Sözcü Plus Giriş
DENİZ ZEYREK

Güçlünün hukuku zorbalıkla kendini gösterir

2 Eylül 2020

Dünya üzerinde adalet liginde sıralamamız ne yazık ki pek parlak değil.

Bunun bir çok nedeni var.

En başta mağdur, müşteki ya da sanık olarak adliyelere yolu düşen vatandaşların o adliyelerden “adalet yerini buldu” hissiyle çıkamaması geliyor.

Bunun en önemli nedeni de “hukukun gücünün” değil, “güçlünün hukukunun” uygulanması olsa gerek.

Bir polisin kendisine yasal haklarını anımsatan bir avukata “devlet benim” demesi, bir hakimin bir doktorun odasını basıp “sen benim kim olduğumu biliyor musun” diye tehdit etmesi, başka bir hakimin bir mağdurun beyanını değil, zanlının üniformasını dikkate alması, hükümet üyelerini ya da siyasetin güçlü figürlerini eleştirenlerin “durumdan vazife çıkaranlar”ın saldırısına uğraması “güçlünün hukuku” kavramının yerleşmeye başladığını gösteren örneklerden bazılarıdır.

Daha önce birilerini eleştirdiler diye fiziki saldırıya uğrayan gazeteciler, siyasetçiler olmuştu. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Çubuk'ta linç edilmeye çalışılmıştı.

Son olarak İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile sert bir polemik yaşayan TİP Hatay Milletvekili Barış Atay, kuytu bir sokakta pusuya yatan barbar bir grubun hedefi oldu.

Barış Atay, saldırıdan doğrudan Bakan Soylu'yu sorumlu tuttu.

Olayın Soylu ile tartışmasından sonra yaşanması, Atay'ın böyle düşünmesi için yeterli. Eminim, birçok insan basit bir mantık yürüterek da bu bağlantıyı kurmuştur.

Soylu'nun bu iddiayı boşa çıkarmasının tek yolu var:

“Bir İçişleri Bakanı olarak bu saldırının peşini şahsen bırakmayıp, sorumluların yakalanıp adalete teslim edilmesini sağlamak.”

Bakan Soylu'ya dün sordum. Yakından takip ettiğini söyledi.

Güvenlik güçlerinden de bir zanlının yakalandığını, üç zanlının da kimliklerinin tespit edildiğini, Atay'a saldırmadan önce iletişim kurup özellikle buluştuklarını öğrendim.

Bu bilgiler, uyuşturucu başta olmak üzere sabıkaları oldukça kabarık olan şahısların, Atay'ı planlı bir şekilde, belki de öldürme kastıyla hedef aldığını gösteriyor.

Büyük ihtimalle “Bakanla tartışana saldırırsak başımıza bir şey gelmez, hatta sırtımız sıvazlanır” düşüncesiyle hareket etmişlerdir.

Hal böyleyken, bir milletvekiline pervasızca saldıran bu şahıslar da Kılıçdaroğlu'na saldıranlar gibi karakoldan ya da adliyeden salıverilirlerse bu durum Atay'ın iddiasını haklı çıkarmakla kalmaz, suçluların “devlet nasıl olsa yanımda durur” kurgusunun doğru olduğunu kanıtlar.

Vatandaşlarda ise “adalet” duygusu yerine “yargısız infaz” ve “cezasızlık” duygusunu besler.

Kendisi istediği kadar aksini söylesin, fatura doğrudan Bakan Soylu'ya kesilir.

Gazetelerin üçüncü sayfalarını dolduran vahşi cinayet, taciz, tecavüz haberlerini okuyup okuyup, “Biz ne zaman böyle şiddet perver bir millet olduk” diye soruyoruz ya hani…

Cevabı açık:

Kendilerini devlet yerine koyan, her daim durumdan vazife çıkaran, adalet terazisine çıktıklarında devletin o büyük gücünü her zaman yanlarında bulan suçluların, “yine yanıma kar kaldı” tarzı sırıtan bir suratla, ellerini kollarını sallayarak aramıza dönmeye başladığı günden bu yana.

“Hukukun gücünün” yeniden hakim olduğu “güçlünün hukukundan” kurtulduğumuz güzel günler dileğiyle.