Sözcü Plus Giriş

Şehirden kaçanlar…

Yoğun trafiğe, hayat pahalılığına, üst üste bindirilmiş çok katlı apartman binalarında verilen yaşam savaşına bir de corona eklenince;  İstanbul, Ankara, İzmir gibi kalabalık kentlerde yaşayanların gözleri yeniden köylere çevrildi. Belgesellerde, filmlerde izleyip, 'köye döndü şimdi çok mutlu' temalı haberleri okuyup okuyup iç geçirdiğimiz, 'sakin, doğal, ekonomik' yaşam hayali aslında çok da uzak değil.  İşte kiminin mecburiyetten kiminin ise can havliyle kendini attığı 'köyde yaşamların' hikayesi…

15:07 -

 

Büşra CEBECİ
Uğur ENÇ
Fatma VURGUN

Mega kentlerde yaşayan bir çok insanın hayalidir kırsala yerleşmek. Corona virüsü ile birlikte daha sakin, doğal ve ekonomik yaşam hayalleri daha da süsler oldu.

4 meslek değiştirdikten sonra doğayla başbaşa kalan 55 yaşındaki Emin Ali Sipahi, “Doğayla savaşmak yerine doğayla beraber hareket etmek, verdiklerine razı olmak, o konulan hedefler için hoyratça hareket etmemek” felsefesini benimseyerek üretime başlayanlardan…

İşte Emin Ali Sipahi’nin kendi deyimiyle “Vazgeçişlerle” dolu hikayesi…

“TÜRKİYE VAZGEÇMELERLE DOLU BİR ÜLKE”

15 yaşında başladığı anne mesleği tekstil ihracatına 38 yaşına kadar devam eden Sipahi, ilk mesleğini şöyle anlatıyor:

* Bu annemin kurduğu daha sonra benim ortak olduğum hazır giyim ihracatı yapan şirketle başladı. Annemin hikayesi gayet hoş.

* 1970’lerin başında ahşap baskı elbiseleri Amerika’ya ihracatıyla başlıyor. İhracatçılar birliği numarası 125. Bu aslında gurur duyulacak bir şey. Genç bir kadının o çağlarda bunu yapabilmesi hakikaten bence önemli. 2003 yılında tekstili bırakmak zorunda kaldım.

Emin Ali Sipahi
FOTO: SÖZCÜ

* 55 yaşında bir adamın 4 tane mesleği olması maymun iştahlılık olarak da kabul edilebilir. Ama ben bunu böyle değerlendirmiyorum. Türkiye’de devam etmek ve vazgeçmek arasında kalan pek çok insan var.

* Bunun benden kaynaklandığını da düşünmüyorum. 2000 yılında hazır giyimi bırakmamı gerektiren kararlar hükümet tarafından alındı. Açıkcası suçluyorum.

* Çünkü 30 sene boyunca öyle ya da böyle hem üniversite hem de tekstil eğitimi veren çeşitli sübvansiyonlarla bunu destekleyen devlet, 2000 yılında dövizin çıkışını durdurup faizi yükseltmeye karar verip açıkcası ihracatçıları bir noktada öldürdü.

* Ve ben de çok sevdiğim halde vazgeçmek zorunda kaldım tekstil ihracatından. 2003 yılında ihracatı bıraktığımda dolar 1,55 Türk Lirası’na denk geliyordu. Bundan 8 sene sonra 2011 yılında ise dolar 1,65 idi. Yani 8 yıl boyunca gayet başarılı bir şekilde dövizin çıkmasını durdurdular.

* Yüksek faiz verdiler ve ihracatçıyı öldürdüler. Bugün ise tam tersi bir durum var. Türkiye açıkçası bir inişler bir çıkışlar, vazgeçmelerle dolu bir ülke. Bu toprakları, burada yaşamayı çok seviyorum. Bu tür iniş çıkışlarda  insana pek çok özellikler kazandırdığı ama zor bir yol olduğunu söyleyebilirim.

 “BAZEN NE YAPTIĞINIZ DEĞİL, KİMLERE KENDİNİZİ SEVDİRDİĞİNİZ ÇOK DAHA ÖNEMLİ”

Anne mesleğinden sonra baba mesleğine yönelen Sipahi, motor sporları koordinatörlüğünde de aradığını mutluluğu bulamamış.

Bu durumu işe şöyle aktarıyor:

* Çok sevdiğim bir şeydi ancak büyük şirketlerde çalışmanın büyük şirketlerde çalışanlar bilir. Bazen ne yaptığınız değil, kimlere kendinizi sevdirdiğiniz çok daha önemli oluyor. Benim için sadece 2 yıl sürdü.

Emin Ali Sipahi
FOTO: SÖZCÜ

GEZİ ETKİSİ!

Tarım işine girmeden önce son mesleği olan müteahhitliğe de Gezi Parkı eylemleri balta vurmuş.

Beyoğlu bölgesinde önce daire daha sonra bina alıp, yapıp, satan Sipahi Gezi Parkı Eylemleri’nin ardından Beyoğlu’nda gayrimenkullerinde işlerin azalması ile beraber 2016 yılında 10 yılın ardından müteahhitliği de bırakmak zorunda kalmış. Ve işte çiftçilik hikayesi başlamış…

“TARIMI ÖĞRENMEYİ ÖĞRENDİM”

Emin Ali Sipahi, şunları söyledi:

* 2016 yılında inşaat işini bıraktıktan sonra 2017 yılında 30 yıldır ailemde bulunan Çatalca’daki bu 80 dönümlük arazideki yerimize geldim. Burada ‘Villa Fe’ adında bir butik otelimiz var.

* 22 odalı, ağırlıklı olarak yoga gruplarının gelip kaldığı, insanların şehir yaşantılarından kaçtıkları, bir nebze olsun nefes aldıkları rahatladıkları bir yer. Ufak ufak tarım yapmaya başladım.

* Tarımdan hiç anlamayan biri olarak başında hatalarım oldu. Fakat insan araştırmayı sevince öğrenebiliyor. Bugün, tarımı biliyorum diyemem. Tarımı öğrenmeyi öğrendim diyebilirim.

* Hemen fark ettiğim şey şu oldu. Aslında tarım endüstrisi de, ilaç endüstrisi de, silah endüstrisi de, petrol endüstrisi de tek bir şeye hedeflenmiş. Para kazanmak… Tarım da bu açıkcası insan sağlığını oynayan noktada çok kolay gelebiliyor.

* Kullanılan suni gübreler, GDO’lu tohumlar, pestisitler, hormonlar, ot ilaçları özellikle ot ilaçları bence çok ciddi kontrol edilmesi gereken, pek çok noktada izin verilmemesi gereken kimyasallar.

“SAĞLIKLI TARIMA İNANIYORUZ”

“Yemeyeceğim şeyi yetiştirmiyorum, çocuğuma vermeyeceğim şeyi yetiştirmiyorum” diyen Sipahi, şöyle konuştu:

* Bu çerçevede ot ilacı kullanmıyorum, suni gübre kullanmıyorum. Pestisit kullanmıyorum diyebilirim. Pestisit ancak ve ancak çok zorlanırsam ürünü kaybedecek noktaya geldiysem organik tarımda kullanılanları tercih ederek devam ediyorum.

* Biraz ütopik, biraz idealist bir şey yaptığım. Ama benim yolumda bu. Bana inanan insanlarda şuan bizden alışveriş yapıyorlar. Damlıca Çiftliği’ni tercih ediyorlar. Zaten düşük bir kapasitemiz var. İstanbul’a 50 kilometre mesafedeyiz. Soğuk zincirli ürün gönderiyoruz.

* Sıradan bir çiftçinin ya da sıradan bir gıda zincirinin bizimle rekabet etmesi pek kolay değil. Bizim kadar taze ve hızlı ürün getirmeleri ancak Çatalca’da ya da 50 kilometre mesafedeki bir yerden geliyor olabilir. Napıyoruz Çatalca Damlıca Çiftliği’nde? Yaptığımız şey şu, hikayenin başlangıcıyla bağlantılı.

* Öncelikle otelde kalanlar ve ailem için yetiştirmeye başladım. Giderek çeşitlilik artmaya başladı. İşin en başında hale bile mal götürdüm. İlk yetiştirdiğim ürünleri arkadaşlarımı arayıp ‘Elimde çok domates var, ister misiniz?’ deyip kucağımda koli taşıdığımda oldu.

* Bana telefon edip ‘Emin Ali bize ürün getir’ diyenlerde oldu. Böyle böyle giderek büyüdü. Enteresan olan Damlıca Çiftliği’nde şu; bir sağlıklı tarıma inanıyoruz.

* Sürdürülebilirliğe inanıyoruz. Yani, toprağımızı, suyumuzu, bitkilerimizi, hayvanlarımızı öldürmeden bu işi yapmaya çalışıyoruz. Kendimce bir mücadelemiz var.

“DOĞAYLA SAVAŞMAK YERİNE DOĞAYLA BİRLİKTE HAREKET”

Zor bir iş yaptıklarını belirten Sipahi, hayat felsefesini de şöyle özetledi:

* Doğayla savaşmak yerine doğayla beraber hareket etmek, verdiklerine razı olmak, o koyulan hedefler için hoyratça hareket etmemek benim hayat felsefem.

 

BEYAZ YAKALININ KÖYE DÖNÜŞ VE TARIM HAYALİ GERÇEK OLDU

Serkan Köse Türkiye'deki en önemli finans kuruluşlarından birinde yöneticilik yapıyordu.

Mesleğini sürdürürken yıllar boyunca şehir hayatının yoğunluğundan ve stresinden uzaklaşmanın, doğala dönmenin, toprakla meşgul olmanın ve çiftçilik yapmanın hayallerini kurdu.

BİRKAÇ FİDANLA BAŞLADI, 350 BİN KÖK LAVANTA DİKTİ

Gelibolu'da ilk olarak birkaç meyve fidanı dikerek tarımla uğraşmaya başladı.

Gelip gittikçe fidanların büyüdüğünü görmekten cesaret aldı. Daha sonra zeytin, ceviz ve badem ağaçları dikerek fidanlarının sayısını 1000'e çıkarttı.

Serkan Köse lavanta ile tanıştı; çalıştı, araştırdı, inceledi ve üç yıl önce Kavak köyünde ve çevre köylerde lavanta dikmeye başladı.

Serkan Köse FOTO: SÖZCÜ

İlk başlarda köylülerden ve bölge çiftçilerinden yardım alan Köse 180 dönümlük araziye onlarla birlikte 350 bin kök lavanta dikti. Ürün yetişip boy attı, arazinin rengi kahverengiden önce yeşile daha sonra mora döndü.

TAHIL EKEN ÇİFTÇİLER DE ARTIK LAVANTA ÜRETİYOR

Lavanta bahçesi renk değiştirirken Köse de kendisine ön ayak olan arkadaşı ile birlikte kozmetik markasını kurdu.

İlk yılın sonunda diktiği lavantalardan verim elde eden ve lavanta kaynaklı kozmetik ürünler yapmaya başlayan Serkan Köse dikim, bakım ve hasat döneminde köylülere yeni bir gelir kapısı da açtı.

Onunla birlikte bahçede çalıştıkları sırada lavanta ile tanışan Kavak Köyü sakinleri dikiminin ve bakımının kolaylığını, lavantanın verimini ve hasat sonrasında elde edilen ürün çeşitliğini de görünce daha önce tahıl ve ayçiçeği ekilen arazileri lavanta bahçesi yapmaya başladılar.

FOTO: SÖZCÜ

KÖYE DÖNÜŞ HAYALİ KURANLAR İÇİN ESİN KAYNAĞI

Gelibolu'nun Kavak Köyü'nü köylüleri ve bölge halkını lavanta ile tanıştıran Serkan Köse ise beyaz yakalıların genellikle toprakla, köyle, bahçeyle ve tarımla ilgili hep bir hayal kurduklarını ama bunları gerçekleştirebilenlerin sayısının çok az olduğunu söyledi.

Hem kendisi gibi olanlara hem de şehir yoğunluğundan kaçmak isteyenlere ilham kaynağı olduğunu ifade eden Köse şunları söyledi:

* Uzun yıllar boyunca bir şekilde toprakla haşır neşir olmak istiyordum. Bu işe başlayarak hem benim gibi hayal kuranlara esin kaynağı olabilmek, hem de buranın tarım alışkanlıklarını değiştirebilmek için bu fikri ortaya çıkardık.

* Tarıma ilk olarak fidancılıkla başladım. Badem, pikan cevizi ve zeytinden oluşan yaklaşık 1000 adet fidan diktik.

* Daha sonra lavantayı merak etmeye başladık. Buradaki toprağın uygunluğu, iklimin elverişli oluşu ve katma değerinden dolayı lavanta dikmek istedik. Şimdi de bunları ürün ve mamul haline getirmek için çalışmalarımız sürüyor.

FOTO: SÖZCÜ

300 DÖNÜME YAKIN ARAZİDE LAVANTA DİKİLDİ

Lavanta dikimine ilk başta bir köye dönüş projesi olarak başladıklarının altını çizen Köse Gelibolu Kavak köyünde 80 dönümlük bir arazide, yakındaki başka bir köye ise 100 dönüm olmak üzere toplamda 180 dönümlük bir arazide lavanta üretimi yaptıklarını belirtti.

Kendisinden sonra Kavak Köyü sakinlerinin de 90 dönüme yakın bir alana lavanta diktiğine işaret eden Köse, köylülerle birlikte lavanta dikilen arazinin 300 dönüme yaklaştığını söyledi.

BAŞARISI KÖYLÜYE VE DİĞER ÇİFTÇİLERE CESARET VERDİ

Lavanta yetiştirmenin köylüler tarafından kolay kabul görmediğine de değinen üretici Köse bu süreci de şöyle anlattı:

* Lavantayı biz dikmeden araştırdık, inceledik. Ne kadar verim alabileceğimizi, aldığımız üründen neler yapılabileceğini araştırdık ama burada lavanta ilk kez üretildiği için köylülerimiz dikim konusunda biraz çekingen davrandılar.

* İnsanlar gördüklerine inanıyor. Bahçenin iki senede bu seviyeye gelmesi, burada üretilenlerden yapılan sabunu ve kolonyayı görmeleri, kullanmaları onların da ilgisini çekti.

* Tabi entegre bir şekilde kendi ürünümüzün yağını çekmemiz, distilasyonunu yapmamız, daha sonra lavantadan elde ettiğimiz sabun, kolonya ve diğer ürünlerin pazarlamasını yapmamız onları da lavanta dikmeye teşvik eden nedenler oldu.

FOTO: SÖZCÜ

LAVANTADAN 20'YE YAKIN KOZMETİK ÜRÜNÜ YAPIYOR

Köse bu yıl Kavak Köyü olarak ikinci hasat dönemini yaşayacaklarını ifade etti.

Tüm ürünlerin tek tek dikildiğine vurgu yapan Köse, normalde lavantanın 140 cm aralıklarla ve 30 cm sıra boyları halinde dikildiğini ancak kendi bahçelerinde çapa makinesi kullandıkları için 2 metre aralıklarla diktiklerini belirtti.

Marka sürecini tamamladıktan sonra kendi lavanta kozmetik ürünlerinin pazarlamasına da başladıklarını söyleye Köse “Yaptığımız kozmetiklerin hammaddesini kendimiz üretiyoruz. Şu anda burada ürettiğimiz lavanta ile 20'ye yakın dermo-kozmetik ürün yapıyoruz. Bu bölgenin ve köyün markasıyız, bu köyle birlikte büyüyeceğiz. Buradan elde edilen lavantanın buraya katma değer olarak dönmesini istiyoruz” dedi.

 

ATANAMAYAN ÖĞRETMEN TAVUKÇU OLDU

20 yıldır atanamayan fizik öğretmeni İsa Erdoğan, memleketi Samsun'da başladığı büyükbaş hayvancılığı sonrasında Kocaeli'ye taşındı. Ağabeylerinin kurduğu tavuk çiftliğinin başına geçen Erdoğan öğrenci yetiştirmek isterken tavuk yetiştiricisi oldu.

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından atanamayan öğretmenlerin hayata tutunma savaşı sürüyor.

Türkiye genelinde gerekli diploma ve özellikleri barındıran ancak atanamayan 300 bine yakın öğretmen var. O öğretmenlerden biri de Samsunlu İsa Erdoğan.

Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Fizik Öğretmenliği Bölümü'nden 2000 yılında mezun olan Erdoğan 20 yıldır öğretmen olarak atanmayı ve öğrenci yetiştirmeyi bekliyor. Erdoğan 2 çocuğuna bakabilmek için tavuk yetiştiriciliği yapıyor.

İsa Erdoğan
FOTO: SÖZCÜ

ÜCRETLİ ÖĞRETMENLİK YAPTI

Bir dönem sözleşmeli öğretmenlik de yapan İsa Erdoğan yaşadıklarını SÖZCÜ'ye şu ifadelerle anlattı:

* 19 Mayıs Üniversitesi Fizik Öğretmenliği Bölümü'nden 2000 yılında mezun olmuş bir öğretmen adayıyı.

* Ama adaylığımız da kalmış sayılmaz artık. Atanma ümitlerimiz de tükendi. Yaşımız da 45'e ulaştı. 2000'den sonra ücretli öğretmenlik yaptım 2.5 yıl kadar.

* Bunun 1.5 yılını İstanbul Sultanbeyli'de ortaokul ve lise kısımlarında yaptım. O dönemde devletin Milli Eğitim Bakanlığı'nın içinde sigortasız çalıştırılan işçi olarak çalıştım.

* Daha sonra memleketim olan Samsun'a gittim. Orada bir ilkokulda 8 ay kadar öğretmenlik yaptım. Daha sonra ücretli öğretmenlikten bir gelecek sağlayamayacağımı anlatım.”

5 YILDIR KOCAELİ'DE

Büyükbaş hayvancılık yapmaya başlayarak öğretmenlik mesleğinden ayrılan Erdoğan, “Çiftçi bir ailenin çocuğu olduğum için çiftlikle uğraşmaya karar verdim. Memleketimizdeki arazilerde büyükbaş hayvancılıkla uğraşmaya karar verdim. Kendi çabamla bir şeyler yapmaya çalıştım. Borçlandım. Yardım aldım. Belli bir düzeye getirdik ama zorlukların ardından şu anda süreç bizi Kocaeli'ye getirdi. Ağabeylerimin kurduğu tavuk çiftliğinde sorumlu olarak çalışmaya başladım. 5 yıldır Kocaeli'de ikamet ediyorum. Öğretmenlik yapamadığım için bu sektörün içindeyim” dedi.

ÖĞRETMENLİK YAPAMADIĞI İÇİN ÜZGÜN

Öğretmenlik yapamadığı için üzüntü duyduğunu ifade eden İsa Erdoğan, şöyle konuştu:

* Pişman mıyım? İş yönünden pişman değilim. Ama öğrenim gördüğüm dalda görev yapamadığım için bir hasret var içimde.

* Eğitim aldığım alanda mesleğimi icra etmek isterdim. Toplumdaki insanlar bize değişik bakıyor. Eğitim fakültesini bitirdik, bizden kaynaklanmayan durumlardan dolayı atanamadık. ‘Bir öğretmenliği bitirmiş ama gidiyor büyükbaş havyanlarla, tarım alanında, kanatlı grubuyla' diyorlar. Farklı bakış açışı var. Bu biraz üzüyor tabi.

İsa Erdoğan,
FOTO: SÖZCÜ

GÖREVE ÇAĞIRSALAR HAZIRIM

Öğretmenlik için 20 yıl sonra dahi hazır olduğunu ifade eden Erdoğan söyle konuştu:

* Ailemle yaşadığım ortam güzel. Yemyeşil bir doğadayız. Ancak yaşam şartları hep zor.

* İktidarların uygulamış olduğu politikalardan dolayı 2000 yılından bu yana atanamayan ve sayısı her geçen yıl artan 300 bine yakın öğretmenden biriyim ben. Okulumu bitireli 20 yıl oldu. Şu anda göreve çağırsalar hazırım.

* Ancak artık şansımız çok azaldığı için sınavlar girmeye tenezzül etmiyoruz. Binlerce öğretmen atanamıyor. Aslında Milli Eğitim Bakanlığı'nın açıkladığı öğretmen açığı biliniyor.

* 100 bine yakın öğretmen sözleşmeli olarak çalışıyor. Milli Eğitim'in açığı sözleşmeli öğretmenlerle kapatılmaya çalışılıyor. Kadro açılmıyor.

“FETÖ MAĞDURUYUM”

MEB'deki FETÖ yapılanmasının mağdurlarından olduğunu belirten Erdoğan, “Yeni mezun olan öğretmenler çok güç durumda. Bizim aileden gelen bir çiftçilik uğraşımız olduğu için şanslıydık. Benim atanamamamdaki en büyük etken yönetimdeki kadrolaşma idi. 2016 yılında FETÖ olayı ortaya çıktı malum. En büyük kadrolaşmanın eğitim camiasında olduğunu biliyoruz. Ben okulu bitirip sınavlara girdiğimde bu sebeple atanamadım. FETÖ'den en büyük zarar gören kişilerden biriyim. Şu anda kadrolaşma FETÖ olmayabilir ama farklı adlarla Milli Eğitim'de kadrolaşma devam ediyor. 300 bin öğretmen açıkta atanmayı bekliyor” ifadelerini kullandı.

İHTİYAÇLAR BAHÇEDEN

Kocaeli'de kent merkezinden uzak yeşil bir bölgede çiftlikle ilgilenen Erdoğan, çocuklarıyla birlikte bahçede her ürünü ürettiklerini söyledi.

Erdoğan, şöyle konuştu:

* Kocaeli'de şu anda yaşadığım yer ağabeylerimin kurduğu bir tavuk çiftliği. 2 çocuğum Kocaeli'ye geldiğimde yeni doğmuştu.

* Kocaeli'deki bu büyük aile yatırımına geldim. Burada çalışıyorum. Küçük bir ev yaptık. Yemyeşil bir arazi içerisindeyiz. Keçilerimiz, evcil hayvanlarımız var. 140 bin kapasiteli tavuk çiftliğimiz var. Etlik piliç üretimi yapıyoruz. Bu sektörde de ekonomik sıkıntılar bitmiyor.

* Ödemelerde sıkıntılar oluyor. Ancak ayakta durmaya çalışıyoruz. Boş zamanlarımda evle ilgileniyorum. Küçük bir fırın yaptım. Bütün zamanımı burada geçiriyorum. Hemen her ihtiyacımı kendi bahçemden karşılıyorum.

“YENİ MEZUNLARA ÜZÜLÜYORUM”

Mezun olan öğretmenlerin istihdam edilmesi gerektiğini vurgulayan Erdoğan açıklamalarını şu ifadelerle sonlandırdı:

* Ben hep öğretmen olmak isterdim. Mesleğimi yapamama sebebim ben değilim. 20 yıldır mesleğimden uzaklaştırıldım. Bilgilerim elbette köreldi.

* Ancak göreve her zaman hazırım. Kısa bir tekrar ile yeniden iyi bir öğretmen olacağıma inanıyorum.

* Bugün çağırsalar göreve hazırım. Ben en çok yeni mezun olan öğretmenlere üzülüyorum.

* Devlet istihdam olmayan bir alanda öğrencilerin yetişmesine izin veriyor.

* Eğer herkese diploma vermek ise mesele elimizde kağıt parçası ile sokaklarda dolaşmak zorunda kalırız. Mesele sadece diploma değil, mezun olan herkese istihdam sağlanabilmesi.

Son güncelleme: 16:21 29.07.2020
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more