Sözcü Plus Giriş
AYTUNÇ ERKİN

İş takibi yapan gazeteci… Gitti… İsteneni sorgusuz yapan gazeteci geldi…

17 Ocak 2020

Medya neden en az güvenilen kurumlar arasında?

 En az güvenilen kurumlar… Yüzde 43.3 ile Diyanet, yüzde 43.2 ile yargı, yüzde 41.9 ile medya

 Yasama, yargı ve yürütmeden sonra… ‘Dördüncü kuvvet medya' sloganı bugün neden yerlerde?

 Özal dönemiyle başlayan ‘iş takibi yapan gazeteci'nin yerini kim aldı? Hangi haberleri yazıyorlar?

 Medya… Gazeteci… Bugün neden soru sormuyor? Olayların peşine düşmüyor? Neden korkuyor?

Çağdaş toplum yapısında medya dördüncü kuvvet.

1 – Son 10 yıldır Türkiye'nin siyasal ve sosyal eğilimlerini ölçen Kadir Has Üniversitesi'nin Türkiye Eğilimler Araştırması'nın 2019 yılı sonuçları açıklandı. Türk Silahlı Kuvvetleri, 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası yeniden en güvenilir kurumlar listesinde birinci sıraya yükseldi.

Yüzde 60.1 ile listenin tepesinde olan TSK'yı, son iki yıldır araştırmada birinci çıkan jandarma yüzde 59.8 ile takip ederken 3'üncü sırada yüzde 56.8 ile polis, 4'üncü sırada ise yüzde 49.8 ile Cumhurbaşkanlığı yer aldı.

En az güvenilen kurumlar ise yüzde 43.3 ile Diyanet İşleri Bakanlığı, yüzde 43.2 ile yargı, yüzde 41.9 ile medya oldu.

26 ilde bin kişiyle yapılan bu anketin en dikkat çekici tespiti bizim konumuz!  Kadir Has'ın geçen yıl yaptığı ankete baktım ve sonuç… En az güvenilen kurum yüzde 31.9 ile yine medya oldu. En az güvenilen kurum neden medya? Soru bu!

Basın sektöründe çalışanların kafasını yorması gereken, cevap vermesi gereken de bu!

“Dördüncü kuvvet medya” sloganı artık kalmadı! İki yıl önce hayatını kaybeden usta gazeteci Güngör Uras, 18 Ocak 2010 tarihinde şöu tespitleri yapmıştı: “… Demokrasinin, çağdaş ülke yönetiminin esası kuvvetler ayrılığıdır. Üç ‘ana kuvvet (güç)' vardır. Yasama (kanun yapma) kuvveti. (Halkın oylarıyla oluşan bağımsız meclis) Yargı kuvveti. (Bağımsız mahkemeler) ve Yürütme kuvveti. (Hükümetin şemsiyesi altındaki icracı kuruluşlar.) Çağdaş toplum yapısında bu üç ‘ana kuvvet'e (güce) bir de dördüncü kuvvet eklenmiştir. O da ‘basın/medya'dır. Demokrasinin, çağdaş ülke yönetiminin dengeli/doğru biçimde işlemesi için bu dört kuvvetin birbirinden bağımsız/bağlantısız şekilde çalışması, birbirini denetlemesi gerekir. Son zamanlarda Türkiye'de kuvvetler ayrılığı yok oldu…” Yazı…10 yıl önce yazılmış ve bugünü anlatıyor! Çünkü…

2 – OKUYUCUYA ALGI OPERASYONUNU HANGİ GÜÇLER, NASIL YAPIYOR?

Cumhuriyet Gazetesi eski çalışan ve yönetilcileri bir dönem cezaevindeydi.

Sadece bugün değil dün de ‘medya' sorunu vardı! Bunu kimse inkar edemez! Genel Yayın Yönetmeni görevini yürüten ya da Ankara Temsilcisi olan bazı isimler üzerinden baktığımızda… ‘İş takibi yapan gazeteciler', aralarında yeni ‘medya düzeni' kurmuştu! Herkesin bildiği sır!

ALTINDAN KIRMIZI HALI ÇEKİLENLER

Ve… 2002'de yaşanan iktidar değişikliği sonrasında ayaklarının altından kırmızı halıları çekilen isimlerin bazıları da bugünün en hızlı muhalifi oldu!

Bunu da kimse inkar edemez!

Mesele… “Biz manşetlerle çarpışarak bugünlere geldik. Adeta manşetlerle savaştık. Manşetlerin ok olup üzerimize yağdığı süreçlerden geçtik. Her sabah yalana, her sabah iftiraya, her sabah kirli kampanyalara uyandığımız günlerden bugüne geldik” diyen iktidarın… Özellikle Turgut Özal dönemini aratmayan hatta daha da ileri giden bir ‘medya düzeni' kurmasına ne demeli? Şimdi siz düşünün: Aynı başlıklarla çıkan 10 gazete var! Ya da…

POLİSLERİN HABER YAPTIĞI DÖNEM

Olayları gördüğü gibi değil de ‘hayalindeki/istenilen' gibi yazanlar… Okuyucu burada nasıl bir algı operasyonuyla karşı karşıya! Daha da açalım… Her eleştiriyi ‘iktidarına yönelik saldırı' gören bir anlayış! Karikatür sevmeyen, yolsuzluk haberinden korkan bir bakış açısı! Hatta… Polislerin, basın bülteni yazdığı gazeteler… Bunlar da olmadı mı? Oldu! O zaman!

Medya neden en güvenilmeyen kurum? Meclis'in gücünü azaldığı bir dönemden geçiyoruz ve mahkemelerin bağımsızlığı konusunda yaşanan endişe ortada! Hükümetin de medya üzerindeki ‘tasarrufunu' biliyoruz… Ancak… Şunu da biliyoruz: Halk, tek elde toplanan ve sadece ‘iktidar gözüyle' bakan medyaya inanmıyor. Peki ya medya ne yapıyor?

3 – SORULARIN PEŞİNE DÜŞMEYEN GAZETECİ

Örneğin… 7 Eylül 2019… Güldal Mumcu, “Uğur Mumcu öldürülmeden önce o zamanki MİT Müsteşarı Teoman Koman gazetecileri MİT'e davet ediyor ve MİT'i gezdiriyor. O sırada ‘aranızdan biri öldürülecek' diyor. Bu basında da yer aldı o zaman. Bir ülkenin MİT Müsteşarı aranızdan biri öldürülecek diyorsa eğer, kimin öldürüleceğini ve kimin öldüreceğini biliyor demektir” demişti. Bu açıklamanın peşine düşen gazeteci var mı?

Uğur Mumcu

Örneğin… Prof. Dr. Muammer Aksoy, 31 Ocak 1990 günü, iki kurşunla öldürüldü. Eşi Ülke Aksoy, “Onu Atatürk düşmanları öldürdü. Her gün telefon ve mektupla tehdit ediyorlardı. Ben üzülmeyeyim diye bana söylemiyordu ama ben seziyordum. ADD'yi kurdu. Birileri bundan rahatsız oldu” dedi. O tehdit mektupları ne oldu? Soran var mı? Ve bu cinayetle ilgili esrarengiz bir olay daha: Aksoy cinayetini araştıran Ankara Birinci Şube Müdürü Yahya Kütük'ün, 1 Şubat'ı 2 Şubat'a bağlayan gece 02:30 sıralarında geçirdiği kalp krizi sonucu öldüğü açıklandı. Gerçekten kalp krizinden mi öldü?

Örneğin… 7 Mart 1990 sabahı şoförü Sinan Ercan'ın geldiğini pencereden görüp gazeteye gitmek üzere evinden çıkan Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Çetin Emeç, aracına bindikten sonra, saldırganlar tarafından ateşe tutuldu. Peki bu suikastı kim üstlendi? Emeç'in öldürülmesinden sonra gazeteyi arayan Karadeniz şiveli bir şahıs “İslam düşmanı olduğu için Çetin Emeç'i öldürdük”, “Saldırıyı Türk İslam Komandoları yaptı” der…

1990'dan bu yana ‘Türk İslam Komandoları' isimli bir örgütün izine rastlanamadı.

Bunu soran var mı?

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more