Türk Lirası Alman ve Amerikan basınının gündeminde

Türk Lirası’nda yaşanan değer kaybı ve bunun ekonomiye etkileri, dış basında yer bulmaya devam ediyor. DW yaptığı haberde, yaşanan gelişmeler sonrası Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın faiz artırma konusunda ikilemde kalabileceğini öne sürdü. Ayrıca BlueBay Asset Management Kıdemli Stratejisti Timothy Ash'in konuyla ilgili olarak, “Açıkça döviz müdahalesi başarısız oldu. Şu anda tek seçenek olarak faizlerin artırılması görünüyor” yorumuna yer verildi. Foreign Policy Dergisi, Türkiye’nin aşırı harcamaların maliyetini finans sisteminin derinlerine gömdüğünü ve bunun bankacılık sisteminde sıkıntılar doğurabileceğini öne sürdü.

Türk Lirası Alman ve Amerikan basınının gündeminde

Türk Lirası'nda geçen hafta başlayan düşüş, dünya basınında yer bulmaya devam ediyor. Alman DW, konuyla ilgili geniş bir habere imza attı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bu yıl hem düşük faiz oranları hem de istikrarlı bir para birimi ile Türkiye'nin büyüyebildiğini göstermeye çalıştığı vurgulandı. Bu politikanın, Erdoğan'ın geçen yılın temmuz ayında Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya'yı görevden almasının ardından uygulanmaya başladığı belirtildi.

KREDİLER MAYIS AYINDA YÜZDE 50 BÜYÜDÜ

Haberde, nisan ayında corona virüsü salgınının Türkiye'yi tam olarak vurmaya başladığı dönemde bile Merkez Bankası'nın faiz oranını yüzde 8.25'e indirerek ekonomide kredi akışı çabalarını hızlandırdığı hatırlatıldı. Bunun sonucunda mayıs ayında kredilerin yüzde 50 büyüdüğü ve bunun 2008'den beri görülen en hızlı yükselme olduğu kaydedildi. Ancak temmuz ayında yıllık enflasyonun yüzde 11.76 olarak açıklanması ve ithalatın artmasıyla döviz ihtiyacının da yükseldiği belirtildi. Bu durumun Türk Lirası'nı daha da zayıflattığı vurgulandı.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN FAİZDEN HOŞLANMIYOR

Corona virüsü salgını nedeniyle turizmdeki büyük düşüşün ve ihracattaki azalmanın ülkeye dolar ve euro girişini iyice azalttığına dikkat çekildi. DW, Merkez Bankası'nın yıl başından beri Türk Lirası'ndaki kan kaybını durdurmak için 65 milyar dolar harcadığını yazdı. Merkez Bankası'nın bunu yaparken sadece kendi rezervlerini değil, yerel bankalardaki dolarları da borç alarak kullandığı; bunun sonucunda bankaların, kasasındakinden fazla döviz borcu olduğu belirtildi.

BlueBay Asset Management Kıdemli Stratejisti Timothy Ash, konuyla ilgili olarak, “Açıkça döviz müdahalesi başarısız oldu. Artık rezervlerini korumak istiyorlar. Şu anda tek seçenek olarak faizlerin artırılması görünüyor” yorumunu yaptı. Haberde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ise bunun yapılmasından hoşlanmadığı hatırlatıldı. Erdoğan'ın bakış açısına göre yüksek faizin, yüksek enflasyonu beslediği ve istihdamı azalttığı kaydedildi. Ancak gelinen noktada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Merkez Bankası başkanının ikilemde kalabileceği öne sürüldü.

Financial Times: Türk Lirası sert düşüşle yeni dibi gördü İlginizi Çekebilir Financial Times: Türk Lirası sert düşüşle yeni dibi gördü

TÜRK BANKALARI 2008 KRİZİNDE DOLAR TOPLADI

Türk ekonomisiyle ilgili bir başka derleme de Foreign Policy Dergisi'nde yayınlandı. Dergi, Türkiye'nin elindekinden çok daha fazlasını harcadığını ve bunun maliyetini finans sisteminin en derinliklerine gizlediğini öne sürdü. Haberde, devlet borcunun nispeten az olduğu buna rağmen hem özel hem de devlet bankalarının çok büyük borçlar aldığı belirtildi. Türkiye'nin en büyük sıkıntısının da bu olduğu iddia edildi. Foreign Policy, 2008 krizinde ABD Merkez Bankası'nın ekonomik toparlanmayı teşvik etmek için faizleri düşük tuttuğunu ve bunun Türk bankalarının ilgisini çektiğini yazdı. O dönemde önemli miktarda dolar borcu alındığı kaydedildi.

KAZANÇ LİRAYLA KREDİ ÖDEMESİ DOLARLA

Bankaların bir anda ellerinde çok fazla dolar olduğu, bunun altyapı ve gayrimenkul gibi sektörlere aktarıldığı belirtildi. Haberde, bu sektörlerde Türk vatandaşlarının Türk Lirası ile alım yaptığı buna rağmen kredi ödemelerinin dolarla olduğu hatırlatıldı. Türk Lirası'nın değer kaybetmesiyle birlikte kredi ödemelerinin zorlaştığı vurgulandı ve bunun bankacılık sisteminde sıkıntılar doğurabileceği öne sürüldü.

ASLINDA DOLAR DA DEĞER KAYBEDİYOR

Akademisyenlerin ve araştırmacıların haberlerine yer veren kâr amacı gütmeyen medya kuruluşu The Conversation'da yer alan derlemede ise Türk Lirası'nın çöküşünü önlemek için hükümetin elindeki araçların tükenmeye başladığına vurgu yapıldı. 7 Ağustos'ta Türk Lirası'nın dolar karşısında 7.36'dan işlem gördüğü ve bunun tüm zamanların rekoru olduğu hatırlatıldı. Türk Lirası'nın, ABD ile yaşanan Rahip Brunson krizinden beri son iki yıldır ‘yaşam destek ünitesi'nde olduğu öne sürüldü. Haberde, son dönemde Türk Lirası'nın dolar karşısında yaşadığı düşüşün çok daha dramatik olduğu belirtildi. Bunun nedeni olarak, aslında doların da diğer para birimlerine karşı ortalama yüzde 9 değer kaybettiği vurgulandı.

2014'TEN BERİ 2016 HARİÇ HER SENE SEÇİM OLDU

Türkiye'nin; Brezilya, Hindistan, Güney Afrika ve Endonezya ile birlikte en riskli gelişen pazarları betimleyen ‘kırılgan beşli' içinde yer aldığı belirtildi. Türkiye'nin büyük cari açıklar vermesinin zayıf noktası olduğu kaydedilerek, büyüme konusunda sürekli dış finansmana güvendiği hatırlatıldı. Bir süre dış yatırım çekme konusunda başarılı olunsa da bunun sonuna gelindiği vurgulandı. Haberde, 2014'ten beri 2016 yılı dışında her sene seçim olduğu belirtildi. Bunun sonucunda yetkililerin ekonomiyi canlandırmayı devam ettirmek için daha fazla para harcayıp, borçlandığı vurgulandı.

ERDOĞAN, YILLARCA IMF'YE İHTİYAÇ KALMADIĞINI ANLATTI

Bu gibi durumlarda yapılacak iki şey olduğu belirtildi. Faiz oranlarını yükseltmek ya da döviz rezervlerini kullanmak. Türkiye'nin ikinci seçeneği sonuna kadar zorladığı ve rezervlerin tükenme noktasına geldiği öne sürüldü.

Haberde Türkiye'nin rezervlerini artırmak için IMF ile anlaşma yapması gerektiği yazıldı. Ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın uzun süredir halka, ülkesinin artık IMF'ye ihtiyacı olmadığını anlatması nedeniyle bunu yapmak istemediği belirtildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, faiz artırımına da karşı çıktığı hatırlatıldı. Haberde, dış finansman, ucuz kredi ve tüketimdeki patlamaya dayanan mevcut model için yolun sonunun geldiği belirtildi ve eklendi: Asıl soru, bunun yerini neyin alacağı…