Sözcü Plus Giriş
ÇİĞDEM TOKER

‘Londra’ meselesi ve KÖİ-2

8 Mayıs 2020

Yabancı bankerlerin isteğiyle iktidarın beş yıl önce hazırlayıp TBMM'den geçirdiği yasa değişikliğinin öyküsünü anlattığım yazı, tartışma alanı açtı. Sağlık Bakanlığı'nın Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) modeli ile şehir hastanesi yaptırmasını düzenleyen yasadan çıkarılan dört kelimeyi anımsatalım:

“Ve davanın Türkiye'de görülmesi”

Şehir hastaneleri finansmanına dair uyuşmazlıklarda Londra tahkimine kapı açan değişiklik 2015'te yasalaşmıştı. Ama gelen okur mesajlarının çoğu, bu durumu yeni öğrendiklerini dile getirerek siyasal muhalefeti eleştiriyor. Buna iktidarın medya üzerindeki baskısını da eklemek gerekiyor.

★★★

Sözcü okurları Mutlu Kösem ile Refik Işık'a önemli hatırlatmaları için teşekkür ediyorum.

Varlığını bildiğim halde, TBMM sitesindeki listede görünmediğini yazdığım 25. döneme ilişkin tutanakların, o dönem Komisyon'un kurulmaması nedeniyle 24. dönem içinde yer aldığını anımsatarak paylaştılar. O tutanakta, dönemin Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Adem Keskin'in yasa değişikliği ile konusundaki sözlerinin tamamı yer alıyor.

TÜRK HUKUKU VAR AMA… 

12 Şubat 2015 tarihli Komisyon oturumunda Keskin, uyuşmazlığın esasına “her halukarda Türk hukukunun uygulanacağını” ama uyuşmazlığın Türkiye'de görülmesi şartını kaldırmak istediklerini belirtip “Yani yabancı bir tahkim merkezinde de bu ihtilafların görülmesi mümkün olacaktır” diyor.

Bunun da “güvensizlikle değil, tamamen finans temini ve maliyetlerin düşürülmesiyle ilgili” olduğunu söylüyor. Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu, finans maliyetlerinin düşürülmesiyle ilgisini sorunca Müsteşar Yardımcısı şöyle diyor:

OBJEKTİF OLMAZ RİSKİ

“Yabancı yatırımcılar, hem yükleniciler açısından hem finansörler açısından Türkiye'deki normal Türk mahkemeleri marifetiyle görülmesi süreci biraz daha uzun oluyor. Normal şartlarda bir ihtilafın tahkimle görülmesi hâlinde örneğin bir yılda ihtilafı çözebilirken mahkemeler yoluyla -özellikle kanun yollarının uzun olması sebebiyle- bu süreç üç yıla, beş yıla kadar uzayabiliyor. Birincisi: Burada bir risk görüyorlar, diyorlar ki: “Biz tahkime gitmezsek, normal yargı yoluyla bunu çözersek ihtilafların çözümü uzayacaktır.” Bu, yüklenici açısından, finansörler açısından bir risk olarak görülmektedir.

İkincisi: Yine ihtilafın tarafının devlet olması hasebiyle buradaki tahkimde özellikle hakemlere siyasi baskının olacağını bir risk olarak görüyorlar. Dolayısıyla, burada ihtilafların objektif ve hakikaten hukuka, sözleşme şartlarına uygun olarak çözülemeyeceği endişesini taşıyorlar. Dolayısıyla, bunlar, yüklenici açısından, finansör açısından bir risk teşkil ettiği için”

İstanbul Milletvekili Müslim Sarı, siyasi baskıyı soruyor. Keskin “O zaman ‘siyasi baskı' demeyelim, ‘devlet gücünü kullanma' diyelim, Yani, ihtilafın tarafı devlet olunca devletin gücü orada tezahür eder hakemler üzerinde. Dolayısıyla, ola ki tarafsız, objektif karar veremez. Bunu bir risk olarak görüyor” diye yanıtlıyor.

Yazılacaklar bitmemesine karşın yer bitti. Tamamlarken şu soru gelsin:

Şu bilgiler zamanında TV'lerde, gazetelerde taşıdığı öneme uygun biçimde haberleşebilseydi kapitülasyon benzeri sözleşmeler bu kadar kolay imzalanabilir miydi?

Maske kargaşasında olanlar

Mart ayının ilk haftasında satışı serbestti. Sonra “Kesinlikle satılmayacak” denildi.

Birkaç hafta önce “hibe karşılığı ihracat”a döndü. Şimdi satışı tekrar serbest. Ticaret Bakanlığı, cerrahi maskelerin perakende satış noktalarında en fazla 1 TL'ye satılabileceğini duyurdu. Bugünden itibaren 10'lu ve 50'li paketler halinde satışa sunuluyormuş.

Covid-19'un yayılmasına dönük önlemlerden biri olan maske meselesinde, neredeyse iki aydır yaşanan kargaşanın tam adı beceriksizliktir. Bu beceriksizliğin sebebi de partili Cumhurbaşkanlığı isimli dünyada eşi benzeri olmayan sistemin, bürokrasi ve bakanlıkları görev sahaları içinde inisiyatif alamaz, karar verse de arkasında duramaz hale getirmesi, adeta felç etmesidir.

Sayısız yurttaşın haftalardır SMS'le kod beklediği, gelmediği, gelenlerin “telsiz” olduğu, doğru düzgün maskeyi parasıyla almaya hazırken alamadığı bu kaos sürerken, devleti yönetenler, meslek kuruluşları, sivil toplum kurumları, özel sektör arasında video konferanslarla kaç toplantı yapıldı, kaç karar alındı, kaç karar değiştirildi bilseniz şaşırırsınız.

Bu köşenin okurları, yapılan bir dizi toplantı sonrasında parasız maske dağıtımının Sağlık Bakanlığı'nın kurduğu USHAŞ adlı şirketten Devlet Malzeme Ofisi'ne (DMO) geçtiğini, alınan kararlar doğrultusunda “devlete bir maske hibeye karşılık bir maske ihracat izni” yönündeki son gelişmeleri duyurduğumuzu anımsar.

TOBB DEVREYE GİRDİ

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada dağıtılan maskelerin 160 milyonu bulduğunu, “Bu ihtiyacı gidermek amacıyla yüksek fiyat olmamak kaydıyla bir dönem olacağını, tavan fiyat uygulanacağını” söyledi ama bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından “yasak” denilen maske satışının ne olup da tekrar başladığına dair ayrıntı vermedi.

Bu konuda  TOBB'un, Ticaret Bakanlığı nezdinde yaptığı girişimlerinin etkili olduğunu öğrendim. Değişikliğin arkasındaki gelişmeleri paylaşırken bir hatırlatma yapalım: Zoraki hibe işi çıkmadan önce devlet bir maskeyi üretici firmadan 85 kuruşa alıyor. İhracat karşılığı hibe işi çıkınca ve sözleşmelerin devredilmesi gündeme gelince, bu konuda hazırlığı olmayan pek çok firma zor durumda kalıyor. Meslek örgütleri TOBB nezdinde “Biz ihracat yapmıyoruz. Yapmayı da düşünmüyoruz. Maske üretimine dair yatırımımızı devlet bizden 85 kuruşa alıyor diye yaptık. Sözleşme istiyoruz” diye şikayetçi oldu.

“PİYASA KENDİ DENGESİNİ BULUR”

Kaynaklarım, farklı bir yakınmanın da maske dışı alanlarda faaliyet gösteren firmalardan geldiğini iletti. Pek çok firma üretim bandındaki işçilere parasıyla da olsa maske bulamadıklarını bildiriyor. TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu bu yakınmaları Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan'a ileterek “Piyasa kendi düzenlemesini yapar. Devletin bu dağıtımı bedava üstlenmesi sorunlara yol açıyor” mesajını paylaşmış.

Diğer yandan maske dağıtımının USHAŞ'tan DMO'ya devredilmesi üzerine  tanınan bir markanın sahibi büyük bir tekstil firması ve İstanbul Hazır Giyim Konfeksiyon İhracatçıları Birliği “Biz Bize Yeteriz” kampanyası doğrultusundaki destek üretimlerini durdurdu.

ÇİN FAKTÖRÜ

Maske konusundaki düşük  bedel karşılığında satış kararında, bu kargaşada zaman akıp giderken Çin'in ABD ve Avrupa piyasalarında rekabet üstünlüğü kazanması da etkili oldu.

Başa dönelim, devletin Sağlık, Ticaret, Hazine ve Maliye Bakanlıkları, USHAŞ'ı, DMO'su, PTT'siyle iki aydır  çözemediği maske dağıtım meselesi; bu öngörüsüzlük ve hesapsızlık tablosuyla partili Cumhurbaşkanlığı sisteminin işleyişi açısından eşsiz bir örnektir.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more