Kadınlar üzerine: Suçlu kim?

Türkiye şehitlerine ağlıyor. Anaların yürekleri yangın yerine dönmüş, babalar ağıtlı, yakınları perişan. Kalem nasıl oynasın, ne yazsın, ne söylesin bu acılar karşısında. Geriye dönüp bakıyorum da hiç eksik olmadı bayrağa sarılı tabutlarımız. Terör belası bu topraklarda az mı can yaktı, az mı yuva yıktı, az mı ocak söndürdü? Gençliğimiz, “yine bugün kaç şehit var” endişeleriyle geçti adeta; yüreklerimiz parça parça dağılırdı yurdun her bir köşesine. 34 şehit, yandı ciğerimiz; nur içinde yatsınlar, Rabbim sabırlar versin analara-babalara. Türkiye'mizin başı sağolsun.

KADIN MEDENİYETİN GÖSTERGESİ

Kadın konularında yazmak ve konuşmak ağır gelir bana; haksızlığın, hukuksuzluğun, liyakatsizliğin, eşitsizliğin kol gezdiği dünyada, kadın özelinde verilen mücadelenin istenilen düzeyde sonuç getiremeyeceğini düşündüğümden olsa gerek. Zira her konu birbiriyle ilintili; karnı aç olanla ahlak felsefesi yapılabilir mi? Hakkaniyetin olmadığı bir yerde kim huzurdan bahsedebilir? O kadar mühim ki iklim, vasat yoksa ne düşünce çıkar ortaya, ne insanlık. Hayat şartları, özellikle de kadının hayat standardı, toplumun uygarlık seviyesi için bir göstergedir.

İNSAN SORUMLULUKTUR

Artan şiddetin, kadın cinayetlerinin, yıkılan yuvaların altında yatan sebepler tüm dünyada üç aşağı beş yukarı aynı; toplumsal inşa, rollerin de, davranış kodlarının da belirleyicisi. Sorunlar, ne yasalarla çözülecek kadar kolay, ne de “sorun erkeklerde” deyip kestirilecek kadar basit. Sadece ekonomik gelişmişlik de yetmiyor insanca yaşamaya. Peki, suçlu kim; din mi, felsefe mi, töre mi, adetler mi, ideolojiler mi, siyaset mi, eski dünyadan tevarüs eden görüşler mi, yeni zamanlar mı? Kim? Hepimiz. Yanlışı destekleyen her fert: İktidar üzerine düşeni yapmazsa, muhalefet iktidarın eksiğini/hatasını görüp  alternatif politikalar üretmezse, sorumlular sorumluluklarını yerine getirmezse, adalet mekanizmaları işlemezse, eğitim sağlıklı yürütülmezse, medya etik değerleri dikkate almazsa vs. ne konuşursak konuşalım boş. İnsanca yaşamanın şartları bu zeminlerde belirleniyor. Önce insan olmaya ve onun düşüncesine ihtiyacımız var, zira yaşamı öğrenmenin yolu, önce insan olmaktan geçiyor.

DEĞİŞMESİ EN ZOR OLAN KADIN ALGISI

Kadın meselesinde fikir yürütenleri dinlerken, dehşete kapılmamak elde değil: Kimi tarihin fosilleşmiş düşüncelerini putlaştırmış, kimi ideolojisini. Cehaletini, köydeki örfünü-âdetini, yontulmamış duygularını, kabalığını din diye dayatanı mı ararsınız; sınır tanımamayı, ilkesizliği, kendine benzemeyenleri aşağılamayı çağdaşlık zannedenleri mi? Kadın konusunu ele alan din bilginlerinin, filozofların, bilim insanlarının farkı, insana bakışlarında gizli; bu noktada Müslüman-Hıristiyan-Yahudi, inançlı-inançsız, kadın-erkek değişmiyor. Olumsuz nitelemelerin tümü, eski Yunanda da var; Yahudilikte de, Hıristiyanlıkta da, Müslümanlıkta da; keza aydınlanma çağının genel özelliklerini taşıyan filozoflarda da. Örnekleriyle haftaya devam edelim.