Sözcü Plus Giriş
EGE CANSEN

Aşk sevginin kurdudur

17 Temmuz 2020

Fransız toplumbilimci/sosyolog Emile Durkheim (1858-1917) benim düşünce hayatıma iki defa girdi. Gerçi lisede de sosyoloji okumuş ve Durkheim adını duymuştum. Ama aklımda hiçbir şey kalmamıştı. Birincisi 1956 yılında ben, İstanbul Ü. Gazetecilik Enstitüsü'nde çakma öğrencilik yaparken Profesör Nurettin Şazi Kösemihal (1900-1972) bize sosyoloji dersi veriyor ve sıkça “Durkheim şöyle dedi, böyle dedi” diye anlatıp duruyordu. Nurettin Hoca'yı nedense çok sevmiştim. O yüzden de anlattıklarını can kulağıyla dinliyordum. Bir süre sonra ben de sağda solda Durkheim'den bahseder olmuştum. Durkheim'la ikinci karşılaşmam 1966'da Pennsylvania Üniversitesi'nde aldığım “Davranış Bilimi” dersinde oldu. Bu dersi veren Ginsberg adlı doçent, Türk sosyolog (veya sosyal psikolog) Muzaffer Şerif'in (tahtaya Sherif diye yazıyordu) hayranıydı. Muzaffer Şerif'in adı geçtikte ben de kendime bir gurur payı çıkarıyordum. Davranış Bilimi dersinde belki de iki hafta “intihar” konusu işlendi. Bu Durkheim'in otorite olduğu bir alandı.

BİR UÇ OLAY BİN ORTA OLAYI AÇIKLAR

İntihar, yaşamak üzere programlanmış insanın kendi hayatına son vermesidir. Çeşitli nedenleri vardır. İyileşmez bir hastalığa duçar olmaktan tutun da kendi kendini affedemeyeceği bir hatayı işlediğine inanmaya kadar uzanan anlaşılabilir intiharlar sebepleri vardır. Ama genelde, bir üzüntü, bir ümitsizlik, bir özgüvensizlik halinde, insanın bunalıma girilmesi sonucu beyin kimyasının bozulmasıdır. Aslında bugün bu sevimsiz konuya girmeyi düşünmemiştim. Girmemin sebebi şudur: Ekstrem (ifrata kaçan, uç) bir davranışı incelemek, daha yaygın ama düşük yoğunluklu benzer davranışları anlamayı kolaylaştırır. İntihar az rastlanan uç bir davranıştır, ama bunalım (depresyon), yaşam sevincini yitirme, içe kapanma sık rastlanan ruh halleridir. Bir erkeğin kadınını öldürmesi veya kıyasıya dövmesi (ya da tam tersi) ekstrem olaylardır. Ama dövmeyi hatta öldürmeyi düşünmesi ve bu fikrin “el ve ağız dalaşına” dönüşmesi pek nadir değildir. Peki, bunun sebepleri ne olabilir? Unutmayın “fail ile meful”ün uzun süre birlikte yaşadığı ve hatta birbirlerine âşık olduğu birlikteliklerden bahsediyoruz.

AŞK, ÇOK SEVMEK DEĞİL; ÇOK SEVİLMEYİ İSTEMEKTİR

Kadına elle veya erkeğe dille uygulanan şiddet eylemlerinin hepsi aynı kümede toplanamaz. Dendiğine göre; Şark kültüründe, erkeğin, kadını kendi malı (hâşâ hayvanı) gibi görmesi ve bir insan olan kadının “insanî haklarını talep etmesi” geleneksel evlilik sözleşmesinin ihlâli olarak değerlendirilmekte ve erkek de geleneksel yaptırım uygulamaktadır. Ben bu izah tarzının sanıldığı kadar çok vakayı kapsadığını sanmıyorum. Bu eylemlerin ruhsal nedeni, kültürel nedeninden daha yaygın olabilir. Bana göre önemli sebeplerden biri de özellikle laik kesimde “birlikte yaşama sözleşmesi”nin taraflarca anlaşılmamasıdır. Bunun sebebi de “sevgi” ile
aşk”ın birbirinin zıttı olduğunun bilinmemesidir. Sevgi, dikkat edilmezse kendiliğinden aşka dönüşür. Yani kadın veya erkek karşı taraftan sevgi beklemeye başlar.  Bunu görmedikçe sevmeyi kısar, azalan sevgi sevilmeyi azaltır ve sonunda “sıfır sevme-sıfır sevilme” noktasına varılır. Dil, zehirli yılan, eller sopa olur.

Son söz: Sevmek vermek, aşk almaktır.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more