Sözcü Plus Giriş
EMRE ÖZPEYNİRCİ

Çok matrah bir hikaye!

17 Şubat 2020

Otomotivin ‘Sözcü'sü

Artık ben de Sözcü ailesinin bir üyesiyim. Otoyaşam sayfamla bugünden itibaren her pazartesi medyanın amiral gemisi Sözcü Gazetesi'nde, nisan sonunda yayına başlayacak Sözcü TV'deki programlarımla da televizyonda beraberiz. Bitmedi; güçlü ve dinamik bir içerikle grubun internet sitesi ve dijital kanallarında da birlikteyiz. Yani ekonominin lokomotifi olan otomotiv sektörünün her kanalda ‘Sözcü'sü olacağız. Bekleriz…

Ekonominin lokomotifi olmasına rağmen cari açığı artırdığı gerekçesiyle sürekli vergi yüküyle karşılaşan otomotiv sektörü, ÖTV indiriminden umudunu kesince en azından matrah (vergisiz fiyat) limitlerinin yükseltilmesini bekliyor. Çünkü kurların artmasıyla birlikte 120 bin TL'nin altında otomobil neredeyse kalmadı.

Bugün Türkiye'nin ÖTV ve üstüne KDV ile otomobil vergisinde dünyada liderliğini Danimarka ile paylaştığını, bazen birinci bazen de ikinci olduğunu herkes biliyor. Kuşkusuz Danimarka'yı alım gücü ve çevreci araçlara verdiği büyük teşviklerle kıyaslarsak vergi yükü konusunda Türkiye'nin eline kimse su dökemez. Bugün bir taraftan hem matraha (vergisiz fiyat) hem motor hacmine göre farklı kalemlerde ÖTV uygulanıyor, bunun üstüne yüzde 18 KDV ekleniyor. Yılda 2 kez yine matraha dayalı ve sürekli artan MTV (Motorlu Taşıtlar Vergisi) de devreye giriyor. Özellikle ÖTV ve MTV'de matrah fiyatına endeksli değişimler kurlar değiştikçe hesapları zorlaştırıyor. Bu noktada sektör ve vatandaşlar, “Madem hükümet ÖTV indirimine yanaşmıyor o zaman en azından 3.5 yılda sadece bir kez güncellenen matrah limitleri artmalı” yorumunu yapıyor.

Türkiye'de orta sınıfta sadece Bursa'da üretilen Fiat Egea'nın baz donanımlı versiyonları 120 bin TL'nin altında.

KASIM 2016'DA DEVREYE GİRDİ

Hatırlatmak gerekirse Türkiye'de kafaları tamamen karıştıran matraha göre kademeli ÖTV sistemine Maliye Bakanlığı, Kasım 2016'da bir gece ansızın geçti. Bu sisteme göre 1.6 litre ve altı motora sahip araçlardaki ÖTV oranları yüzde 45 ila 60 arasında 3 dilime ayrıldı. O dönem matrahı 40 bin TL'yi aşmayan otomobiller için ÖTV yüzde 45'te sabit kalırken, matrahı 40 bin lirayı aşıp 70 bin lirayı geçmeyenler için ise ÖTV yüzde 45'ten 50'ye yükseldi. Vergisi fiyatı 70 bin TL'yi aşan araçların ÖTV'si ise yüzde 60 oldu. Ama kısa sürede kurların artmasına paralel vergisiz fiyatı 40 bin TL altında araç kalmayınca, Bakanlık Eylül 2018'de zorunlu olarak matrah limitlerinde güncelleme yaptı. O dönemden itibaren vergisiz fiyatı 70 bin TL'ye kadar olan araçlarda yüzde 45 ÖTV, 70 bin TL ile 120 bin TL arası yüzde 50 ÖTV, 120 bin TL üstünde olanlarda ise yüzde 60 ÖTV uygulanıyor.

Vergisiz fiyatı 70 bin TL altında olan araçlar yüzde 45 ÖTV ve üzerine eklenen yüzde 18 KDV ile 120 bin 500 TL'lik anahtar teslim fiyata ulaşıyor. Eylül 2018'de Euro kuru 6.25 civarındayken bugün 6.60'lere gelmiş durumda. Haliyle 120 bin 500 TL ve altında pek otomobil kalmadı. Bugün orta sınıf bazı markaların benzinli ve manuel vitese sahip baz donanımları dışında model sayısı iki elin parmağını geçmiyor.

Neredeyse 3.5 yılda sadece bir kez güncellendiği ve kurların artmasına bağlı model fiyatlarına her gün zam olarak yansıyan matrahların değişmesi zaruri bir ihtiyaç haline geldi. Kafaları karıştıran matrah sisteminin güncellenmesi halinde otomotivde işlerin daha da hareketleneceğini söyleyen sektör temsilcileri şu yorumu yapıyor: “Bu sayede sektörün ve ülkenin önü açılır, bu yıl pazar 600 bin adedin üzerinde olur.”

Hükümetin çekinceleri

Matrah güncellemesi konusunda otomotiv sektörü temsilcileri hükümet ile temas halinde. Edindiğim bilgilere göre nisan-mayıs öncesinde bir matrah düzenlemesinin söz konusu olamayacağı iddia ediliyor. Buna 2 gerekçe gösteriliyormuş. Birincisi ithalatı teşvik edeceği görüşü, ikincisi ise bu yıl beklenen yüksek ÖTV geliri. Bunun için en iyi ihtimalle nisan ayında gelecek 2020 model araçlara göre bir düzenleme gündeme gelebilirmiş. Bu sayede nispeten ithalata gem vuracaklar. Sonrasında ise yerli araçlara yarayacak şekilde bir düzenleme söz konusu olabilirmiş.

Hurda teşviki kalıcı olmalı

Alım gücü düşen Türk halkı yüksek vergiler ve fiyatlar yüzünden bırakın sıfır otomobil almayı, ikinci elde bile ancak 8-9 yaşında araçları alabilecek duruma geldi. Ama Türkiye'nin son yıllarda kanayan yarası olan 16 yaş ve üzeri hurda statüsünde olan araçların sayısı da hızla artıyor. Bu araçlar hem düşük güvenlik donanımlarıyla insan hayatına kastediyor, hem zehir saçıyor hem de yüksek akaryakıt sarfiyatı ile ceplerimizi boşaltıyor. Bu durumun ciddiyetinin farkında olan hükümet Haziran 2018'de hurda teşvikini devreye soktu ama ne yazık ki 2019 yılı sonunda bitirdi. Bu sürede 500 binin üzerinde araç hurdaya ayrıldı. Bu durum hurda teşvikinin devam etmesi gerektiğini gösteriyor. Ama bu teşvikin geçici değil artık kalıcı temel bir düzenleme olarak kalması gerekiyor.

ALMAN DEViNDE ‘KAPICI' RUZGARI

Alman lüks otomobil devi BMW'nin bu yıl Türkiye için kuşkusuz en önemli modeli yeni 2 Serisi Gran Coupe olacak.

Yeni 3 Serisi, vergiler ve artan kurlarla birlikte 380 bin TL’den başlayan fiyatlara ulaşıp, 1 Serisi de hatchback kasa tipiyle Türkiye gibi sedan ülkesinde beklenilen talebi görmeyince, kurtarıcı olarak 2 modelin ortasında yer alan yeni 2 Serisi ortaya çıktı. İlk kez sedan kasa tipinde yer alan yeni model 1.6 litre dizel ve 1.5 litre benzinli motor gibi düşük vergi dilimine giren seçeneklere de sahip olunca Türkiye için biçilmiş kaftan oldu. 15 Mart’ta Türkiye’de satışa sunulacak modelin Portekiz’in Lizbon şehrinde gerçekleşen uluslararası test sürüşünde ise bizi başka bir sürpriz bekliyordu. Yeni 2 Serisi Gran Coupe’yle ilgili basın toplantısında sahneye projenin lideri olarak Dr. Şenol Kapıcı isimli bir Türk çıktı.

KALİTENİN BAŞINA GEÇEBİLİR

Toplantının ardından Borusan Otomotiv CEO’su Hakan Tiftik ile birlikte görüştüğümüz Şenol Kapıcı, 22 yıldır BMW’de çalışıyor. Adanalı bir ailenin çocuğu olarak Almanya’da doğan ve tüm eğitimin bu ülkede alan 44 yaşındaki Kapıcı, üniversitede matematik okumuş, daha sonra mühendislik konusunda master yapıp, doktorasını ise proje üretimi konusunda yapmış. BMW’de bu pozisyonda ilk Türk olan Kapıcı daha önce birçok modelde proje müdürlüğü yaptığını ancak ilk kez 2 Serisi Gran Coupe ile A’dan Z’ye bir modelin sorumluluğunu üstlendiğini belirtiyor. Bundan sonraki aşamanın ise ya 2-3 modelin başına geçmek ya da fabrikalarda kaliteden sorumlu direktörlük olduğunu belirten Kapıcı, “Yeni 2 Serisi’ni geliştirirken Türkiye’yi de düşündük ve özellikle düşük vergi dilimine giren motorları koyduk. Türkiye’de bu aracın çok beğenileceğini düşünüyorum” diye konuştu.

‘2500 adetten fazla satmayız'

BORUSAN Otomotiv CEO'su Hakan Tiftik ise yeni 2 Serisi Gran Coupe'nin Türkiye için çok önemli bir model olduğunu belirterek, *15 Mart'tan itibaren satışa sunacağız. Bu yıl hedefimiz 2 bin 500 adet satmak. İstersek 5 bin adet de satarız ama açıkçası istemiyoruz. Çünkü marka imajını yüksek tutmaya devam etmek istiyoruz” dedi. Tiftik, aracın fiyatının ise 290-300 bin TL'den başlayabileceğini, bunun için çalıştıklarını söyledi.

İKİ FARKLI MOTOR

BMW'nin önden çekişli platformu üzerinde geliştirilen 2 Serisi Gran Coupe, sahip olduğu teknolojik yeniliklerin çoğunu yeni 1 Serisi'nden alıyor. Türkiye'de biri benzinli diğeri dizel olmak üzere 3 silindirli iki farklı motor seçeneği ile satışa sunulacak aracın verimli motorların ilkini 116 beygir güç ve 270 Nm tork üreten 216d oluşturuyor. BMW 218i Gran Coupé'deki 1.5 litre hacmindeki benzinli motor seçeneği ise 5.2 litreye kadar inen karma yakıt tüketimi ile 140 beygir güç ve 220 Nm tork sunuyor. Hakan Tiftik, 2 Serisi Gran  Coupé'nin zirvesini oluşturan 306 beygir gücündeki 4 çeker M235i xDrive'yi de Türkiye'ye getirecekleri müjdesini verdi.

Çin'de tüm stoklar tükendi Türkiye alternatif olur mu?

Çin'de binlerce insanın ölümünü yol açan korana virüsü, ticareti ve özellikle küresel otomotiv sektörünü de derinden etkiliyor. Dünyanın en büyük otomobil pazarı olan Çin'de uzun bir süre üretim dururken, özellikle tedarik sanayindeki kayıplar otomotiv sektörünü vurmaya başladı. Geçen hafta Fiat Chrysler Grubu (FCA) Çin'deki tedarik sıkıntısı nedeniyle Sırbistan fabrikalarında üretimi durdurduklarını açıklayınca gözler grubun Türkiye'deki fabrikası Tofaş'a çevrildi. Ama Tofaş, özellikle güçlü Türk tedarik sanayi nedeniyle üretimine hız kesmeden devam ediyor. Peki Türk tedarik sanayi Sırbistan gibi başka fabrikalar için Çin'e alternatif olabilir mi ? Bunun cevabını Taşıt Araçları Tedarik Sanayicileri Derneği (TAYSAD) Başkanı Alper Kanca'ya sordum. Kanca özetle şunları söyledi:

Alper Kanca

ÜRETİRİZ AMA ONAY GEREK“Çin'deki sorunlar henüz tam olarak dünyaya yansımadı. Küresel olarak şimdi etkilerini daha fazla hissedeceğiz. Çin'den gelen haberlerde eldeki stokların bittiği, çalışanların tam olarak şirketlerde yer almadığını duyuyoruz. Her gün dünyanın başka bir ülkesinden benzer haberler duyabiliriz. Sırbistan'a parça konusuna gelirsek, eğer Türkiye'de üretilen bir parçaysa kolay. Çok hızlı olarak göndeririz.  Ama daha önce onayı yoksa, biz hızlıca üretsek bile onlar devreye alamaz. Otomotiv sanayiinde bir ülkeden başka ülkeye çok hızlı sipariş aktarılmaz. Ama bu kriz sebebi ile Çin'e gitmekte olan bazı siparişlerin durdurulduğunu ve yeni bir kaynak ülke aradıklarını söyleyebiliriz. Mevcut siparişlerin geri alınması ve başka ülkeye aktarılması ise zaman alacaktır.”

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more