Sözcü Plus Giriş

Türkiye’de Kadınlar Günü ‘kutlu’ olamıyor

8 Mart Dünya kadınlar günü, Türkiye'deki kadınlar açısından "kutlu" olamıyor. Türkiye'deki kadın dernekleri yetkililerine göre, son dönemde değil kadın haklarında ilerleme, mevcut toplumsal cinsiyet eşitliğinde bile geriye gidiş had safhada. İşte kadın haklarında geri gidişin örnekleri;

Zeynep GÜRCANLI
15:07 -
Türkiye’de Kadınlar Günü ‘kutlu’ olamıyor

* YÖK, TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ TUTUM BELGESİNİ WEB SİTESİNDEN KALDIRDI

Avrupa Konseyi Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddete karşı Eylem Uzmanlar Grubu (GREVIO) Başkanı Prof. Feride Acar, Türkiye'nin onayladığı CEDAW ve İstanbul Sözleşmesi gibi uluslararası belgeler ve Anayasa ile koruma altına alınmış olan toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda özellikle YÖK’ün attığı son adıma dikkat çekti. YÖK’ün hükümete yakın medyada çıkan aleyhte haberler üzerine, 2015’te yayınladığı toplumsal cinsiyet eşitliği tutum belgesini resmi web sitesinden kaldırdığına dikkat çeken Acar, bunun üniversitelerde uygulanmaya başlayan toplumsal cinsiyet eğitim ve cinsel tacizle mücadele çalışmalarını olumsuz etkileyeceğini söyledi.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın ise Avrupa Birliği ile birlikte iki yıl okullarda yürüttüğü “toplumsal cinsiyet eşitliği projesinin” artık uygulamada olmadığını resmen duyurduğunu da hatırlattı. Acar, bunun Türkiye'de toplumsal cinsiyet konusunda genç nesillerde farkındalık yaratmak çabalarını baltalayan önemli bir geri gidiş olduğunu da söyledi.

Avrupa Kadın Lobisi Yönetim Kurulu üyesi ve Türkiye dış ilişkiler koordinatörü Dr. Selma Acuner, Türkiye’nin toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda uluslararası alanda da tutum değiştirdiğine dikkat çekti. “Türkiye, 2013’e kadar BM’de kadının statüsü komisyonunda ilerlemeci ülkelerle birlikte hareket ederdi. 2014’ten itibaren, İran, Vatikan, Afrika ülkelerinin bazılarının yer aldığı muhafazakar bloğun normlarına daha yakın bir tutum göstermeye başladı. AB aday ülkesi olmasına rağmen, muhafazakar bloğun toplumsal cinsiyet eşitliği kavramına karşı çıkmasına sessiz kalındı.

O zamandan beri toplumsal cinsiyet eşitliği kavramı geri çekilmeye başlandı. özellikle son yıllarda kadınlara yönelik politikalardaki değişiklik toplumsal cinsiyet eşitliği kavramının kaldırılması üzerinden yürüyor.
Kadın konusunda ‘eşitlik politikalarından’ vazgeçilerek bir itaat kültürü oluşturulmaya çalışılıyor. Özellikle 2005’te AB uyum sürecinde yapılan değişikliklerle TCK’da kabul edilen ‘kadın bireydir’ gerçeğinden uzaklaşılıyor” dedi.

Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü ise toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda yaşananları şöyle özetledi;

“MEB’in yürütmekte olduğu Toplumsal Cinsiyet Eşitliği projesi (ETCEP) ile eşcinsel bireyler yetişiyor diye saldırılar başladı. Bu saldırılara karşı MEB projesi askıya aldı ne yazık ki. Tam da o sırada YÖK de Tutum belgesinden TCE kavramını çıkararak Adalet eşitliği kavramını dile getirdi”.

* “KADIN HAKLARINI GERİ GÖTÜRMEK İÇİN HER GÜN YENİ POLİTİK ARAÇLAR GELİŞTİRİLİYOR”

Canan Güllü boşanmayı zorlaştırmak, kadınları evlenmeye ve doğurmaya teşvik etmek için her gün yeni politik araçlar geliştirildiğine dikkat çekti. Güllü, “Boşanmayı zorlaştırma, kürtajı önleme, kadınları evlenmeye ve doğurmaya teşvik etme, erken yaş evliliklerini önleyen Anayasa maddesinin iptali ,erken yaşta evlenmiş kişilere açılan Kamu davalarına af getirilmesi için TBMM önerge verilmesi ve şimdilerde yeniden gündeme getirilmesi ,nafakanın süreli hale getirilme çabaları,TBMM de geçmişte kurulan ama etkileri devam eden Boşanma Komisyonu gibi konularda her gün yeni politik araçlar geliştirilmeye çalışılması, siyasal iktidarın kurguladığı ailede yolunda gitmeyen bir şeylerin olduğunu gösteriyor” dedi.

Türkiye’nin özellikle son 5 yıl içinde başka bir yönetim sistemine doğru sürüklendiğini kaydeden Güllü, “Fiilî olarak ne demokrasinin, ne de hukukun artık işlevsel olduğundan bahsedebiliriz. Elbette bu işlevselsizliğin de gene en kritik noktada kadınları vurduğu çok önemli bir gerçek. Bunun en temel sebebi ise, yaratılmaya çalışılan ve büyük oranda da başarılan otoriter, anti-demokratik ve hukuksuz sistemin, elbette ki özel alanı da içermesi” dedi.

Selma Acuner ise, Türkiye’nin yıllardır kadın erkek eşitliği konusunda yapmakta olduğu politikalara tam ters bir tutum izlendiğine dikkat çekti. “Şu anda Anayasa’ya aykırı, iç hukuka aykırı gelişmeler izliyoruz ve kadın örgütleri son derece rahatsız. Türkiye’nin uluslararası alanda taraf olduğu CEDAW gibi, İstanbul Sözleşmesi gibi uluslararası antlaşmaya aykırı politika tutumları sergileniyor” diye konuştu.

* TBMM’YE SEVK EDİLEN İKÖ BELGESİ

Kadın dernekleri temsilcilerine göre, son dönemde Türkiye’de kadın haklarında geriye gidiş konusunda yaşanan bir başka gelişme ise “kadınların, erkeklerin saygı duyulan eşleri olarak yetiştirilmesi” gibi ifadelerin yer aldığı İslam Konferansı Örgütü tüzüğünün onaylanmak üzere TBMM’ye gönderilmesi.

Selma Acuner, “Türkiye’nin tam olarak üye bile olmadığı bir örgütün, şeriat temelli belgesinin TBMM’ye sevk edildiğine” ve bunun Anayasa’nın laiklik ilkesine ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelere aykırı olduğuna dikkat çekerek, bu durumun “kadının işlevinin, “sadece aile içinde görülerek ev, ailenin bakımı, temizlik” gibi ücretsiz işlerle sınırlandırılması anlamına geleceğini vurguladı. Acuner, “Bu kadının kamusal alandan çekilmesi ve yoksullaşması sonucunu getirir” diye konuştu.

Canan Güllü ise “Şeriat hükümlerine göre hazırlanmış bu tüzüğün” laik Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasası’na aykırı olduğunu vurguladı. Güllü, “Müftülük nikahı gibi bir anda kamuoyunun gündemine getirilen ve hiçbir tartışmaya alan bırakmadan kucağımıza bırakılan ve TBMM sevk edilen İKÖ (İslam Kalkınma Örgütü)belgesi ile kadın düşmanı politikalarla beraber değerlendirildiğinde çok önemli” diye konuştu.

* NAFAKA TARTIŞMALARI KADINLARIN ALEYHİNE

Kadın hakları savunucuları, son dönemde gündeme oturan nafaka süresi tartışmalarının da Türkiye’de kadınların edinilmiş haklarına darbe vurmaya aday olduğunu kaydediyorlar.

TKDF Başkanı Güllü bu konuda, “Nafaka süresiz olmamalıymış diye basılı ve görsel medya ile sosyal medya üzerinden kamuoyu oluşturulmaya başlandı .2018 yılında Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra yayınlanan ilk eylem planı içinde Nafaka “sorun”olarak yer aldı. Kadın bakanlığının ismini Aile olarak değiştiren ve sonra Çalışma bakanlığını da bu bakanlıkla birleştiren zihniyet aslında kadını sorun olarak görüyor bizce” dedi.

Hem bürokraside(Bir dönem kadının statüsü genel müdürü olarak görev yapmıştı) , hem akademide ve Kadın örgütlerinde kadın hakları üzerine çalışmalar yapan Selma Acuner ise, nafaka meselesinin, Medeni Kanun ve diğer yasalarla, kadının edinilmiş haklarından mahrum etme tehlikesini yaratan bir tartışma olduğunu söyleyerek, ” uzun yıllardır kadın-erkek eşitliği konusunda emek veren kadınlar olarak son gelişmeleri izlemek kaygı verici. Farklı hükümetler dönemlerinde, farklı duruşlardan kadın örgütlerinin uzun yıllara dayanan büyük mücadeleleriyle başarılan birçok ilerlemeci ve çözüm üretici politika şu anda adeta rafa kaldırılıyor. Kadınlar ‘itaat eden değil bireydir’ ve kadın örgütleri bu mücadeleyi sürdürecektir. Kadınların kamusal alanda eşit bir biçimde yer almasını sağlamadan, destek politikalar oluşturmadan nafakasını kesmek, kadın yoksulluğuna göz yummak anlamına gelir” ifadesini kullandı.

Acuner, bu çerçevede kadın haklarına konusuna kurumların Çalışma Bakanlığı’na bağlanmasını da eleştirdi. “1990’ların başından beri edinilmiş tüm haklar farklı bir mecraya evriliyor. 1991 de ilk kurulduğu zaman bakanlığın adına “kadın” ibaresi koyulmuştu. Tam 20 yıl sonra kadın ve LGBTİ örgütlerinin tüm direnmesine karşın 2011’de ‘kadın’ çıkarılıp, “Aile ve Sosyal Politikalar bakanlığı kuruldu. KSGM, Temmuz 2018’den itibaren ise, söz konusu bakanlığın Çalışma Bakanlığı ile birleştirilmesi ile Çalışma Bakanlığı’na bağlanmış oldu. Bu durum, kadın hakları politikalarının tam anlamıyla ‘daraltılma, önemsizleştirilme’ süreci olarak tanımlanabilir. Kadın politikaları, çalışma bakanlıklarının altında olmaz. Çünkü kadın haklarına ilişkin çözümler çok yönlü politikaları gerektirir, sadece çalışma alanıyla sınırlı değildir ve güçlü bir ulusal mekanizmayı gerektirir. Başlı başına icracı bir kadın bakanlığı kurulması için mücadele ederken var olan genel müdürlüğün (KSGM) Çalışma Bakanlığı’nın altına çekilerek, etki ve yetki alanı daraltılmış bir genel müdürlük haline getirilmiş olması ise kadın örgütleri tarafından kabul edilemez bir tutumdur’ dedi….

Tüm son dakika haberleri için tıklayın.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more