Sözcü Plus Giriş
HÜSNÜ MAHALLİ

Halep-arşın ilişkisi

5 Temmuz 2019

Adamın biri çok palavracıymış. Kendini önemli biri olarak göstermek için sürekli yalan söylermiş. İnsanlar da ona inandığından değil daha çok eğlenmek için dinlerlermiş hikayelerini. Bir gün kahvede toplamış etrafına üç beş kişi atıp tutmaya başlamış: ‘Ben Halep'teyken bir atladım, tam sekiz arşın' demiş.
Etrafındakiler ‘Olur mu öyle şey' diye gülüşmüşler. İnsanların gülmesi adamın gururuna dokunmuş ancak bozuntuya vermeden ısrarla ‘Atladım ya, ne gülüyorsunuz' diye çıkışmış.
Dinleyenlerden biri daha fazla dayanamamış. ‘Hadi öyleyse yine atla da görelim' deyince adam ‘Ama ben Halep'teyken atlamıştım. Burada olmaz ki.” diye kendini savunmaya kalkışınca adamlardan biri ‘Neden olmasın canım. ‘Halep oradaysa arşın burada' demiş.
Benim atlayacak halim yok ama Halep'teyim.
Çocukluğum ve lise yıllarımın geçtiği şehirde.
Demokrasi, özgürlük, onur ve vicdan uğruna mücadelenin nasıl olması gerektiğini öğrendiğim sokaklardayım.
Herkesin çok kolay aşık olacağı Halep.
Dünyada çok yer gördüm ama Halep bambaşka bir şehir.
Binlerce yıllık o daracık sokaklar ruhunuzu esir alır.
Ama anlamlandırabilirseniz.
Gecenin karanlığında kırılmış gece lambalarının loş ışığında dolaşırken.
Ya da tam dolunay gecelerinde.
Duygular benliğinizi esir alırken.
Artık o sokaklar yok.
Arşınlanacak yer de kalmamış.
İnanılmaz bir acı yaşıyorum.
En son 6 Şubat 2011'de dönemin Başbakanı Erdoğan'la Halep'e gelmiştim. O gün hiçbir yere gidememiştim. Asi Nehri üzerinde inşa edilecek olan Dostluk Barajı'nın temelini Suriye Başbakanı Itri (Itrizade'nin torunudur) ile atan Erdoğan Esad ile buluşmak üzere birkaç saatliğine Halep'e gelmişti.
3 Nisan 2007'de Erdoğan Esad ile birlikte Fenerbahçe-El-İttihad karşılaşmasını izlemişti.
O gün inanılmaz heyecanlı ve bir o kadar coşkulu kalabalık vardı.
İki ülke ve iki lider arasında örnek bir model ilişki vardı.
16-18 Mayıs 2009'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'le Halep'e gelmiştim.
Esad kendisinin kullandığı arabayla gelip Gül'ü otelden alıp gezdirmeye götürmüştü.
Korumasız protokolsüz.
O gece dört bin yıllık Halep kalesinde yemek yenilmişti.
O kalenin hikayesi tam bir Hollywood konusu.
2012 sonlarına doğru etrafını ele geçiren teröristler kaleye doğru yönelince 36 kişilik askeri birlik tüm kapıları kapatıp direnmeye karar vermişti.
O direniş teröristlerin Halep'ten atıldığı 2016'nın sonuna kadar sürdü.
O kahraman 36 genç en ağır silahlarla donatılmış teröristlerin sonu gelmeyen ve akıl almaz tüm saldırılarına rağmen kaleyi korumuştu.
Dün o gençlerden biriyle sohbet ettim.
İnanılması güç acı dolu günleri ve yaşamını yitiren 19 arkadaşını anlattı.
Teröristler Halep'ten atılmıştı ama şehrin tüm tarihsel dokularını yok etmişlerdi.
Geri kalanları da savaş yok etti.
Şimdi şehrin neredeyse yarısı yıkık.
İki gündür buradayım ve bazen gece bazen de gündüz lise yıllarımın geçtiği yıkılmış sokakları dolaşıyorum.
İçim parçalandı' diyeceğin ama çok kuru iki sözcük.
En az beş kez hüngür hüngür ağladım.
Beddua etmek bana göre değil.
Savaşlar böyledir' diyeceğim ama kendimi ve sizi kandırmış olurum.
Savaşlar değil savaşı çıkaranlar böyledir.
Sizi acıtmak isterler.
Sadist bir duygu.
Beni ya da milyonlarca insanı ağlatmak haz veriyor onlara.
‘Ne istediler Halep'ten' diye sormanın alemi yok.
Bu tiplerin ruhlarında bir sorun var.
Kurtarılan Ezidi kızı Nadya BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada ‘IŞİD'çilerin bir günde kendisine 39 kez tecavüz ettiğini' ağlayarak anlatmıştı.
Diğerlerinin IŞİD'çilerden hiç farkı yok.
Birileri tecavüz eder, başkaları kafa keser, bazıları tarihi talan eder ama hepsi ruh hastası, sapık, manyak ve katil.
Acı olan da ‘En hakiki Müslüman biziz' modundalar.
Hep birlikte Halep'i değil bu coğrafyada her yeri yok ettiler.
Nasıl mı?
Onu da Pazar'a anlatırım.
Arşınım yok ama ben Halep'teyim.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more