Sözcü Plus Giriş

Hurda teşviki değil ÖTV indirimi daha önemli…

Corona virüsü salgını sebebiyle daralan otomotiv pazarı az da olsa haziran ayı itibariyle hareketlenmeye başladı. Ben de normalleşme süreciyle birlikte Otomotiv Satış Sonrası Ürün ve Hizmetleri Derneği (OSS) Başkanı Ziya Özalp ile otomotiv sektörünün en önemli alanlarından biri olan Satış Sonrası Hizmetler sektörünü konuştum. Özalp, "Yeni otomobil satışlarının bizim işlerimize yansıması 2 sene sonra oluyor, hurda teşvikinden daha çok ÖTV'nin değişmesi sektörün yararına olur." dedi.

Fatih TAN
08:39 -
Hurda teşviki değil ÖTV indirimi daha önemli…

Otomotiv sektörü için en önemli kollardan biri olan hatta kendi başına ayrı bir sektör olan “Otomotiv Satış Sonrası” hizmetleri içinde olduğumuz salgın durumunda, ciddi bir ekonomik mücadele içerisinde. Ben de normalleşmeye başladığımız haziran ayı itibariyle bu sektörde neler olup bittiğini, otomotiv sektöründeki değişkenlerin satış sonrası hizmetlere etkisini ve bu sektörde yaşanılan son gelişmeleri Otomotiv Satış Sonrası Ürün ve Hizmetler Derneği (OSS) Başkanı Ziya Özalp ile konuştum. Özalp, sektörle alakalı vergilendirmeden 2. el otomobil pazarına, hurda teşvikinden yeni otomobil satışlarına birçok açıklamada yaptı…

Otomotiv Satış Sonrası Ürün ve Hizmetler Derneği (OSS) Başkanı Ziya Özalp

 

-İşler normale dönmeye başladı mı? Ne zaman işler tamamen normale döner?

Mart ayında pazar daralmaya başladı ve kısıtlamalarla birlikte bu işler ciddi sıkıntıya girdi. Çin’deki fabrikaların üretime ara vermesiyle sıkıntılar başlamıştı. Mayıs ayında işler nisan ayına göre iyiye dönse de sektörün bir önceki yılına göre oldukça geride kaldığını söyleyebilirim. Haziran ayında ise işlerin daha fazla normale döndüünü söyleyebilirim. Piyasaların bir nebze daha rahat olduğunu söyleyebilirim en azından bunu görüyoruz ve insanların yüzleri gülüyor. Bir önceki dönem için çarklar durmadı demiştik, şimdi hızlandı diyebiliriz.

– Türkiye'deki otomotiv satış sonrası pazarı ne kadar bir hacme ve büyüklüğe sahip, bu yapıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Otomotiv pazarımız aslında kompleks bir yapı ve daha çok B2B bir yapıda. Bu sektörde kimler var; yerli ve yabancı üreticiler, global satın alma grupları ve onların temsilcileri var, büyük toptancılar ve perakendeciler var, servisler ve tamirhaneler var… Bizim sektörümüzün tüm oyuncuları bunlar.

Sektörün büyüklüğünün 5 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyoruz. Karmaşık bir yapımız ve genellikle B2B (Business to business) biçiminde olduğumuz için bunu ölçmek oldukça zor. Biz OSS olarak daha sayısal hedefler elde etmek için uluslararası araştırma firmalarıyla görüşme hâlindeyiz. Bu pazarın kısa bir vadede 6.5 milyar dolara çıkacağını ön görüyoruz, 3 yıl içinde diyebilirim! 195 üyemiz var ve bu sektörün yüzde 80’inin kapsıyoruz. 35 bin kişiden fazla istihdam sağlıyoruz.

– Covid-19 kaynaklı panik ortamı, dünya otomotiv satış sonrası pazarını nasıl etkiledi? Bu durumun Türkiye'ye yansımaları sizce nasıl oldu? Üyelerinizden yurt dışı menşeili firmaların tedariklerinde sorunlar var mı?

Sektörün nabzı için anketler yaptık. Çatı bir derneğe bağlıyız Figiefa diye ve bu kuruluş Belçika merkezli. Yaklaşık 25 tane bizler gibi farklı ülkelerdeki derneklerin bir araya gelmesiyle oluşan bir dernek. Derneğin 8 tane yönetim kurulu üyesi var ve bu üyelerden biri Türk. Bu sayede Avrupa’daki satış sonrası sektörünü de çok yakından takip edebiliyoruz.

Biz Türkiye’de 160 kişiye anket yapıyoruz. Yaptığımız anketler sonucunda Avrupa’daki büyüme bizim gibi değil! Biz her yıl yüzde 15 büyürken Avrupa ise yüzde 5’lerde büyümeye sahip. Ama her iki pazar içinde sene sonunda yüzde 15 daralma tahmin ediliyor. Nisan ve mayıs aylarında hem Avrupa hem de Türkiye’deki firmaların yüzde 60’ı aktivitelerini azaltmış durumdaydı.

Bizim üyelerimizin 3’te 2’si dağıtıcılardan oluşuyor. Bunlar yedek parça üretmeyen toptancı ve perakendeci dağıtıcılar olarak düşünebilirsiniz. 3’te 1’i de üreticilerden oluşuyor ve uluslararası tedarikçileri oluşturuyorlar.

Mart ayında üreticilerimizin satışlarında yüzde 20 civarında bir azalma yaşanırken, dağıtıcılarda bu durum yüzde 35’lere çıktı. Nisanda ise bu durum her iki taraf için yüzde 55 oldu. Mayıs ayında ise yüzde 45’ler oldu. Haziranda da bu durum yüzde 25-30 seviyelerinde olacak diyebilirim.

Sadece üreticilere bakarsak üretim oranında martta yüzde 40 nisanda 48 mayısta da yüzde 40 civarında üretimde bir azalma var. Bunun ana kaynağı zaten talebin azalmasıyla alakalı diyebiliriz. Avrupa’da da hemen benzer rakamların olduğunu söyleyebiliriz, araştırmalar ve rakamlar bunu gösteriyor.

-OSS gibi sektörlerde vadeli iş yapmak yazılı olmayan bir kural gibi. Özellikle işlem hacminin ve nakit akışının yavaşladığı bir dönemde olduğumuzu düşünürsek üyeleriniz nakit akışı sorunu yaşıyor mu? Bu sorunla nasıl mücadele ediyorsunuz?

Bizim anketlerimizin sonucunda da üyelerimizin yüzde 95’i iş ve ciro kaybından söz etti. Yüzde 65’i de nakit akışında yaşanan problemlerden söz etti. Evet bu arada peşin çalışmanın olmadığı bir yapıdayız, doğru…

Biz OSS olarak nakit akışındaki probleme karşı üye olarak yüzde 85 oranında önlem aldık. Bu kadar büyük bir oranda hareket etmemizin sebebi, sektörümüzdeki işleyişin nasıl olduğunu çok yakından biliyor olmamız. Bu önlemleri alan firmaların büyük kısmı kurumsal bir altyapıya sahip olmasından dolayı sağlam adımlarla hareket ettiler. Önceden alınan önlemler sayesinde nakit akışındaki aksama ihtimali ve sorunlar büyük bir problem teşkil etmedi diyebilirim.

Otomotiv Satış Sonrası Ürün ve Hizmetler Derneği (OSS) Başkanı Ziya Özalp

Üyelerimizle yaptığımız eğitim ve seminerlerde ödemelerin yapılmasının, çarkın dönmesine olan olumlu etkisi üzerinde çok durduk ve ödemelerin ötelenmemesi gerektiğini defalarca dile getirdik. Onlarda gerçekten bu yönde önlemler aldılar.

-Kısa Çalışma Ödeneği olumsuz sonuçlanan ya da onaylanmayan üyeleriniz var mı?

20 gün öncesinin bilgisine göre olumsuz sonuçlanan kimse yoktu ama devletin belirli kurumundan sonuçla alakalı kesin haber bekleyen üyelerimiz vardı. Bugüne kadar o durumun çözüldüğünü tahmin ediyorum. Üyelerin yüzde 50’sine bu çıkmıştı, yüzde 5’i evrak eksikliğinden sonuçlanmamış, yüzde 45’i de sonuç bekliyordu, diyebilirim.

-Otomotiv endüstrisinin ihracata ve yerli üretime odaklandığı söyleniyor. Bunun OSS’ye özellikle “hizmet ihracatıyla” alakalı bir faydası olabilir mi?

İhracatı geliştirmek için elimizden geleni yapıyoruz. Araştırmalarımız doğrultusunda üretici üyelerimizin cirolarının yüzde 50’si ihracat kaynaklı. Geri kalan üyelerimizde ise büyük bir ihracat olmuyor, daha çok lokal pazarda çalışıyorlar.

Hem aftermarket üreticilerimiz, hem de dağıtıcı firmalarımızın hepsi gündemlerine yavaş yavaş Avrupada da benzer organizasyonları kurabilir miyiz(?) sorusunu kendilerine soruyorlar. Başta daha farklı adımlar vardı, Avrupa’daki konsodilasyonlarla birlikte yabancı firmalar bu tarz organizasyonlar yapabilir mi diye bakılıyordu.

Şimdi son 1 senede aldığımız duyumlar artık Avrupa’dan Türkiye’ye değil Türkiye’den Avrupa’ya doğru bir yol izliyor. Başta Avrupa’daki birçok yedek parça üreticisinin durumu pek iyi değil. Çünkü pazardaki büyüme yeterli değil ve firmalar bu senaryolar üzerine ciddi çalışmalar yapmamış durumdalar. Ayrıca Avrupa’nın genç nüfus ve çalışan oranları özellikleri bu durumu tam olarak desteklemediği için Türk firmalar bu pazarların fırsatlarını değerlendirmek istiyor.

Yani hem hizmet hem de ürün anlamında daha pozitif bir dönemde olduğumuzu, Türkiye’nin jeopolitik konumuyla beraber, Türk firmalarının ve Türk insanının daha fazla orada olacağını söyleyebilirim.

-OSS olarak pandemi sürecinde otomotiv pazarındaki ilerleyişe(satış adedi olarak) nasıl bakıyorsunuz?

Karşılanamayan bir talep var, bu kesin. Bu talep nereden geliyor, ötelenmiş bir talep mi yoksa hâlâ… Ama şöyle bir gerçek var Türkiye’de kişi başına düşen araç sayısı çok düşük hâlâ! Yani Avrupa ortalamasının çok altındayız, Avrupa’da bu rakamlar 500, 600 iken biz de bu rakam 1/3’ü oranında daha az. Bu yüzden pazardaki rakamların ortalamanın çok daha altta olduğunu ve pazarın daha fazlasına ihtiyaç duyduğunu anlayabilirsiniz.

“TÜRKİYE ARAÇ PAZARI GELİŞECEK”

Otomotiv sektöründeki satışların artış veya azalaşın satış sonrası hizmetlere etkileri minimum 2 sene içerisinde kendini hissettiriyor. 2018 yılında satılan araçların etkilerini biz 2020 yılında kendi sektörümüzde görebiliyoruz. Kişi başına düşen araç ortalamasını da bu etapta düşündüğümüzde daha almamız gereken daha uzun bir yol var.

Markaların ürünleri için tüketiciye sunduğu garanti sürelerinden sonraki dönem bizi daha çok ilgilendiriyor. Ama kazan kazan olması lazım hem araçların satışlarının çok artıyor olması lazım hem de pazarın bütünlüğünün çok iyi olması lazım. 2. el pazarının hareketlenmesi de bize fayda sağlıyor, bakım ve onarım işleri arttıkça bizim sektörümüze etkisi olumlu oluyor. Pazar büyürse bize de yarar, biz ondan yanayız.

“TÜRKİYE’DE SATIN ALDIĞINIZ ARAÇ PARASINA ALMANYA’DA 10 ARAÇ!”

Otomotivle alakalı yapılacak çok şey var ama bunlar kamu nezdinde yapılması gereken şeyler aslında. Bunların başında vergiler geliyor, ağırlıklı olarak! Halkın satın alma gücü bu noktada devreye giriyor. Son günlerde açıklanan kredi destek paketleri çok iyi ama genellikle yapılan kısa bir hesabı söyleyeyim size… “Bugün bir Türk’ün bir arabaya ödediği parayla Almanya’da 2 araç alabiliyorsunuz! Alman’ın Türk’e göre satın alma gücü hemen hemen 1’e 5 civarında, hesaba bunu da kattığınızda 10 araç alabiliyorsunuz! Yani baktığınızda bir Alman 10 araç alabiliyorken biz 1 araç anca alabiliyoruz.” Bu çarpan etkisine baktığınız zaman Türkiye’de 20 milyonluk bir aracı 40 milyonluk bir araç gibi bile düşünebilirsiniz…

Bu vergiler çok yüksek, araç alabilmek çok yüksek! En azından Türkiye iyi bir üretim merkezi olduğu için burada üretilen araçların daha cazip olmasını biz diliyoruz.

-Özel servislerle alakalı çok fazla şey duyuyoruz yapılan işlemler üzerinden müşteriye daha fazla fatura ödemeleri, değiştireceğim deyip o parçaları tamir ettirip tekrar takmaları gibi… Bu tarz memnuniyetsizlikler hakkında çalışmalarınız var mı?

Özel servislerde belirli bir standardın getirilmesi yani mevcut standartların düzenlenmesi ve denetlenmesi çok önemli. Ama birkaç kötü servis yüzünden herkesin bu durumdan etkilenmesini istemiyoruz. Bu durumla alakalı sadece bu konu üzerinde çalışan Özel Otomobil Servisleri Birliği (ÖSEDER) ile iyi bir ilişki içerisindeyiz.

Türk toplumunun en önemli özelliklerinden biri samimiyet tüketici olarak bu alışkanlığından vazgeçmiyor. Aracının tamir sürecinde de güven ve samimiyet arıyor, bu yüzden birçok araç sürücüsünün bir ustası oluyor. Özel servislerdeki denetim eksikliği sebebiyle bu güven ortamının bozulması tüketiciye son derece güvensizlik veriyor. Bunla alakalı özel servislerin standardizasyonu çok önemli. Bu güveni biz “Eşdeğer parça sistemi ve sertifikasyonu” ile sağlamaya çalışıyoruz. Eş değer parça esasen aracın montajında kullanılan parçalarla ya da benzer kriterleri bünyesinde barındıran ürünler oluyor. Bu bilgiyi son tüketiciye vermekte bizim dernek olarak görevimiz. Bu yüzden dernek olarak kullanılan parça ve standardizasyonu son tüketiciye belirtmek zorundayız.

Önceden de belirttiğim üzere algı olarak oluşan bir durum var ve bu algının düzeltilmesi yönünde önemli çalışmalar yapıyoruz.

-2. el araç pazarındaki hareketliliğin sizin sektörünüze faydası ne yönde olur?

2. el pazarının hareketlenmesi bakım ve onarıma olan talebi de yanında getiriyor, bu da bizim pazarımıza olumlu olarak yansıyor. Yeni otomobil satışıyla otomobil parkının büyümesi orta ve uzun vadeli yatırım. 2. el ise kısa vadede OSS pazarını olumlu olarak etkiliyor. Yeni pazarda ise uzun vadede faydalı oluyor. 2. el de kısa vadeli bir geri dönüş oluyoruz.

Belki yeni bir konu olacak ama son günlerde “Hurda” kulağımıza geliyor ama biz hep şunu savunuyoruz; ülkedeki araç parkı zaten, az önce 1000’e 150 falan demiştik kişi başına düşen miktar olarak, zaten çok düşük olduğu için bence pazarın büyümesi yönünde çalışmalar yapılması lazım!

Biz bugün satılan sıfır araçlardan 2 sene sonra faydalanabileceğiz OSS olarak, çünkü garantiler genellikle ilk 2 sene içerisinde devam ediyor ve yetkili servislerde bakım onarım işlemleri yapılıyor. Ama bugün 2. el araç pazarının hareketli olması ve bu hareketliliğin daha çok 9 yaşında araçlarda olması tabiî ki satış sonrası araç pazarına çok olumlu bir etki yapıyor. Ancak bunların hepsi kısa vadeli işler, uzun değil.

“HURDA TEŞVİKİNİN KİMSEYE FAYDASI YOK!”

Bence hurda teşvikinin kimseye bir faydası yok! OSS’ye özellikle şöyle sıkıntıları da var. Sadece 16 yaş üzeri modellere yedek parça üreten üyelerimiz var ve bunlar çok ciddi istihdam sağlıyorlar. Hurda teşviki bu firmaların pazarlarının yok olması demek.

Türkiye’de üretilen araçların satış fiyatları 200 bin TL’lere gelmiş durumda. 20 yıllık bir aracın fiyatı ise bu rakamın 1/4’ü seviyelerinde geziyor. Yani oradan gelecek parayla yeni bir otomobil alma durumu ne yazık ki olmuyor tüketicinin!  Bu yüzden bence, hurda pazarıyla ilgili gereksiz bir gündem yaratılıyor. Burada en önemli şey tabiî ki ÖTV. ÖTV ciddi bir oranda var ve araç segmenti, motor hacmi değişince bu rakamlar katlanarak artıyor. 100 liralık bir aracın üzerinde 100 liralık bir vergi yükünün olduğunu söyleyebiliriz.

-Türkiye'de satış sonrası hizmetler sektöründe merdiven altı/sahte ürünlerle mücadelede gelinen aşama nedir? Dernek olarak ne gibi faaliyetler gerçekleştiriyorsunuz?

Yönetim olarak sektörün en büyük sorunu olarak bunu gündemimizde tutuyoruz. Bu durum tüm otomotiv sektörünün büyük bir sorunu, sadece bizim değil! Toplumda da yanlış bir algı var ürün marka logosu taşımıyorsa buna sahte gözüyle bakılıyor. Sahte ürünler aslında araç marka ve logosu kullanılarak, yasa dışı yollarla merdiven altı diye tabir edilen yerlerde üretilen ve piyasaya sürülen ürünler oluyor.

Logolu ürünlerinde fiyatının daha yüksek olduğunu düşünürsek aslında orijinal ürünlerin sahtesi daha fazla var.

Biz OSS olarak perakendeci, servis, son tüketici ve dağıtıcıların bilinçlenmelerini sağlıyoruz. OSS üyesi sahte ürün satmaz operasyonu yürütüyoruz. Bu yönde ciddi bir mücadele içindeyiz.

-Dijital takografa geçiş konusu üzerinde dernek olarak durduğunuzu biliyoruz. Bu konudaki son gelişmeler nelerdir?

9 Ocak 2020 tarihinde Resmi Gazete’de Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından bir takograf cihazları damgalama ve muayene yönetmeliğinde değişiklik yapan yönetmelik vardı. Dijital takograf pazarında yaşanan bir gecikme vardı ve 30 Haziran’da bu süre doluyor. Bir daha ertelenmemesi yönünde bir çalışmamız var.

Dijital takograf çalışma grubumuz var ve onlarla birlikte çalışıyoruz. Türkiye’de tüm takograf üreticilerine ve ithalatçılarıyla çalışıyoruz. Ağırlıklı ithal olan bir ürün olduğunu söyleyebilirim. Onlarla beraber Sanayi Bakanı’nı ziyaret ettik. Kendilerine de 30 Haziran 2020 tarihinde, kalan 150 bin aracın takograf takılması yönünde hazırlıklarımızın olduğunu söyledik. Onlardan öteleme yapılmayacağına dair bir bilgi almıştık.

Son güncelleme: 08:53 23.06.2020
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more