Sözcü Plus Giriş

La Casa de Papel’in yaratıcısından yeni dizi: White Lines oyuncuları sozcu.com.tr’ye konuştu

Türkiye'de geniş bir hayran kitlesine sahip olan La Casa de Papel'in yaratıcısı Alex Pina'nın yeni dizisi White Lines, bugün yayına girdi... İspanyol ve İngiliz esintilerinin olduğu Netflix yapımı dizinin oyuncuları sozcu.com.tr'nin sorularını yanıtladı.

Yiğit Can KAYTMAZ
09:00 -
La Casa de Papel’in yaratıcısından yeni dizi: White Lines oyuncuları sozcu.com.tr’ye konuştu

İspanyol yapımı La Casa de Papel’in yaratıcısı Alex Pina’nın yeni projesi White Lines, bugün Netflix’te yayına girdi…

Manchesterlı bir DJ'in İbiza'da gizemli bir şekilde kaybolmasından yirmi yıl sonra yaşananları ele alan dizide İspanyol ve İngiliz oyuncuların yanı sıra kamera arkasında da farklı milliyetlerden isimler yer alıyor. Kardeşinin başına gelenleri bulmak adına adada keşif yapan ve birçok maceraya giren genç kadının yaşadıklarının anlatıldığı dizinin oyuncuları sozcu.com.tr’ye konuştu.

Dizide Anna karakterini canlandıran Angela Griffin, DJ Marcus karakterini canlandıran Daniel Mays ve gençliğine hayat veren Cel Spellman ile birlikte Zoey karakterini canlandıran Laura Haddock ve Axel karakterini üstlenen Tom Rhys Harries ile Covid-19 günlerinde internet üzerinden röportaj yaptık. Zoom üzerinden yapılan görüşmelerde hem diziyi hem de corona virüsü günlerinde oyuncuların nelerle uğraştıklarını öğrendik.

Anna karakteri dışarıdan bakıldığında sıradan bir kadın olarak görülüyor. Fakat dizi devam ederken bu karakterin daha kompleks bir yapıda olduğunu anlıyor izleyici. Bu karaktere hazırlanırken zorlandınız mı?
Angela Griffin: Anna karakteri çok katmanlı ve karmaşık bir karakter. O çok televizyon dizilerinde gördüğümüz karakterlere benzemiyor. Yaptığı iş konusunda hiç pişman değil. Partileri ve deneyimleri organize etmekten çok gurur duyuyor ve o açıkçası verici bir karakter. Anna bunun insanları mutlu ettiğini hissediyor ve samimi olarak bu deneyimleri geliştiriyor. Bence gerçek hayatta da bu tür kompleks kadınlar var. İki farklı uç arasında gidip gelen kadınlar olduğunu düşünüyorum. Çocukların kendi yaşam tarzıyla uyumlu olmadığını düşünüyor ve babalarının onlarla ilgilenmesini istiyor. Çocuklarını bu yaşam tarzının ortasına çekmiyor. Benim karakterim ve çocuklarım aynı dizideki karakter gibi aslında, benzer yaşlardayız. Fakat ben kesinlikle çocuklarımdan ayrı kalamam.

Dizinin çekimleri İbiza, Manchester, Madrid ve Mayorka’da gerçekleşti.

Aslında bu heyecan verici bir şey çünkü oyunculukta kendinden tamamen zıt bir karakteri oynamak eğlenceli ve gerçekten çok ama çok ilginç.
Oynamak çok zorlayıcıydı, çünkü zaman içerisinde karakterin detaylarını ve geçmişini öğrenmeye başladım. Bir karakteri oynamanın zorluğu aslında yazımında ve yaratım sürecinde yatıyor fakat ben 8-9-10’uncu bölümlerde karakterim ile ilgili Alex Pina’yla konuştuğumda hep bir cevap alabildim.

Dizideki her karakter benimki gibi karmaşık. La Casa de Papel’de yaptığı gibi bütün karakterleri karmaşık bir şekilde yazdı ve kompleks oldu. Onun bir dahi olduğunu görebiliyorsunuz.

Dizide Zoey karakterini canlandıran Laura Haddock, dizide La Casa de Papel’in yaratıcısı Alex Pina’nın etkisinin olduğunu söyledi.

Daniel ve Cel, siz aynı karakterin gençliğini ve orta yaşlı halini canlandırdınız… Bu karakteri anlatabilir misiniz, böyle bir karaktere bürünürken adapte olmakta zorlandın mı Daniel? Zira karakterin başına gelmeyen kalmıyor?
Daniel Mays: Ben aslında kucaklaştım karakterle. Hep başına talihsiz bir şeyler geliyordu ve uçlarda yaşayan bir karakterdi. Romanyalı mafyayla takışıyor mesela. Ama dediğim gibi karakteri benimsemeniz gerekiyor. Her bölümde gerçekten başına bir şey geliyordu  ve bence benim için oynaması en uygun karakterdi.

Cel Spellman: Ben Marcus’un gençliğini oynadım ve o kendi hayatını yaşayan özgür ruhlu biriydi. Axel’in olduğu gibi bir yıldız olmak istiyordu. Dizinin bir noktasında yaşlı Marcus, “Ben Axel gibi olmak istiyordum” diyor. Gerçekten de karakterin isteğini daha iyi anlatacak bir şey olamaz. Çok büyük hayalleri var ama derinden kendisinin bir kaybeden ve bir ezik olduğunu biliyor. Karaktere hazırlanırken aslında 90’larda o parti ve yeraltı müziği ortamına adapte olmak o konuda araştırma yapmak ve incelemelerde bulunmak çok iyi bir deneyim oldu. Techno ve house müziği keşfetmek ve onu İbiza’ya taşımak çok iyiydi. O dönemdeki karakterleri canlandıran aktörler Manchester’a geldi ve bende kaldılar hatta. Etrafta dolandık, gezdik, zaman geçirdik ve dizideki o yerleri gördük.

DM: Bence benim canlandırdığım karakter dizinin en önemli elemanlarından biri çünkü Axel’ın başına ne geldiğine dair birçok sırrı biliyordu. Axel ile yakın arkadaş olduğu için her şeyi biliyordu. Bence karakterin güzelliği iç dünyasında üzgün, mutsuz ve bitkin olmasında yatıyor. İbiza’da kalıcı olmak istiyor, evlenmek istiyor, çocuk yapmak istiyor ve zaman içinde bunlar elinden alınıyor ve Axel da elinden alınıyor. Her şeyin ortasında her şey elinden alınmış bir şekilde kalıyor ve bununla mücadele etmeye çalışıyor. Yaşlandıkça daha da çaresiz bir hale bürünüyor ve seçenekleri de azalıyor. Trajik ve komik bir personaya sahip.

Türk seyircisine Türkçe olarak “Teşekkür ederiz” diyen Cel Spellman, “İbiza’daki çekimler çok eğlenceliydi” dedi.

Dizinin DNA’sında hem İspanyol hem de İngiliz genleri var… Bu tür bir yapımda çalışmak nasıl hissettirdi? Zorlayıcı oldu mu?
AG: Çok ilgi çekiciydi. Aslında İngiliz dizisi gibi görülmesine rağmen yüzde 50 yüzde 50 İspanyol İngiliz dizisiydi. Dizinin yaratıcı La Casa de Papel’in yaratıcı Alex Pina’ydı ve Alex hikayeyi İspanyolca yazdığı için daha sonra İngilizceye çevrildi. Benim için bu dizi İngiliz olduğundan daha çok İspanyol dizisi gibi hissettiriyor. Diziyi izlediğinizde çift vatandaşlığa sahip bir dizi izlediğinizi anlıyorsunuz. İlginç olan şuydu, yönetmenler İspanyolca bilmiyordu fakat İspanyol oyuncuları yönetmeleri gerekiyordu, çok ilginç bir deneyimdi. Örneğin makyaj tasarımcımız İspanyoldu ama kostüm tasarımcımız İngilizdi. Ben çekimler devam ederken İspanyolca öğrenmeye başladım.

Angela Griffin, dizinin detaylarını ve karakterinin zorluğunu anlattı.

Cel Spellman: Benim şovdaki en sevdiğim şey buydu. Hem İspanyol hem de İngiliz tarzları bir aradaydı ama bence bana göre İngilizden çok İspanyol dizisi gibi bir hissiyat vardı. Buna bayıldım, böyle bir ortamda olmak çok iyiydi. Sabah çekimlerden önce çay içiyorduk ve daha sonra çılgın bir şekilde gecelere kadar çekim yapıyorduk.

Laura Haddock: Benim için zorlayıcı olmadı, aydınlatıcı oldu. Bir kutlama gibiydi, farklı kültürlerin bir araya gelmesi güzeldi. Her iki kültür de çok iyi harmanlandı. 90’ların Manchester’ı ile 2019’un İbiza’sı ve iki kültürün bir araya gelmesi çok iyiydi. Bu karakterlerin bir araya gelmesi çok keyifliydi. Alex Pina’nın İspanyol olması ve İngiliz oyuncuların geri kalanı da bana katılacaktır, onunla iletişimde olmak çok ilginç bir duyguydu. Dil bariyeri vardı ama yazarak konuştuk ve bu da bir iletişim şekli, onun haricinde çevirmenler vardı ve onunla çalışmak çok keyifliydi.

Ünlü oyuncu Daniel Mays, dizi boyunca birçok sorunla karşı karşıya kalan karakterini canlandırmaktan keyif aldığını söyledi. Daniel, “Aslında Ibiza’da sadece 4 gün çekim yaptık. Gerisini Madrid ve Mallorca’da çektik. Hafta sonlarında çekim olmadığı zamanlarda evet dizideki gibi çılgın parti vardı” diyor.

Tom senin canlandırdığın Axel karakteri birkaç yıl önce yaşama gözlerini yuman ünlü DJ, Avicii’yi anımsatıyor. Karakterine hazırlanırken nasıl bir çalışma yaptın?
TRM: Ben çok fazla araştırma yaptım ve hem 90’lardaki ve hem de şu an piyasadaki birçok sanatçıyı inceledim. Elbette Avicii’yi de inceledim. Avicii’nin bu müziğe olan tutkusu beni çok şaşırttı ve heyecanlandırdı. Elbette ikimiz arasındaki tek benzerlik saçlarımızın sarı olması herhalde. Çünkü bu karakterde çok farklı isimden etkilendim. Eminim Alex bu karakteri yazarken o da farklı DJ’lerden etkilenmiştir. Sonuç olarak Axel karakteri tek bir karakterden esinlenmedi ve çok farklı isimden ve DJ’den esinlenildi.

Dizide Axel karakterini canlandıran Tom Rhys Harries, “Dizinin içeriğinin müzik odaklı olması bütün bariyerleri yıktı aslında. Biz bu projede olduğumuz için çok şanslı hissediyoruz” dedi.

Laura, dizide Zoey de orta yaşlarında olmasına rağmen henüz kendini ispatlama çabasında ve bir belirsizliğe doğru ilerliyor. Bu karakterle kendini ne kadar özdeşleştirdin?
LH: Benim için en ilginç olan şey, Zoey’nin kendisinin kim olduğunu bilmemesiydi. Yaşamını durdurmuştu ağabeyi ölünce ve hiçbir cevabı yoktu ne olup bittiğine dair. Bu süreci hazmedememişti. Ağabeyinin sonunu öğrenme yolculuğunda aslında kendisini de keşfetmeye ve öğrenmeye çalışıyordu. Bu sebeple daha önce hiç yapmadığı şeyleri yaptı. Dolayısıyla o ve ben bilmediğimiz bir coğrafyada kol kola ilerledik. O kadını canlandırmak çok güzel bir fırsattı. 35’li yaşlarında bir kadın Zoey ve o zamana kadar hiç kendisi için bir şey yapmamıştı. Bu dizinin sonunda daha kendine hakim ve ayakları yere basan bir karakter olacaktır diye düşünüyorum.

Türk seyircilere söylemek istediğiniz bir şey var mıdır?
Laura Haddock:  Alex Pina’nın diğer dizisi La Casa de Papel’i sevdiyseniz bunu da seveceksiniz. Evinizde kanepenize kurulun ve arka arkaya bu diziyi izleyin ve umarım bunu yaparken keyif alırsınız. Alex’in diğer projelerine getirdiği bütün özellikler var. Karakterler çok katmanlı ve heyecanın üst düzeyde olduğu çok eğlenceli bir dizi. Çekerken biz de çok eğlendik.

Tom Rhys Harries:
Seni seviyoruz Türkiye. Netflix küresel bir platform ve bütün dünyadan seyirciye ulaşmak çok heyecan verici.

Daniel Mays, corona günlerinde Macbeth ezberlediğini söyledi.

AG: White Lines’ın her yerinde Alex Pina’nın La Casa de Papel’in yaratıcısının imzası var. Eğer o diziyi sevdiyseniz, bunu da seveceksiniz. O karakterler ve karmaşık karakterler yaratmak konusunda bir dahi. Bir karakterin en iğrenç yanını gösterip buna rağmen onu sempatik bir hale getirebiliyor. Harika bir hikaye çizelgesi ve hikaye anlatımı var. Bütün gücünü White Lines’a verdi ve La Casa de Papel’i seven Türk izleyicilerin White Lines’a bayılacağını düşünüyorum.

CS: Kemerlerinizi bağlayın. Whites Lines benim içinde bulunduğum en büyük hız treniydi. Ayrıca ben kişisel olarak bütün Türk izleyicisine teşekkür ederim demek istiyorum.

DM:
Bu dizide çok ter, gözyaşı ve kan döktük. Gerçekten çok farklı ve heyecanlı bir yapıma imza attık. Bu projeyle çok gurur duyuyorum. Biz elimizden geleni yaptık ve şimdi bunu değerlendirmek seyirciye kalıyor. Umarım heyecanlı bir şekilde izleyebilirler. Çok komik, duygusal bir dizi ve daha önce hiç denk gelmediğiniz bir dizi. Umarım Türkiye de bu diziyi sever çünkü biz çekerken çok eğlendik.

Corona virüsü etkisini hissettirmeye devam ediyor… Karantina günlerinde neler yapıyorsunuz? Yaratıcı bir şekilde değerlendiriyor musunuz günlerinizi?
AG Ergen kızlarım ve eşim ile evdeyiz fakat bahçemiz var dolayısıyla daha rahatız. Şanslıyız aslında bu açıdan. Birlikte vakit geçirmeye çalışıyoruz, evde antrenman yapıyoruz, birlikte yemek yapmaya çalışıyoruz. Yaratıcılık olarak son birkaç günde İngiltere’deki bir TV kanalı için dahil olduğum bir proje için oyunculuk yapıyorum.

CS: Keşke günlerimi daha yaratıcı bir şekilde geçirdiğimi söyleyebilseydim. Benden çok daha kötü durumda insanlar olduğunu bildiğim için halime şükrediyorum. Ufak bir bahçem var ve o sayede egzersiz yapabiliyorum kısmen dışarıda vakit geçirebiliyorum. Çok film izleyebiliyorum ve kitap okuyorum.

DM: Maalesef bir ay kadar önce eşim ayağını kırdı ve ben de evi yönetmeye başladım. Çocuklara evde eğitim veriyorum, temizlik ve yemek yapıyorum ve markete gidiyorum. Ben bu sırada Macbeth karakterini yakından tanıma fırsatı buldum çünkü bir projede yer alacağım yakında. İlk bölümü ezberledim.

CS: Daniel şimdi ilk bölümü bize oynayacak. (Gülüşmeler)

Tavsiye ettiğiniz ya da son zamanlarda izlediğini bir TV programı ya da film var mıdır?
AG Nailed It isimli bir program izliyorum. Bu programda insanların pasta yapamamalarına inanamıyorum. Bu çok saçma.

CS: Better Call Saul’u izliyorum. Ben tam bir Breaking Bad hayranıyım ve bu dizi çok iyi. Ozark’ı çok beğendim. Yakın zamanda izlediğim bir filmi de önereceğim. Platform’u çok beğendim. Çok gerilimli ama çok güzel bir yapım.

DM: Ben de Tiger King’i önerebilirim. Ben belgesel izlemeyi seviyorum ve hatta White Lines’ı çekerken de çok dizi izledim ve bu belgesel çok güzeldi. Şu anda onun hapiste olduğuna inanamıyorum, onun için çok üzüldüm.

Son güncelleme: 11:07 15.05.2020
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more