde 5'in altında enflasyonun kalıcı olarak sağlanmasıdır. Bu durum öngörülebilirliği artırarak, hem finansman maliyetlerini aşağıya çekecek, hem de zaman içerisinde tasarruf sahiplerinin daha uzun vadeli yatırımlara yönelmesini sağlayacaktır.” şeklinde konuştu.

“HAK ETTİĞİMİZ ÖLÇÜDE YATIRIM ÇEKEMİYORUZ”

Simone Kaslowski, Türkiye’ye gelebilecek veya ülkede yapılabilecek pek çok yatırımın başka ülkelere kaydığını belirterek, “Hak ettiğimiz ölçüde yatırım çekemiyoruz. Devalüasyonun maliyetler üstündeki etkisine ve verilen cazip teşviklere rağmen bunu görüyoruz. Dünyada bugün çok ciddi bir parasal genişleme dalgası daha var. Almanya, Fransa, Hollanda gibi Avrupa’nın merkez ülkelerinde eksi faizler görünüyor. Kayda değer bir süre daha bu durum devam edecek.” diye konuştu.

AA

Son güncelleme: 20:04 09.10.2019
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more