Sözcü Plus Giriş
EMİN ÇÖLAŞAN

Bilim Kurulu

5 Haziran 2020

Sevgili okurlarım, Türkiye olarak biz de, bütün dünyanın başına bela olan bir salgınla boğuşuyoruz.

Binlerce insanımızı yitirdik.

Görünmez, ne idüğü belirsiz bir virüs sadece bizi değil bütün insanlık alemini esir aldı.

Ne yapmalı, nasıl bir çözüm bulmalı…

Her kafadan, belli zamanlarda tıp otoritelerinden bile farklı sesler çıkıyor.

★★★

Sağlık Bakanlığı her gün yeni rakamlar açıklıyor…

Hasta sayısı, tedavi görenler, iyileşenler, ölenler…

Bu vesile ile dilimize yeni sözcükler girdi.

Mutasyon, pik gibi.

Şimdi Türkiye'de tartışılan konu bu salgın yeniden pik (zirve) yapar mı yapmaz mı.

Yaparsa ne olur!

★★★

Salgınla ilgili açıklamaları yapan sadece Sağlık Bakanlığı değil.

Bir de Bilim Kurulu var.

Değerli hocalardan oluşan bilimsel bir kurul.

Ancak bir şeye dikkat ediyorum. Mutlaka sizin de dikkatinizi çekmiş olması gerekiyor.

Bu değerli hocalar fikirlerini, görüşlerini ve beklentilerini bireysel olarak açıklama yolunu tercih ediyor.

Yazılı ve görsel medya sayfalarını ve görüntülerini onlara, hem de sonuna kadar açtı…

Ve bu durum, sanırım hocalarımızın hoşuna gitti!..

Zira şu son üç aylık salgın sürecinde onlar popüler oldu.

İsimlerini bilmezdik, öğrendik.

Hepsi çıkıyor ortaya, konuşuyor, öneriler getiriyor, fikirlerini açıklıyor ama hep bireysel olarak!

★★★

Karşılıklı sözlerinde bazen çelişkiler ortaya çıkıyor…

Son örneğini birkaç gün önce yaşadık. Bazı Kurul üyeleri “Eldiven gerekli” derken bazıları “Mikrop yuvasıdır, sakın ola ki takmayın” dedi.

Bu Kurul eldeki resmi rakamlara göre 31 kişiden oluşuyor. Her biri kendi alanında otorite olan değerli hekimler.

Ama gelin görün ki, bugüne kadar “Bilim Kurulu” adı altında topluca, imzaları ile yapılan herhangi bir bilimsel açıklamaya, ya da uyarıya tanık olmadık.

Hep bireysel, her şey bireysel.

★★★

Bilim Kurulu ne zaman ve nasıl toplanır, fikirler ve görüşler ne zaman ve nasıl alınır, bilinmiyor.

Ancak ortada bir gerçek var:

Kurul üyesi bazı hocalarımız bireysel açıklama yapma işini çok sevdiler.

Bu yolla popüler oldular.

Bazıları geri planda dursa bile bir bölümü son derece atak!

Her birinin sözlerinde elbette ki bazı gerçekler var…

Ve onları okuyup dinledikçe bizim de vatandaş olarak kafalarımız karışıyor, salgın konusunda hangi koşullarda neler olacağını bilemiyoruz.

★★★

Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan rakamlar son derece iyimser! Bazı tıp otoriteleri o rakamların üzerinde oynandığını, örneğin ölüm rakamlarının az gösterildiğini ve iyimser tablolar oluşturulmak istendiğini iddia ediyor.

Bilim Kurulu üyelerinden bu konuda ses yok!

Belli konularda neden suskun kaldıklarını anlayabilmek mümkün değil.

İnsanın aklına ister istemez bazı sorular geliyor:

“Acaba onlar da Bakanlığın dümen suyuna mı girmiş oldular!”

★★★

Aynı durum 65 yaş üzeri kesim için karşımıza çıkıyor.

Bu konuda yaşananları artık sadece 65 yaş üzeri olanlar değil, hepimiz biliyoruz.

Yüz binlerce belki milyonlarca insan manevi işkenceye tabii tutuluyor.

Haftalarca evde hapis kalmanın sonucu olarak sadece beden sağlıkları değil, psikolojileri, ruhsal durumları da bozuldu.

Yani ruhsal çöküntü, bedensel durumdan bile önemli.

Üstelik yasağa rağmen sokağa çıkan tam 496 bin yurttaşımıza para cezası kesildi.

Bu olay bile iktidarın parasal çıkarlarına alet edildi.

496 bin'i çarpın kişi başına üç bin lira ile ve tutarını siz bulun!

★★★

Bilim Kurulu 31 üyeden oluşuyor…

Ama gelin görün ki bu 31 uzman hekim toplumu ilgilendiren bu gibi konularda bir araya gelip bir şey diyemiyor.

Ama hemen hepsi her gün medyada karşımızda!

O kadar ki, bazıları magazin söyleşilerinde bile yer almaya başladı…

Çünkü tanınmış olmayı, popüler olmayı sevdiler ve benimsediler.

Aman dikkat!..

Bizim medyaya pek güvenmesinler.

O medya bugün onları zirveye taşır, yarın ilk fırsatta çukura gömmeye çalışır.

“Üç Y” bile mutasyona uğradı!

Sevgili okurlarım, yaşadığımız bazı olaylar geliştikçe, dilimize bazı hiç bilmediğimiz yeni sözcükler girdikçe, bize de onları ister istemez öğrenmek ve bazen de kullanmak düşüyor!

Örneğin pandemi nedir bilmezdik…

Bu son olaylar nedeniyle öğrenmiş olduk.

Salgın demekmiş.

Mutasyon nedir onu da bilmezdik.

Yine son salgın nedeniyle öğrendik ki, en basit anlatımıyla virüsün kılık değişmesi (!), karşımıza yeni ve aldatıcı kimliği ile çıkması anlamına gelirmiş.

★★★

AKP isimli parti ilk yıllarında ilginç bir slogan üretmişti! Meydanlarda bangır bangır bağırıp dosta düşmana ilan ederlerdi!

“Üç Y ile mücadele edip onları yok edeceğiz!”

Neydi o üç Y?

-Yolsuzluk.

-Yokluk.

-Yasaklar.

★★★

Zaman geçtikçe karşımıza ilginç bir tablo çıktı…

Ve gördük ki, Yolsuzluk bunların yaradılışında (Recep Bey'in deyişiyle fıtratında) vardır.

Bazılarının hayatı özellikle al gülüm ver gülüm yöntemiyle yolsuzluk üzerine kurulmuştur.

Bugüne kadar devletin ve milletin nice paralarını harcadılar…

Nice yandaşları zengin ettiler.

Yasaları değiştirip devletin ve milletin kaynaklarını onlara hortumladılar.

Yolsuzlukların çoğu belgelendi ama umurlarında bile olmadı… Çünkü çoğunun gıdası yolsuzluklardan oluşuyordu.

★★★

Üç Y'nin ikincisi Yokluk idi…

İktidar olduklarında memlekette zaten yokluk ve kıtlık yoktu. Aranan her mal, parasını vermek koşuluyla piyasada fazlasıyla mevcuttu.

Bugün de öyle…

Dolayısıyla yokluk olayı onlar için sadece geçmiş yılları, özellikle savaş dönemlerini anımsatan bir simge idi.

★★★

Üçüncüsü Yasaklar!..

Sözüm ona yasaklardan yakınıyorlardı da acaba hangilerinden!

İktidar olduklarında toplumu etkileyen hangi yasaklar vardı?

Bir de günümüzdeki duruma bakın…

Yüzlerce yasak getirdiler, her alanda inanılmaz baskılar oluşturdular.

Medyaya, partilere, sivil toplum kuruluşlarına, her konuda yeni yasaklar geldi.

Artık yasaklar dönemini yaşıyoruz.

Yargıyı kendi yasaklarını ve baskılarını sürdürmek için alet olarak kullandılar ve kullanmayı sürdürüyorlar.

★★★

Sevgili okurlarım…

Aynen korona virüsünde olduğu gibi AKP'nin iddialı olduğu üç Y konusu da iyice mutasyona uğradı.

Şekil değiştirdi!

Yolsuzluk, yokluk ve yasakları artık unuttular gitti…

Ve şimdi onların yerini başka bir üç Y aldı.

-Yandaşlar.

-Yiyenler.

-Yedirenler.

Sadece günümüzde değil, bu yeni üç Y, yıllardan beri bütün hızıyla uygulanıyor.

Yandaşlar malı götürüyor.

Yiyenler belli.

Yedirenler de belli.

★★★

Hele yeni cumhurbaşkanlığı sisteminde bu gidişi durdurmaya hiç kimsenin gücü yetmiyor.

Meclis zaten varla yok arasında, göstermelik.

Türkiye kanun hükmünde olan cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle yönetiliyor.

Kanunlar göstermelik.

Hükümet derseniz aynı durumda.

Milletvekili olmayanlardan toparlanmış, sadece saraya bağlı olan, halk tarafından seçilmemiş, halka hesap vermekle yükümlü olmayan bir topluluk.

Meclis'in onlara hesap sorma yetkisi yok.

Onların da Meclis'e hesap verme görevi ve niyeti yok.

Kimse kimseye hesap vermiyor…

Hepsinin sorumluluğu sadece bir tek makama yönelik:

Saray ve cumhurbaşkanlığı!..

Zira o tepelerde ikinci bir devlet var…

Daha doğrusu, esas devlet orada!

Meclis'in çıkaracağı yasaları bile orası belirliyor.

★★★

Yandaşlar belli…

Yiyenler ve yedirenler de belli.

İşte karşımızda yeni üç Y!

Geçmişteki üç Y'nin şimdi AKP döneminde mutasyona uğramış hali!

Koskoca korona virüs mutasyona uğrar da bizim üç Y uğramaz mı!