Aklı inşa eden edep, edebi inşa eden akıl

Farkındalık oluşturmuş insan; Kur'anî çerçevede buna takva-sorumluluk bilinci diyebiliriz; insanlık sorunlarına kayıtsız kalamaz. Bu noktada ya elinden gelenin en iyisini dener ya da içten içe acı çekerek yaşar. Bencilce yaşayan büyük kalabalıkların sorumsuzluğu ki kutsal kitaplar bunu ısrarla vurgular; tüm zamanlar için geçerlidir.

ADALET: ATEŞTEN GÖMLEK

Adaletsizlik, haksızlık, doymazlık ve edepsizlik insanlığa büyük acılar çektirmiş. İnsanın insanca yaşama isteği zaman zaman galip gelse de çoğu zaman çaresizliği ve ümitsizliği kabullenmesiyle sonuçlanmış. Geçmiş yüzyıllar bunlarla dolu. Alman edebiyatının önemli yazarlarından Friedrich Dürrenmatt, Büyük Romuluss romanında, iki bilgeyi ele alır. Biri German imparatoru Odoaker, diğeri Roma imparatoru Romuluss. İkisi de barış ve insanlık aşığıdır, lakin çökmekte olan insanlık ikisini de başarısız kılar; inançları, özverileri dünyayı kurtarmaya yetmeyecektir. Romanda verilen mesaj önemli: İnsanlık hakkında fikri olanların zulmü seçmeleri, korkunç sonlarını ve kendilerinin yok oluşlarını hazırlayacaktır.

Bu noktada şu soruyu sormak durumundayız: Altını çizdiğim insanlık sorunları karşısında bir şeyler yapmanın beyhude olduğuna mı inanacağız? Yoksa dünyayı iyileştirmenin sorumluluğunun, bizatihi insanın kendisine verilmiş bir gerçeklik olduğuna mı?

İDEOLOJİLER VE AHLAKBAZLAR

Dünyanın kurtuluşu doğru ellerde olacak görüşünü, pek çok öğreti (ideoloji) temele alır. Peki, bu doğru eller kime ya da neye göre olacak? Kimler bu doğru eller? Sağcılık, solculuk dindarlık deyip kendi diktalarını yaratanlar mı? Bilime, hukuka inanıyorum diyen zihinler mi? Kendi çıkarlarını güden bireyler mi (hanedanlar gibi) yoksa halkın çıkarlarını güden felsefeler mi (cumhuriyet gibi)? Soruları uzatabiliriz. Ancak dikkat çekmek istediğim husus, sadece biliyor olmanın yetmediği, iyi fikrinin insanı harekete geçirmekte yetersiz kaldığıdır. Kişi samimi değilse, insani endişe taşımıyorsa, çok daha önemlisi, iddia ettiği değerlerle bütünleşmemişse, hangi felsefenin veya inancın ya da hangi ideolojinin içinde olursa olsun, yaptığı işi kendine benzetecektir. Tarih, yüksek ahlak sahibi şahsiyetleri bize sunsa da aynı zamanda ahlakı kendi çıkarlarına alet eden ahlakbazları da sunar. Burada üzerimize düşen sorumluluk, yüksek şahsiyetlerle (bu bir felsefe de olabilir) ahlakbazları ayırt edebilmektir. Edeple beslenmiş akıl, bu kapının anahtarıdır.

MUAŞERET İNSAN YARATIR

Edep kelimesi, Arap dilindeki edb kökünden gelir. Bütün iyi hal, tutum, ahlak ve davranışları içeren bu kavramdan, edebiyat kelimesi, Fransızca'daki litteratüre karşılığında türetilmiştir ve bize has bir kelimedir; zira edep, cahiliye döneminde ve İslam'ın ilk asrında ilmi edep şeklinde değil, ilmi Arap olarak tanımlanmıştır.

Eski dünyada, özellikle de Abbasi halifeliği döneminde insan yaratma, insanı inşa etmenin temel kavramlarındandır. “Muaşeret insan yaratır” sözüyle darbımesel olmuştur.

Edep kelimesinin etimolojisine baktığımızda, ziyafete davet etmek, zarif ve edepli olmak, güzel ahlaklı olmak anlamlarını taşır. Herhangi bir yanlışı düzeltmeye yarayan bilgi şeklinde tarif edenler de vardır. Kur'an'da geçmeyen bu kelime Hz. Peygamberin sözlerinde mevcut: “Gerçek bu Kur'an, Allah'ın bir sofrası, onun sofrasından gücünüz yettiğince bilgi toplamaya çalışın.”

VARLIĞA BAKIŞTIR EDEP

Edep kelimesini, Kur'an'daki takva kavramına karşılık olarak almak mümkün. Derin bir anlamı içeren bu kelime, felsefenin ve tüm dinlerin inşa etmek istediği bir ahlakı içinde barındırır. Büyük ve küçük harfle yazacağımız varlık kavramı üzerinden tanımlayabiliriz edep kavramını: Bu varlık âlemi içinde, insanın kendi varlığını ve yerini doğru tayin edip,  bu yeri göz önünde bulundurarak, diğer varlıklarla olan ilişkisini düzenleme biçimidir. Yani önce varlığı yerli yerine koyacağız, sonra kendimizi bu varlık içinde yerli yerince konumlandıracağız ve onlarla olan ilişkimizi de yine yerli yerince düzenleyeceğiz. İşte edep tam da bu; sakil olmaktan kurtulmanın yolu da bu… Buna ister dindarlık deyin, ister ahlaki yaşam deyin, ister insanlık.

(Devam edecek.)