Sözcü Plus Giriş
MESUT PARLAK

Diyanet mi siyaset mi?

28 Şubat 2019

Değerli Okurlar, son dönemlerde medyadan takip ettiğimiz kadarıyla gördüklerimi anlamakta zorlanıyorum. Örneğin, Türkiye'nin saygın 13 kamu üniversitesinin toplam bütçesi 9,2 milyar TL'yken, Diyanet İşleri bütçesi 10,5 milyar TL. Kurum bünyesinde personel sayısı 144 bin 250, bunun 100 bini imam ve müezzin. İddia edildiğine göre bunların ancak 1000 kişisi Kur'an'dan okuduğunu anlayıp aktarabiliyor. 2019'da bu sayıya ek olarak 9 bin 500 personel daha alındı. İddia edildiğine göre 6 bin personel daha alınacakmış. Bu sayı içerisinde 20 bin kadrolu Kuran kursu öğretmeni, 20 bin geçici kuran kursu öğreticisi, 3 bin vaiz, 1250 müftü görev yapmakta. Sayın Diyanet, bize iş tanımınızı lütfeder misiniz? Namaz kılma, kıldırma, camilere para toplama, 1400 yıldır da orucu ne bozar sorularına cevap vermekten başka hangi sosyal projede toplum önüne çıktınız? 47 Öğretmen atanamadığı için intihar ettiğinde vaazlarınızda yer verdiniz mi? Emeklilikte yaşa takılanların uğradığı haksızlık için ne dediniz? Hayvanlara zulüm edenler konusunda bir şey yaptınız mı? Medyada aylarca gündemde olan çocuk tecavüzlerine değindiniz mi? Camilerin boş olduğundan şikayet ediyor, gençler gelmiyor diyorsunuz. Onları siz soğutmuş olabilir misiniz? Birde hep söylemlerinizde dersiniz ki “Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır.”

PEKİ, SİZ HANGİ HAKSIZLIK KARŞISINDA SESİNİZİ YÜKSELTTİNİZ?

Yukarıda yazdığım sosyal konularda, herhangi bir karşı çıkışınıza rastlamadığım gibi medyadan öğrendiğimiz kadarıyla siyasi konuların da içindesiniz. Örnek mi istiyorsunuz?

* Eyüp Sultan Camii'ni ziyaret eden Sayın Binali Yıldırım için camii imamının türbe önünde toplanan vatandaşlara “ Binali Başkanımızın başarılı olmasına, hayırlı işlerde muvaffak olmasına, Allah rızası için el-Fatiha” demesi ve oy istemesi!

* Bursa'da bulunan Sayın Cumhurbaşkanı, cuma namazı için Ulu Cami'ye girişi sırasında imamın vaazı keserek “Milletimizin sevdiği, milletini canından çok seven, aziz bilen Sayın Cumhurbaşkanı'mız camiye teşrif etmiştir. Dua ediyoruz, hürmet ediyoruz” ifadelerini kullanması!

* Yalova'nın Kadıköy Beldesi'nde AKP adayının camide kahvaltılı seçim programı düzenlemesi!

Değerli Okurlar, sanıyorum ki bu yazdıklarıma verilebilecek en iyi cevap,  Eski Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu'nun aşağıda paylaşacağım yazısıdır.

“1.      İslam dini dünyada yaşansın diye gönderildi, ahirette değil. Yani dünyayı terk et, hiçbir şey yapma, ahirette kazanırsın mesajını vermiyor. Müslümanlar dünya-ahiret dengesini yitirdiler.
2.      Biz Müslümanlığı sadece inanma ve namaz, oruç, hac gibi belli ritüelleri yerine getirme olarak algıladığımız sürece bu mahcup edici durum devam edecektir.
3.      Ortadoğu toplumları barut fıçısı gibi. Birbirlerine duydukları öfkeyi mezhep, din duyarlılığı veya öteki üzerinden dile getiriyor, onlar üzerinden kimlikler şekilleniyor. Toplum olarak ayrıştığımız, artık birbirimize öfke duyduğumuz doğrudur. Bunlar sosyal birlik beraberliğimiz açısından alarm noktalarıdır.
4.      Serbest pazar mantığıyla fetva arayan, müşteri memnuniyetine göre fetva verenler kapladı ortalığı. İslam alimlerinin içinde yaşadığı hayatla ve gerçekliklerle bağı koptu. Üçüncü, beşinci asırda yazılan kitaplardaki bilgileri tekrar ederek insanlara dini anlattığımızı düşünemeyiz. 50 küsur İslam ülkesi var, paramparçayız.
5.      İslam barış dinidir diyoruz ama kimseyi inandıramıyoruz, çünkü birçok yerde Müslümanlar birbirinin boğazını sıkıyor. Birbirinin Müslümanlığını beğenmez oldular, birbirini itham ve tekfir ederek sürekli camdan aşağı atmakla meşguller.
6.      Her şeyin altüst olduğu, fırsat eşitliğinin olmadığı, işgaller altında umutların tükendiği, siyasal katılımın olmadığı toplumda sadece din anlatarak insanları mutlu edemeyiz. İslam dünyası acilen bilgi, çalışma, üretme, temizlik, sosyal barış, sosyal adalet, insan hakları, kadın hakları, çevre, özgürlükler, ötekinin hakkı gibi temel konularda zihnini durultmak ve bu konularda mesafe almak zorunda. İslamiyette ibadet sadece kıldığımız namaz değildir. İnsanlığa, dünyanın imarına, sulha, barışa hizmet eden her davranış ibadettir.
7.      Gönlüm isterdi ki, evrensel ilahi din olan İslam'ın günümüz uleması dünyada kanıksadığımız bunca eşitsizlik, sömürü, adaletsizlik, güçlü ve egemenin oldu bittileri karşısında hakkın sesi olsun, her türlü ayırımcılığa karşı çıksın, bizlere hepimizin Âdem'in çocukları kardeşler olduğumuzu, insan olarak eşit ve değerli olduğumuzu, insanca bir hayatın hepimizin temel hakkı olduğunu hatırlatsın. Ama öyle olmadı ve olmuyor. Olup bitene eleştirel baktığımızda bunu açıkça görüyoruz.
8.     Bugün birçok dini cemaat birer ekonomik sektöre dönüştü. Unutmamalı, Türkiye'de dini gruplar kamusal alana sirayet etmeye başladığı, kapalı ve kayıt dışı olup kendilerine göre dini eğitim vermeye başlarsa sorun büyür, FETÖ'deki gibi. Ülke benzeri oluşumlara gebe demektir.
9.      Dini cemaat ve tarikatlar siyaset, kamusal alan, yaygın din eğitimi ve ticaretten elini çekip kendi asli ve sivil hizmet alanlarına çekilmezse, kayıt dışılıktan çıkıp şeffaf ve denetlenebilir olmazsa yeni maceralar yaşamamız kaçınılmaz görünüyor.
10.      Din artık melankoli ve gözyaşı olarak sunuluyor ve algılanıyor. Böyle bir din anlayışı sizi dünya sahnesinde yukarı çeker mi? Hazreti Muhammed'in hayatını öyle bir anlatıyorlar ki, öyle bir hayatın örnek alınması ve yaşanması mümkün değil. Bugün İslam dinini gizemli, esrarengiz bir din olarak sunanlar, asılsız kutsallıklar üretenler aslında kendi din ticaretleri için müşteri artırımı peşindeler.
11.      “Din, acı, gözyaşı, melankoli ve menkıbedir” dedik. Ya geçmişe özlemle ya da bir kurtarıcı bekleyerek vakit geçiriyoruz. Bireyi ve birey bilincini, birey sorumluluğunu yok ettik. Başımıza geleni de hep “ya Allah'ın gazabı ya da ötekinin kötülüğü” diye anlattık. “Sen sadece dua et, hatta en etkili ve gizemli duayı ve zamanı bul yeter, bunlardan kurtulursun” diyerek piyangocu bir anlayışı besledik. Halkı böyle besleyince onlar da buna uygun hoca tipi istemeye başladı.
12.      Böyle bir dini anlayışın, çocuklarımız, torunlarımız tarafından nasıl karşılanacağından emin değilim. Artık yavaş yavaş yol ayrımına geliyoruz. Çocuklarımız, torunlarımız sorguluyor, görüyor, biliyor. Bireyin olmadığı, kadın hakkı, insan hakkı, çevre bilinci, bilgi üretimi, sosyal adalet, hukuk, özgürlük, düşünce gibi temel değerlerin yeterince gelişmediği, sadece melankoli, sadece menkıbe, gözyaşı, ötekileştirme ve öfkenin yer aldığı bir din anlatımı İslamofobi'yi mahallemize indirecektir. Bizim çocuklarımız, torunlarımız da büyük sorular soracaktır.
13.      Bizim din anlayışımız sığlaştı. Dindarlığı dar bir alana hapsettik. Müslümanlar şeklen dindarlaştıkça, dünyevileşmesi de artıyor. İslam, seccadeni ser ibadetle ömrünü geçir demiyor. Düşünce, bilgi, yararlı iş, temizlik, haklının ve mağdurun yanında olma, iyiliği destekleyip kötülüğü önleme, insanı insan olduğu için sevme hepsi ibadettir. Sadaka ve iane kültürüyle ya da retorikle bunları sağlayamayız.
14.      Kur'an-ı Kerim ile aramız açıldı. Kur'an-ı Kerim'in bize verdiği öğütlere kulak tıkadık ve kendi yanlışlarımıza kendimiz fetva vermeye başladık.”

SON SÖZ: ANAYASA MADDE 24 “KİMSE, DEVLETİN SOSYAL, EKONOMİK, SİYASİ VEYA HUKUKİ TEMEL DÜZENİNİ KISMEN DE OLSA, DİN KURALLARINA DAYANDIRMA VEYA SİYASİ VEYA KİŞİSEL ÇIKAR YAHUT NÜFUZ SAĞLAMA AMACIYLA HER NE SURETLE OLURSA OLSUN DİNİ VEYA DİN DUYGULARINI YAHUT DİNCE KUTSAL SAYILAN ŞEYLERİ İSTİSMAR EDEMEZ VE KÖTÜYE KULLANAMAZ.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more