Sözcü Plus Giriş

Uğur Dündar ile Yılmaz Özdil, corona günlerini anlattı

Türkiye’nin en güvenilir soruşturmacı gazetecisi Uğur Dündar ile en çok okunan yazarı Yılmaz Özdil, corona günlerini SÖZCÜ HaftaSonu'na anlattı.

Gökmen ULU
14:00 -
Uğur Dündar ile Yılmaz Özdil, corona günlerini anlattı

Uğur Dündar ve Yılmaz Özdil, corona virüsü salgının sürdüğü şu günlerde evlerinde nasıl geçirdiklerini SÖZCÜ Haftasonu okurları için anlattı.

Yaşamanın değerlenmesi için özgür olmanın ne kadar büyük ve güzel bir anlam ifade ettiğini anladığımızı vurgulayan Uğur Dündar, “Başta eşim, çocuklarım ve ailem olmak üzere sevdiklerime sarılmayı özledim” dedi.

TV izlemeye katlanamadığını belirten Yılmaz Özdil ise “Bir öğlen, bir de akşam olmak üzere günde iki öğün besleniyorum. Sinema filmi ve dizi izliyorum. Eve kapanma bana çok iyi geldi” diye konuştu.

(FOTO: DepoPhotos)

UĞUR DÜNDAR: ‘MUTLUYUM’ DEMEK AĞIR BENCİLLİK OLUR

– Birdenbire eve kapanmak sizi nasıl etkiledi?

*
Bizim durumumuzda olanların bir defa örnek davranışlar sergilemesi gerekir. Ben böyle bir sorumluluğu gönüllü olarak üstlendim. Resmen 65 yaş ve üzerine sokağa çıkma kısıtlaması getirilmeden önce kendim karantinaya girdiğimi ilan ettim. Kelimenin tam anlamı ile izolasyon içindeyim. Bilim insanlarının önerilerine harfiyen uyuyorum.

– Karantina günleri hayata bakışınızı nasıl etkiledi?

*
Hayata bakışım öteden beri toplumcu bir gözle oluyor. Şuna inanırım: Toplum mutsuz ise bireysel mutluluk söz konusu olamaz. Şu süreçte “mutluyum” demek çok ağır bir bencillik ve sorumsuzluk olur. Öyle insanlar var ki çocuklarına son bir kez veda edemeden hayata gözlerini yumuyorlar. Hıçkırıklar arasında boğularak hayatlarını kaybediyorlar. Bundan daha büyük bir felaket olabilir mi? Böyle bir felaket döneminde insan bireysel olarak mutluluk duygusu içinde olabilir mi? Bunlar rakam olarak verilip geçiliyor. Oysa bunlar sayı değil, insan.

– “Karantina günlerinden önce ne güzel hayatlarımız varmış meğer” demiştiniz…

*
Bizim hiçbir zaman frapan bir hayatımız olmadı. Magazin figürü olmadık. Sıradan, standart bir yaşamımız vardı. İzmir'de yazımı tamamladıktan sonra üç-beş arkadaş sohbet ederdik. Yürüyüş yapardık, maç izlemeye giderdik. Tekdüze hale gelmiş hayatın bile ne denli güzel olduğunu fark ediyoruz bu süreçte. Yaşamanın değerlenmesi için özgür olmanın ne kadar büyük ve güzel bir anlam ifade ettiğini anlıyoruz. Belki o günlerde hiç önemsemediğimiz, hatta kanıksadığımız yaşam biçimlerimiz meğer harikulade hayatlarmış.

– Karantina sürecinde en çok neleri özlediniz?

*
Başta eşim, çocuklarım, ailem olmak üzere, sevdiklerime sarılmayı özledim.

MEÇHUL CANLIYLA SAVAŞIYORUZ

– Düzenli yürüyüşlerden mahrum mu kaldınız?

*
Sokağa çıkamıyoruz ama cezaevindeki arkadaşlarımı, gazeteci kardeşlerimi düşünüyorum. Daracık hücrede yürüyüş yapma imkanı bulabiliyorlar. Ben de odadan odaya günde 7-8 bin adım atabiliyorum.

– Bu süreç üretiminizi azalttı mı yoksa temponuz yükseldi mi?

*
Daha da arttı. Haftada altı gün yazıyorum. Beş gün sozcu.com.tr'de kardeşim Yılmaz Özdil ile program yapıyoruz. Kitap hazırlıkları içindeyim.

– Ne yazıyorsunuz?

*
Öykü kıvamında yazılar kaleme alıyorum.

– Beslenme alışkanlıklarınız değişti mi?

*
Eski beslenme alışkanlıklarını sürdürüyorum. Ama şöyle bir duygu içindeyim. Evine ekmek götüremeyen var. Beş liraya muhtaç emekliler var. Onları düşünerek abartıya kaçmıyorum. Zaten öyleydim…

– Yeni dostlar edinmişsiniz.

*
Şu anda ıssız bir Ege kıyısında yaşıyorum. Ne çok terk edilmiş kedi-köpek varmış. Ufacık ilgi etrafımda halka oluşturmalarına neden oldu.

– Neler okuyorsunuz?
* John Steinbeck'in ‘Bir Savaş Vardı’sını altını çizerek okuyorum. 2. Dünya Savaşı'nda muhabirlik yaparak kitabı oluşturmuş. Şimdi biz de savaş halindeyiz. Meçhul canlı (koronavirüsü) ile savaşıyoruz.

(FOTO: DepoPhotos)

YILMAZ ÖZDİL: HAYAT DURDU AMA MAHKEME DURMADI

– Yaş sınırına takılmıyorsunuz. Sokağa çıkıyor musunuz?

* Ayak altında dolaşmamak için hükümetin ve bilimin çağrısına kulak vererek evde kalıyoruz. 45 günden fazla oldu, evdeyim.

– Evde hayat nasıl geçiyor?

* Ev yaşantımı eşim Hülya belirliyor. Gece 02.00-03.00'te yatıyorum. Gençliğimden beri böyle, bir türlü yatmak bilmem. İmkan olsa uyumadan yaşayabilmeyi isterdim. Sabah vaktinde kalkıyorum. Spor yapıyorum. Evde güzergah belirledik, bir saat yürüyor, on bin adıma ulaşıyoruz. Sonra egzersiz yapıyoruz ve kahve keyfi moduna geçiyoruz. Karantinada kahve ürünleri üzerinde çalışıyorum. Brezilya, Kolombiya, Afrika kahveleri…

– Siz pişiriyor musunuz?

* Elbette. İzmirliler balkon kuşudur. Kahve keyfimizi balkonda yapıyoruz.

– Kahvaltıyı atlıyor musunuz?

* Günde iki öğün besleniyoruz. Bir öğlen, bir de akşam yemeği. Sonra yazıma başlıyorum. Yazıyı bitirince yine balkon sefamız başlıyor. Akşama doğru Halkın Vicdanı programının çekimini yapıyoruz.

– Hayata bakışınız nasıl etkilendi?

* Yunus'un, Aşık Veysel'in, Mevlana'nın hayata dair kodları nasıl çözebildiklerini hayranlıkla keşfettim. Ömür denilen sefil süre için ne kadar büyük vehimlere kapıldığımızı, ne kadar anlamsız kavgaların içine sürüklendiğimizi düşündükçe hayret ediyorum. Hayatın durma noktasına geldiği bir dönemde hala ev adresime mahkeme celpleri gelmesini hayranlık (!) ile izliyorum. Kapıldığımız endişeler, kavgalar, hırslar anlamını yitirdi.

Amerika'da kaşifler, bir yerli rehberliğinde dağa tırmanıyorlamış. En öndeki yerli aniden durup çömelmiş. Kaşifler şaşkınlıkla sebebini sorunca yerli “Çok hızlı gittik, ruhlarımız geride kaldı” demiş. Gerçekten öyle. Bir klişe vardır ya “bisikletin pedalını devamlı çevirmen lazım, yoksa düşersin, gazetecilik böyle bir şeydir” diye… Bunun palavra olduğunu görüyoruz. Dünya biraz bensiz dönsün, mutlu olurum.

– Yazı ve TV programlarınız sürüyor.

* Evet, buna iş ahlakı da diyebiliriz. Severek yapmıyorum bu işi. Ama çalıştığım kuruma, arkadaşlarımıza, okurlarımıza karşı sorumluluklarımız var. Ama şu anda emekli olmayı isterdim.

TELEVİZYON İZLEMİYORUM

– Akşam yemeğinden sonra televizyon mu izliyorsunuz?

* Fox Haber, Emre Kongar ve Merdan Yanardağ ile 18 dakika ve Uğur ağabeyimin Demokrasi Arenası haricinde bir şey izlemiyorum. Kimse darılmasın ama televizyon izlemeye katlanamıyorum. Ekranlarda habire aynı tiplerin saçmalamalarına tahammül edemiyorum. Sinema filmi ve dizi film izliyorum.

– Yemek yapar mısınız?

* Bence Hülya, Michelin yıldızlı aşçı seviyesindedir. Hem hayranlık ile izliyorum, hem de elimden geldiğince ona yardımcı olmaya çalışıyor, yamaklık yapıyorum.

AĞABEYLERİMİ, DOSTLARIMI GERÇEKTEN ÇOK ÖZLEDİM

– Birden bire kapandınız. Ne hissediyorsunuz?

* Çok şaşırtıcı ama çok iyi geldi. Farkında olmadan 17 yaşımdan beri bu saçma mesleğin saçma temposu içindeyim. Aralıksız bir sene işsiz kaldığım dönemler oldu. Bu dönemlerde bile aktif hayatım vardı. 17 yaşımdan beri kendimi dinleme fırsatım olmamıştı.

– Bir soluklanma dönemi mi?

* Biraz kendi içime dönme, 17 yaşımdan beri yaşadıklarımızı tartma fırsatı oldu.

– En çok neleri özlediniz?

* Arkadaşlarımı, ağabeylerimi, dostlarımı özledim. Sarılarak, dokunarak yaşayan bir insanım. Bunu okurlarımız imza günlerinden bilirler. Çevremizden, dostlarımızdan, sevdiklerimizden uzak kalma zorunluluğu kötü bir duygu.

– Sosyal hayatı bir hayli özlemiş olmalısınız.

* 17 yaşındaki Yılmaz ne ise 55 yaşındaki Yılmaz da o. Ben, eşim, kızım, yaşam biçimimizi asla değiştirmedik. Pazara eşim ile beraber çıkmayı, alışverişe katılmayı, bakkal, manav, taksici ile birlikte olmayı severim. Hayatı Bonzai duygular ile yaşamak beni mutlu ediyor.

– Bodrum'dan mahrum kaldınız.

* İzmir'de doğdum, İstanbul'da yaşıyorum ama Bodrum'u çok severim. Bodrum'un imkanları kısıtlıdır, orada yerleşik insanlara haksızlık etmeyelim diye gitmedik. Ama birazda kendimizi cezalandırmış olduk. Burnumda tütüyor.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more