Sözcü Plus Giriş
EMİN ÇÖLAŞAN

Gazetecinin böylesine can kurban!

Sevgili okurlarım, Türkiye'de çeşitli yayın organlarında çalışan binlerce gazeteci var. Çoğunun iş güvenliği yok.

Onlar, kovulunca aç kalmaya mahkûm. Her an bu tedirginlikle yaşayan özellikle genç kardeşlerimiz…

Çalışırken aldıkları maaş da, eğer düzenli almaları mümkün olursa, çoğunlukla komik!

Ama bizim meslekte bir kesim var ki, onlar yaşamlarını krallar gibi sürdürüyor.

Ceplerinde patronlar tarafından verilen ucu açık kredi kartları…

Bir ayakları yurt dışında, öbür ayakları sosyetik restoranlarda…

Ceplerinden bir kuruş çıkmaz, yedikçe yerler, sonra da oralarda yaşadıklarını yazı ve yorum konusu yapıp övgüler düzerler.

Patronlarla aralarını her zaman iyi tutarlar ki, tezgâh bozulmasın.

★★★

Hürriyet'te Erol Simavi dönemi idi, gazetenin başına Ertuğrul Özkök getirildi.

Yaşamayı seven bir arkadaştı! Dünyanın her türlü lüksü adeta onun için yaratılmıştı.

Sonra gazeteyi Aydın Doğan satın aldı, Ertuğrul yerinde kaldı.

Bir gün, beni uyarmak için patron tarafından Ankara'ya gönderilmişti. Ankara Hilton'da kral dairesinde kalıyordu.

Sedat Ergin, Bekir Coşkun ve beni çağırdı… Amacı beni bir kez daha uyarmaktı. Zira yazılarım AKP iktidarını rahatsız ediyordu.

Kral dairesinde kapıştık.

Orada söylediği sözler çok ilginçti:

“Bakın beyler, ben gazeteci falan değilim. Ben cambazım… Elindeki altı topu havaya atıp yere düşürmeyen bir jonklörüm!..

İpin üzerinde düşmeden yürümeyi öğrenmemiz, patrona karşı çıkmamamız gerekirmiş falan filan…

Ve beni kovmak zorunda kaldılar!

★★★

Gel zaman git zaman Hürriyet gazetesini Recep Bey'in emriyle Erdoğan Demirören satın aldı…

Ertuğrul yine devrede!

Hacıyatmaz gibi adamdı.

Gazetenin başından ayrıldı ama yazarlığını sürdürdü. Yazılarını bazen okurken ağzımın suları akıyor!

Dünya sosyetesinin göz bebeği oldu! Onlarla yaşadıklarını ne güzel anlatıyor…

Hele özellikle İstanbul ve yurt dışında yediği o muhteşem yemekler var ya, vallahi insan kıskanıyor!

Geçtiğimiz Salı günkü yazısından bir örnek vereyim, ne demek istediğim daha iyi anlaşılır.

Zaten yazısının başlığı da “Özel bir yemek odasında kişi başı 2.500 lira verir misiniz.”

Meğer verilirmiş…

Okuyun, siz de öğrenin.

★★★

“İstanbul Raffles otelin içindeki Rocca restoran, ünlü İspanyol şef Paco Roncero ile anlaştı. Restoran üç ayrı alanda tadım mönüsü yapıyor. Bu şahane şefin yaptığı altı aşamalı bir tadım mönüsünü tadıyorsunuz. Şef sizi resmen entelektüel bir dünya gezisine çıkarıyor. Fransız, Japon, Peru ve Meksika mutfaklarını geziyorsunuz.

Geçen perşembe akşamı 16 kişilik bir grupla büyük şefin yemeklerini tattım. Bir yemeğin başından sonuna kadar şampanya içilmez sanıyordum. Bu mönü ve Dom Perignon (şişesi bin dolara yaklaşan dünyanın en pahalı şampanyası) bu önyargımı kırdı.”

Afiyet olsun, yarasın.

★★★

Sonra devam ediyor:

“Büyük şefin tadım mönüleri üç kategoride sunuluyor… 16 kişilik tek masa özel odada bizi olağanüstü bir video şovu ile yemeğini yediğiniz ülkelere götüren Dom Perignon'lu tadım mönüsü kişi başı 2.500 lira…

Tabii normal bir insanın ‘Ooo' diyeceği bir rakam ama parası olan bir insan için değer mi… Kesinlikle değer.”

Bence de değer!

Ertuğrul Özkök o yemeğe herhalde tek başına gitmemiştir. Yanında en az üç konuğu daha vardır.

Dört kişi gitmiş olsa eder 10 bin lira.

Paranın adı batsın, ona iyi sofralar ve damak zevki (!) lâzım.

★★★

Bu ülkede milyonlarca insan yoksulluk sınırında, açlık sınırında.

Binlerce gazeteci meslektaşımız hiçbir sosyal güvenceleri olmadan, çoğu asgari ücretle çalışmaya mahkûm…

Ertuğrul 70 yaşını devirmiş koskoca bir adam.

Her devrin adamı olan bir gazeteci.

Tamam kardeşim, o sosyetik mekânlarda patronun parasıyla, ya da kendi paranla gezip tozmayı, yemekler yemeği sürdür de, insan bunları yazmaya utanır be…

O milyonlarca insanımızla alay mı ediyorsun?

Haftanın en az üç günü bu zırvaları yazıyor, insanları hem özendiriyor, hem de sinir sistemlerini bozuyor.

Allah gözünü doyursun, midesini doyursun. Amin!

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more