Sözcü Plus Giriş
EGE CANSEN

Yo-yo

26 Kasım 2020

Döviz fiyatları “yo-yo” gibi bir inip bir çıkınca, bugünkü yazının başlığı yo-yo olmalıdır dedim. Sonra birden aklıma, bu başlığı daha önce kullandığım geldi. Acaba kullanmasam mı diye düşündüm. Ama daha önce ne zaman kullandığımı hatırlayamadım. Demek ki, epey zaman geçmiş. Ben hatırlayamadığıma göre, okurlar da hatırlayamaz. Öyleyse yo-yo olarak kalmasında bir sakınca yoktur kararına vardım…

Kırklarına gelmiş bir adam okuduğu ilkokulun önünden geçerken aklına “Acaba öğretmenim Ferhunde Hanım hâlâ bu okulda mı?” sorusu takılmış. (Not: Ferhunde, 1944-1948 yıllarında Manisa Gazi İlkokulu'ndaki öğretmenimin adıdır.)

Okuldan içeri girmiş ve öğretmenini bulmuş ve izin isteyerek onun dersine girmiş. Ders bittiğinde öğretmeni, “Dersi nasıl buldun” diye sorunca adam, sıkılarak “Öğretmenin hâlâ, bize öğrettiklerini anlatıyorsunuz” demiş. Hocası da “Evet, ama öğrenciler aynı öğrenci değil” diye cevaplamış. Okurlar aynı mı acaba?

MERKEZ BANKASI FAİZİ TEKRAR ARTIRMALIDIR

İspatlandı ki; faiz yükselince, döviz fiyatı düşüyor. Döviz fiyatı tekrar yükseldiğine göre Merkez Bankası faiz sopasını dövizin kafasına bir defa daha indirmeli ve şöyle haykırmalıdır: “Görün bakalım, faiz mi yaman, döviz mi?”

Merkez'in elini tutan mı var?

Zaten yeni Hazine ve Maliye Bakanı “ekonomide, piyasa dostu davranılacağı” sözü vermişti. AKP'ye göre de önce reform yapılıp, üstüne de acı ilaç içilecektir.

Öyleyse “sayın piyasaların” “piyasa dostu” yeni ekonomi yönetiminden yeni bir faiz artışı beklemesi de haklarıdır.

Kara mizah yaptığımın farkındayım. Yaptıkları her konuşmada, yazdıkları her makalede “fiyat istikrarını sağlamanın tek yolu, faizi artırmaktır” diyen iktisat ulemasının da başka bir tavsiyede bulunması tutarsızlık olur.

TL'NİN DEĞERİ FAZLA FAİZLE DEĞİL, CARİ FAZLA İLE KORUNUR

AKP'nin izlediği “Borç yiğidin kamçısıdır” politikasıyla, ekonomimiz dayak yani borç arsızı haline geldi. Döviz borcu almak için tefeci faizine razı olundu. Nakit sıkışıklığını aşmak için, nasıl en güçlü firma bile icabında yüksek faizle borç alırsa, Türkiye'de bugün aynı şeyi yapıyor denebilir. Ancak “maliyeti, hasılasından yüksek” faizle borç alan firmalar, en kısa zamanda nakit fazlası verip bu borçları tasfiye eder. Peki, Türk ekonomisi ne zaman “nakit döviz fazlası” verecek? Yani ne zaman “cari fazla” verir hale gelecek?

Faizci ulema bu meseleye hiç değinmiyor. Bu sorunu yok sayıyor. “Yükselt faizi, dursun enflasyon” diyor. Türk Lirası'nın değerini, zorla yani yüksek faiz rüşvetiyle dış borç alarak yüksek tutun diyor.

Pek tabii bu yüzden döviz fiyatları “yo-yo” gibi inip çıkıyor. Pek tabii sanayici de bir türlü “uzun vadeli ihracata dönük bir yapılanmaya” gitmiyor.

Dış ticaret açığı da bir azalıyor, bir artıyor. Soruyorlar: Battık mı, batacak mıyız? Cevap: Hayır. Ne battık, ne batacağız. Ama bağımsızlığa hiçbir zaman kavuşamayacağız.

Son söz: Carisi açık olan, sırtını kimseye dönemez.