Sözcü Plus Giriş
AYŞE SUCU

İnsanlık ölüyor! Buyurun cenaze namazına…

21 Ocak 2019

Gün geçmiyor ki karşılaştığımız herhangi bir olay veya haber için, bu kadar da olmaz demeyelim. Kutuplaşma, kamplaşma, ötekileştirme hiç bu kadar derinden hissedilmemişti bu topraklarda… Daha yeni iki oğlunu evinden kovan bir babanın hikâyesini dinledim; eleştiremezsiniz partimi, aksi takdirde bu eve bir daha adımınızı atmayın, defolun diyen bir baba! Ya o adalet ve hakkaniyet duygularımızı yerle yeksan eden kayırmacı politikalara ne diyelim; kimi ailelerin her bir ferdine verilen o yüksek makamlara? Tüm bunlar Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşayan binlerce gencin zihninde ne tür reaksiyonlar oluşturuyor acep?

KİTLESEL ANOMİ

Ama benim derdim bunlar dahi değil! Istırabım büyük; etik zeminde yapılmayan günlük politikayı sevmedim; onun için bu köşede siyaset yazmaktan elden geldiğince kaçınıyorum. Lakin büyük bir tehlikenin farkındayım; zira daha ağzımı açmadan “aman Hocam bana dinden-diyanetten bahsetme; değerlerden de bahsetme, ben bu değerlere inancımı yitirdim” diyen gençlerin kaygıları her geçen gün büyüyor. Umudunu kaybeden milyonlardan, daha doğrusu geleceğimizden bahsediyorum. Evet, kitlesel bir anomi yaşıyoruz. Sığınacağımız değerler yoksa neyi, kimi ya da hangi ideali savunacağız? Kalemimizi nasıl oynatacağız? Hangi şahsiyetleri rol-model olarak göstereceğiz; iyiyi kötüden nasıl ayırt edeceğiz? İlkeli, doğruluktan ayrılmayan, özü sözü bir hangi liderden bahsedeceğiz? Garip değil mi, kahraman veya bilge bir isim ya da siyasi bir şahsiyet aradığımızda hep geçmişe, daha doğrusu ölülere (!) uzanıyoruz. Bir tarafta iktidarın koca koca yanlışları ve tutarsızlıkları, diğer tarafta muhalefet partilerinin yetersizliği. Çatışmaların çözümüne rasyonel tartışmayla varılmasına, Habermas'ın “müzakereci demokrasi” kavramıyla bu denli mesafeli bir iktidar çözüm olabilir mi; ya da adaleti, liyakati, demokrasiyi kendi içlerinde gerçekleştirememiş muhalif siyasi örgütler? Demem o ki sorun, ülkenin, hem siyasi düzeninden, bir o kadar da kültürel kodların bozulmasından kaynaklanmakta; edep, görgü, zarafet, muaşeret, kısacası kendini bil ülküsü maalesef kuru bir hamasetten ibaret kaldı.

KİMSE KİMSEYİ DİNLEMİYOR

Tartışma programlarına ya da gazetelerdeki köşe yazılarına bakın, ahlaki yozlaşmadan ve toplumdaki kutuplaşmadan şikâyet eden edene ve fakat kimsenin kimseyi dinlediği yok. Romalı tarihçi ve düşünür Plutarch “Dinlemeyi öğrenirsen kötü konuşmalardan bile yararlanabilirsin” der. Dinlememenin veya başarısız dinlemenin arkasında yatan nedenleri de özetle şöyle açıklar: Birincisi kıskançlık; kendini konuşmacıya kapatan insan anlamak için dinlemiyor; merkeze kendisini koyuyor ve konuşanın hatalarını bulmaya çalışıyor. Dinlemede; bilgi, dinamik bir bellek, çeşitli sağlamalar ve ayrımlar yapmak için duyarlılık ve sabır gerekli. Kıskanç kişi bunlarla ilgilenmiyor, tek istediği kendisinin öne çıkması.

İkinci neden aşırı hayranlık, bir nevi kilitlenme hali; bu durumda dinleyici eleştirel konumunu yitiriyor ve sadece aşırı hayranlık duyuyor; bu hayranlığın fanatikliğe dönüşme ihtimali yüksek. Fanatiklik ise aklı, vicdanı ve ahlakı köreltir ve hatta yok eder. Üçüncü neden ise aktif dinlememe; bu durumda konuşmanın bir değeri yoktur; dahası dinleyici ve konuşan ortadan kalkar. Diyalog, ortak bir kaygıyı başlatmaktır, kaygı yoksa dinleme enformasyondan ibarettir. Dolayısıyla konuşan kadar dinleyenin de hazır olması ve diyaloğa angaje olması gerekir; düşünce ancak bu zeminde ilerler.

GELİNEN NOKTA

Diyaloğun olmadığı yerde huzur olabilir mi? Pazarcıların bağırdığı gibi bağırmayı konuşma telakki edenler, hayatı satmak ve almaktan ibaret görüyor. Toplumsal alanda diyalogdan ziyade egoist monologlar hâkim; bencillik tüm duygudaşlığın üzerini örtüyor. Bağıran çok kendi için; dinleyen yok kendi için. Kâr istenciyle bezenmiş dünya tüm değerleri öğüttü, maneviyat ve dinler adeta paketlenip satıldı: Ver parayı giy terliği, peygamberi rüyanda gör; intisap et falanca cemaate filanca tarikata, sorgusuz sualsiz cennete gir; kaldır rafa aklını biat et, oy ver, bak her şey aliyyül ala!

Sonuç, umursamazlık ve acı… İnsanlık ölüyor, buyurun cenaze namazına.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more