İkisi de Farsça kökenli kelimeler. Dilimize girmişler. Şarkılarda, şiirlerde, fıkralarda, metinlerde, atışmalarda kullanıyoruz.
Berdar:
İdam etmek.
İpe çekmek.
Murdar:
Pis etmek.
Kirletmek.
Ekrem İmamoğlu’nun “berdar” edilebilmesi için İstanbul  seçimlerinin “murdar” edilmesi gerekiyordu. 14 gün bekledikten sonra Binali Yıldırım, halkın önüne çıktı ve “Organize kötülük yapıldı. İstanbul seçimleri murdar edildi” dedi.
Aklı olan sorar:
Kim murdar etti?
Organizeyi kimler yaptı?
İktidar sizdeydi ve bütün güç elinizdeydi. “Seçimleri murdar edebilme gücünün” ancak ve ancak iktidarların elinde olduğunu dünya seçim tarihindeki örnekler bize söylüyor. Sandığa, oylara ve seçime siz sahip çıkacaktınız.
Vicdan ayağa kalkıyor.
Ve soruyor:
Murdarlık nasıl başladı?
Siz neredeydiniz?

★★★

Mantık da ayağa kalkıyor.
O da soruyor:
Seçim gecesi Anadolu Ajansı’nın “veri akışını dondurmasından” hemen önce (saat 22.30’da) TV ekranında göründünüz ve “3 bin 870 oy fazlasıyla İstanbul Belediye Başkanlığını ben kazandım” diye ilan ettiniz. Ertesi günün şafağında henüz gün ışımamışken İstanbul kentinin binlerce duvarına, direğine, tabelasına, ekranına Cumhurbaşkanı’nın fotoğrafı ile kendi fotoğrafınızı birlikte asıp “Gönül Belediyeciliği kazandı. Teşekkürler İstanbul” diye boydan boya ilanlar astırdınız. Siz kazandığınızı ilan ettiğinizde “ter temiz- lekesiz-ak ve pak olan” seçimler, Ekrem İmamoğlu’nun öne geçtiği ortaya çıkınca neden “murdar olmuş” sayılıyor?
Halk size niçin inansın?

★★★

Seçim günleriydi.
Halk sizi de izledi.
Berbere gittiniz.
Taksi duraklarına.
Emekli kahvelerine.
Cami avlularına.
“İstanbul bizim işimiz” diyerek insanların size  “güvenmesini” istediniz. Meclis’i yönetiyordunuz. Türkiye’yi temsil eden 81 kentten seçilmiş milletvekillerinin başkanı sizdiniz. Halka söz vermiştiniz. Meclis (yasama gücü) bağımsız olacak, Saray’daki Başkanın ağzına bakmayacak. Meclis, sadece yasalar yapacak. Saray’ın haksız yaptırımı olursa Meclis dik duracak. Başkan yanlış yaparsa dur diyecek. Böylelikle erkler (yasama-yürütme-yargı) ileri demokrasilerde olduğu gibi Türkiye’de de birbirinden bağımsız çalışacaktı.
Sözünüzde durmadınız.
Meclis’i bıraktınız.
Halka hizmet içinse Meclis zaten hizmet içindi. Siz “belediyeci olmaya” indiniz.
Neden?
İnandırıcı cevap veremediniz.
Siz “güveni” murdar ettiniz.

★★★

Murdarlık arıyorsanız!
Cumhurbaşkanlığı gücünü ve tüm bakanların ve devletin gücünü, borazan olmuş medya gücünü tek elde toplayıp muhalefetin karşısında “eşitsiz-adaletsiz- hukuksuz- oligarşik” adaylığınızla başladı!

KALEMİN GÖR DEDİĞİ

Yılın düğünü! Bizim Süleyman’ın verilmiş sadakası!


Çırağan Sarayı’nda “yılın düğünü” yapılıyordu. Hürriyet Gazetesi’nin sahibi ailenin kızı ile Sabah Gazetesi sahibi ailenin oğlu evleniyordu. Nikah şahidi Cumhurbaşkanıydı. Beşiktaş’tan Ortaköy’e bütün yollar çevik kuvvet polisi, panzerler, korumalar, ışıldaklı Mercedesler, limuzinler, 10 metrede bir silahlı polislerce “koruma amaçlı” olarak tutulmuştu. Sıradan insanlara trafik durmuş, hayat felç edilmişti. İnsanlar otobüslerden inmiş yürüyorlardı. Gırgır Dergisi’nin eski çalışanı yazar-çizer takımından Süleyman Yıldız da otobüsten inmiş yürüyenlerden biriydi ve çevik kuvvet polisine “İki zengin çocuğu evlenecek diye halka bu eziyet yapılır mı?” dedi. Süleyman’ın verilmiş sadakası varmış! Çünkü Avukat Sertuğ Serenoğlu, polislere “Trafiği niçin durduruyorsunuz?” diye sorunca zırhlı araca çekildi, “cumhurbaşkanına hakaret ettin” denilerek ters kelepçe vuruldu, sille, tokat, yumruk dövüldü, avukat vatandaşın kaşı patladı, gözü morartılmış olarak hakim karşısına çıkartıldı, ev hapsi verildi, yurt dışına çıkış yasağı kondu. Anlıyor musunuz “İstanbul niçin İmamoğlu” dedi.