Sözcü Plus Giriş

Çocuklar, gazeteci ve yazarların hapsedilmediği ülkede büyümeli

Ödüllü yazar Nedim Gürsel, 40’ıncı kitabı ‘Baba Bak Deniz’i SÖZCÜ’ye anlattı: Nedim Gürsel’in 7 yaşındaki kızı Dilay’la ilişkisini anlattığı son kitabı okurseverlerle buluştu Kitabında, ironik ve sert biçimde siyasete de bulaşan yazar, yaşanılası bir Türkiye diledi...

06:20 -
Çocuklar, gazeteci ve yazarların hapsedilmediği ülkede büyümeli

RÖPORTAJ: Arzu Aykan ŞENİZEL

Edebiyatın her türünde ürün veren, ulusal ve uluslarası birçok ödüle sahip, Fransa'da yaşayan yazarımız Nedim Gürsel'in son kitabı ‘Baba Bak Deniz' okurseverlerle yeni buluştu. 7 yaşındaki kızı Dilay'a hayatı öğretirken korkularıyla da yüzleşen Gürsel 40'ıncı kitabı için “Kırkta keramet var” diyor… Kitabında ironik ve sert biçimde siyasete de bulaşan Gürsel'in herkeste iz bırakacak ‘baba' eserini konuştuk…

– Son kitabınız Baba Bak Deniz! otobiyografik anlatı unsurlarıyla kurmacayı harmanlayan bir yapıya sahip. Nasıl tanımlayabiliriz son kitabınızı?

Bu son kitabımda yeni bir tür ve üslup arayışına girdiğimi söyleyebilirim. Baba Bak Deniz!  özetle küçük kızım Dilay'la ilişkimi anlatıyor. Fakat ülkemizin sorunlarına ve yaşadığımız içler acısı duruma da değiniyor. Anlatıya iki öykümü de kattım. Çünkü bir küçük kızla babasının ilişkisini kurmaca düzeyinde dile getiren öykülerdi. Diyeceğim, otobiyografi olarak tanımlayabileceğimiz ama kurmaca da içeren bir kitap çıktı ortaya. Kırkıncı kitabım oldu. ‘Kırkta keramet vardır derler, bakalım, göreceğiz.

Baba Gürsel kızı Dilay'a, kızı da babasına çok şey öğretiyor…

‘KANDIRMACA' OYUNU

– Genelde şiirsel bir dünya yaratmışsınız ama siyasete bulaştığınız da oluyor. Ironik bir bakışla yöneticilerimizi  eleştiriyorsunuz. Siyasetle şiirsel anlatımı nasıl bir araya getirdiniz?

Bazı alegoriler, simgeler kullanarak. Örneğin ‘Kandırmaca' adlı bölümde anlatıcı yani bendeniz, kızım Dilay'la kandırmaca oyunu oynarken, cumhurbaşkanının kandırılmasına da değiniyorum.  Şöyle: Dilay'la kandırmaca oynuyoruz. Önce o başlıyor, ‘Aaaa baba! Saçında örümcek var!' diyor. Telaşa kapılmış gibi yapıyorum. Elimi saçıma götürüyorum sonra. Yokluyorum. O anda basıyor kahkahayı. ‘Kandırdım seni!' diyerek sevinç çığlıkları atıyor. Keyfine diyecek yok. Koskoca babasını kandırdı ya daha ne ister! Dilay mutlu. Zor yatıştırıyorum.(…) Oysa gülünecek bir neden yok ortada. Cumhurbaşkanımız da yeri geldiğinde, köşeye skışıp da yanlışına kulp aramaya kalkıştığında ‘kandırıldık' dememiş miydi? Bu ülkede herkes birbirini kandırma peşinde. Esnaf müşteriyi, kalfa ustayı, çımacı kaptanı, Fetullah başkanı kandırıyor. Bize gelince, Dilay'la bana, kendimizden başka kimseyi kandırmıyoruz çok şükür. Evet, kitabın yer yer alegorik bir anlatımı var ama, ataerkil toplumla hesaplaşan polemik bir boyutu da var.

– İzmir, Ankara, İstanbul'dan sonra İsviçre'ye doğru bir yolculuğa çıkarıyorsunuz okuru…

Küçük kızım Dilay İzmir'de doğdu. Denizi de ilk kez orada gördü. Ben de onun yaşındayken denizi ilk kez İnciraltı'nda görmüştüm. Nasıl da heyecan vericiydi! Denizi ilk kez görmenin üzerimde yarattığı duygu patlamasını hala unutamam. Kendi anılarımla Dilay'la yaşadıklarımı anlattım sonuçta. Babamdan ve babalardan da söz ettim. Erkek okur, eğer babaysa ya da değilse bile, bu baba figürlerinde mutlaka kendinden bir şeyler bulacaktır. Kadın okura gelince, o zaten, bir zamanlar kendisi de çocuk olduğu için, kız çocuklarının dünyasına aşinadır. Kendimce, küçük bir kızın dünyasına nüfuz etmeye çalıştım.

– Kitapta dil ve eğitim sorunlarına da değiniyorsunuz, asıl ilgimi çeken ise babalık sorununu irdelerken klasik yazarlara başvurmanız oldu…

Evet, “Fırtına” adlı bölümde Sheakespear'e, ‘Goriot Baba Sendromu'nda Balzac'a göndermeler var. Her iki yazar da babalık üzerine kafa yormuş çünkü. İki kız babası olarak bu yazarlardan etkilenmem, onların görüşlerini ve duygularını da okurla paylaşmam doğal. Nazım Hikmet'in ‘Memo'suna da değiniyorum. Paris'ten tanışırdık. Benimle aynı yaştaydı. Bu dünyadan o da göçüp gitti, ardında hüzünlü, baba figürünün ağırlığı altında yaşanmış yalnız bir hayat bırakarak.

ÖLÜM KORKUSU

– Kitapta Dilay umudu, iyimserliği simgeliyor ama siz, ölüm endişesinden kurtulamıyorsunuz bir türlü…

O anlatıcı benim evet, kitapta yer alan iki öykünün dışında otobiyografik bir alıntı söz konusu çünkü. Karamsar olduğum gerçek, ama iyimser olmayı gerektiren bir durum da yok ortada. Yine de kitapta şu satırları yazmaktan kendimi alamadım:“Dilay'a daha güzel, daha özgür, insana ve doğaya saygılı bir ülke bırakamayacağımızdan kuşkuluyum. Yine de karamsarlığı atmaya çalışıyorum üzerimden. Kızım bugünkünden farklı bir ülkede büyüyecek. Gazetecilerin casusluk, akademisyenlerin hainlik, yazarların teröristlik suçlamasıyla hapsedilmediği, demokratik değerlerin umutla yeşerip dere boylarında hışırdayan kavaklar gibi salındığı bir Türkiye'de.”

Yaşanan açmazdan çıkabilmek
Nedim Gürsel ile yollarımız bir İran gezisinde kesişti. 8 gün boyunca dünyadan, edebiyattan, hayatlarımızdan söz ettik. Yazardan, kızı Dilay'ı dinlediğimde ‘Bir kitap geliyor' demiştim. Öyle de oldu. Birçok eserini severek okuduğum Gürsel'in, ‘Baba Bak Deniz'i yaşanan bir açmazdan çıkabilmenin mücadelesini anlatıyor. Çok da güzel anlatıyor...
Son güncelleme: 09:48 17.02.2020
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more