Sözcü Plus Giriş
NECATİ DOĞRU

Namaza kuvvet!

25 Temmuz 2020

Sultanahmet Meydanı dünü de gördü. Ben meydana açılan bir sokakta 35 yıldır yaşıyorum. Evim, Sultanahmet Camisi'ne 302 adım ve Ayasofya'ya 308 adım uzaklıktadır. Ayasofya Camisi'nde ibadet 28 yıldır var, minarelerinden 5 vakit ezan okunur, isteyen gider namaz kılar. Hatta İslamcı kesimin en gözü kara yazarı Mehmet Şevket Eygi de rahmetli olmadan önce bu sokakta otururdu ve “ezanı çok kötü okuyorlar” diye sanki elimden bir şey gelirmiş gibi bana bile şikayet eder, gazetedeki köşesinde sık sık yazardı. Ayasofya Camisi'nin imamı da sakin tavırlı, selim bir insan, bizim Cankurtaran Mahallesi'nde oturur, sabah namazı dönüşü İSPARK görevlileri ile selamlaşır, ben evin penceresinden onları izlerim.

Her gün aynı.

Her sabah Sultanahmet ile Ayasofya'nın ortasında kalan meydanı yürüyerek geçer metro istasyonunun karşısındaki Çiğdem Pastanesi'nden bir çavdarlı simit ve gazete bayisi Atilla'dan gazetelerimi alır, evime dönerim. Burada beş gün öncesinden görülmemiş bir güvenlik çemberi oluşturuldu. Polis bariyerleri 10 dönüm büyüklüğündeki bir arazi üzerinde yekpare yükselen tarihi Ayasofya'nın önündeki meydanı çepeçevre kapattı. Genç erkek ve kadın polisler, eli silahlı askerler yığıldı. Meydanın havuzu temizlendi, paklandı, çiçekleri, çimleri sökülüp atıldı, yerine yenileri dikildi. Meydan zemini her gün yıkandı. Halka ve mahalle sakinlerine sadece iki noktadan giriş çıkış izni, üst aranarak, verildi. Üzerinde “Yiğitoğlu Vinç” yazılı damperli kamyonlar vinçlerini Ayasofya'nın hemen karşısında Padişah Kanuni'nin eşi Hürrem Sultan'ın yaptırdığı hamamın 100 metreyi bulan kubbe yüksekliğini geçecek şekilde meydanın dört değil on dört yanına diktiler, timsah karnı gibi boğum boğum kapkara hayvan gövdesine benzeyen hoparlörleri vinç uçlarından sallandırdılar. Hoparlör kablolarını Caminin içinde Kur'an-ı Kerim tilavetleri, hatim ve sürelerin okunduğu mikrofona bağladılar. TV yayın minibüsleri gelip Ayasofya'nın tam karşısına dizildiler, kameramanlar, muhabirler Cuma namazında açılışı beklemeye başladılar.

Beş gün böyle geçti.

★★★

Dün değişiklik oldu.

Sabah saat 8'de yine simit ve gazete almak için polis korumasındaki geçiş noktasına yürüdüm, “yasak” dediler.

Meydana kimse alınmıyordu.

Büyükler gelecekti.

VİP davetliler.

Cuma namazı kılınacaktı.

Onlar korunmalıydı.

Sanki polis, “Nika İsyanı Patlayacak, Ayasofya'yı yakacaklar” ihbarı almıştı.

Bilir misiniz Nika İsyanı'nı!

Tarihte yazıyor: İmparator Justinianus, okuma yazma bilmeyen cahil biriydi. Fakat çok zekiydi. Halk kitleleri üzerinde dinin ve mezhebin etkisini çok iyi kullanıyordu. Karısı Kraliçe Theodora ise bir ayı bakıcısının çok güzel işveli kızıydı ve kocası imparatordan daha zeki ve daha cesurdu. Ayasofya'nın önünde uzanan hipodrom, o dönem İstanbul halkının eğlence, kültür, din ve politik yaşamının merkeziydi. Gladyatör ve hayvan dövüşleri, araba yarışları, çılgınlığa varan eğlenceler ve politik tartışmalar hipodromda olurdu. Halk, politik olarak “Mavi ve Kırmızı- Yeşil ve Beyaz” renklere ayrılmıştı. Renkler iki siyasi parti arasında bölüşülmüştü. Yeşil ve kırmızıyı Mofist mezhebinden olanlar, mavi ve beyazı ise Ortodokslar destekliyordu. Bunlar zaman zaman birbirine ölümüne düşman haline gelebilecek kızgınlıkta bölünmüşlerdi. Mavileri aristokratlar, yeşilleri tüccarlar ile esnaf yönetiyordu. İmparator Justinianus Ortodoks, karısı Kraliçe Theodora Mofistti… Karı koca, dini istismar edip iki tarafı da idare ediyorlardı.

Ülke kötü yönetiliyordu.

Yokluk, yoksulluk!

Halk fakirleşmişti.

532 yılının ocak ayında soğuk bir gün Maviler ile Yeşiller birbirleriyle dövüşüp boğuşmaktan vazgeçtiler ve imparator ile kraliçeye karşı birleşerek “Nika… Nika… Nika…” diye bağırıp; “Çok yaşasın fakirleri koruyan Yeşiller ve Maviler….” diye slogan yükselterek İmparatorluk sarayına birlikte yürüyüşe geçtiler.

Nika zafer demekti.

Ayasofya'yı yaktılar.

Nika İsyanı buydu.

İsyan, ayı bakıcısının kızı Kraliçe Thedora'nın cesareti ile bastırıldı ve İmparator Justinianus, bugünkü Ayasofya'yı yeniden inşa ettirdi. Açılış konuşmasında “Süleyman seni geçtim…” diye övünüp, en büyüğün kendisi olduğunu ilan etti.

Dünya ne Süleyman'a kaldı.

Ne de Justinianus'a…

★★★

Dün eski Hipodrom, bugünkü Sultanahmet Meydanı sanki “Nika İsyanı patlayacakmış” gibi olağanüstü polis ve asker korumasına alınmış bir günü yaşadı. Bu koruma altında Cuma namazı kılındı. Ülkenin büyükleri, Ayasofya'nın dibinde eski Osmanlı Saray Nakkaşhanesi'nin bulunduğu tarihi mekanın üzerine yapılmış kaçak otelin ithal çelik filizlerine baka baka Cuma namazı kılıp açılış yaptılar. Bu kaçak oteli Cumhurbaşkanı'nın İmam Hatip'ten okul arkadaşı, “İstanbul siluetini bozan o çirkin kuleleri yaptıran” kişi dikmişti. Yerel mahkeme ve üst mahkeme “kaçak olduğu için yıkılmasına karar vermiş” olmasına rağmen 10 yıldır yıkılmayıp öyle yarım bina leşi olarak bu tarihi mekanda duruyordu.

Namaza kuvvet!

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more