Sözcü Plus Giriş
SONER YALÇIN

Bizim sol

21 Ekim 2020

Bizim ‘sol'un Kıbrıs seçiminden çıkaracağı ders yok mu?

Önceki seçimde yüzde 60.5 oy alan solcu Mustafa Akıncı, bu seçimi de kesin kazandığını düşünürken neden kaybetti?

Kıbrıs seçim bize neler anlatıyor?

Çıkarılacak dersler var:

Marksist Frankfurt Okulu, toplum davranışlarının yönetime/iktidara verdiği tepkiler hakkında çalışmalar yürütüp siyasi bir kavram buldu: Politik psikoloji.

Amaç, seçmeninin siyasal kararları altında yatan zihinsel süreci incelemekti.

Amaç, kitlelerin siyaset üzerindeki psikolojik etkisinin varlığını ortaya çıkarmaktı.

Sigmund Freud'un psikanalitik yaklaşımı politikanın da konusuydu artık! Yani, siyasal-toplumsal olaylara bakışı- değerlendirmeleri psikolojik bir pencereden de ele almak gerekiyordu.

Mesela… Seçmenin “kısa yol tuşu” vardı; karar verirken zihni, geçmişteki örneklere başvuruyordu! Toplumlar da böyleydi; geçmişten destek aldıkları kolektif hafızaya sahipti.

Tarihsel olaylardan dine, dilden geleneğe bu hafıza, toplumsal kimliği de oluşturmaktaydı. Örneğin, dünün korkuları doğrudan toplumun kimliğine işleniyordu. Ki bu, günümüz politik algıların oluşmasında önemli etkiye sahipti.

Evet: Nesilden nesile aktarılan bu zihinsel hafızayı/kültürel arşivi yok sayarak siyasette başarı kazanılmazdı. Yaraların belleğini silmek kolay değildi…

Kıbrıs Türkü'nün hafızasında canlı büyük travmayı göz ardı edip “Türk Ordusu çekilsin”, “Gerekirse toprak veririz” deyip teslimiyeti savunarak seçimi kazanmak mümkün olmazdı.

Bu, politik psikolojiyi hiç bilmemekti…

ÜÇ ASIRLIK KARDEŞLİK

FETÖ ile ittifak kuran liboşların etkisiyle bizim sol cenahtan bazıları kendi toprağına/tarihine yabancılaştırıldı. Kıbrıs, bunun tipik örneği…

Popüler kültürün merkezine yerleştirilen bu kafanın görevi, tarihsel hafızayı yok etmekti. Batı tercümanı bu çevreler, tarih boyunca Türk'ü Kıbrıs'ta işgalci gösterdi.

Mesela… Osmanlı işgalci miydi? Ortodoks Kıbrıslı Rumlar, Latin Katolik Kilisesi'ne bağlanmayı reddedince 300 yıl acımasız rejim altına sokuldu. Padişahtan yardım istediler. Ve Osmanlı 1571'de adaya gelince Rumlar huzur buldu: Başpiskoposluk inşa ettiler, kiliselerini açtılar, dillerini konuşmaya, Rumca eğitim almaya ve serbestçe ticaret yapmaya, toprak edinmeye başladılar. Bir derece özerk oldular yani. Bu mu işgal?

Sonra…

Fransız ihtilâlinden yedi yıl sonra 1796'da Viyana'da Helen İmparatorluğu'nu kurmak için “megali idea”/ “büyük ülkü” manifestosunu yayınlayarak, Osmanlı'ya isyan bayrağı açtılar.

Ne zaman II. Abdülhamit -Rusya tehlikesine karşı- Kıbrıs'ı 1878'de İngilizlere verdi, Kıbrıs Türklerinin hayatı zorlaşmaya başladı.

Osmanlı idaresi altında 307 yıl Türkler ile barış içinde yaşayan Kıbrıslı Rumlar, komşularını “öteki” görüp adadan kovmak için saldırılara başladı.

Hele Yunan Ordusu, İzmir'i işgal edip Anadolu içlerine yürümeye başlayınca Rum saldırıları vahşileşti.

Mustafa Kemal önderliğinde kazanılan milli mücadele zaferi Kıbrıs Türklerini rahatlattı. Fakat çok sürmedi…

FAŞİST DARBE

Kıbrıs Rumları, üç asır koruyucu olan Türklerin adadan kovmak için her yolu denedi.

Ve ne yapılsa Rumlar “enosis” fikrinden/ Yunanistan'a bağlanmaktan vazgeçmedi. Örneğin…

İki halkın ortak egemenliğinde 1960'da kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti'ni üç yılda yıktılar. Ardından…

Cinayet işlemeye başladılar. Noel katliamı yaptılar. Türk bölgelerini ablukaya alıp 103 köye saldırdılar. 20 bin Türkü evsiz bıraktılar…

BM Barış Gücü bile Rum azgınlığını durduramadı. 15 Temmuz 1974'te Kıbrıs'ta faşist darbe gerçekleştirip Kıbrıs Helen Cumhuriyeti kurduklarını ilan ettiler.

Türkiye, İngiltere ve ABD başta olmak üzere sorunu diplomasi masasında çözmek istedi; iki ülke de ilgisiz kalıp oyalamayı tercih etti.

Kıbrıs Türkleri katlediliyordu. İnsanlar canını kurtarmak için sandallara binip anavatana kaçıyordu. Ve Mehmetçik barış için adaya çıktı.

Son yıllarda öyle anlatıyor ki, sanki her şey süt limanken Türk Ordusu adaya çıktı! Ayıptır.

Yine de bağımsız devlet değil, 1975'te Kıbrıs Türk Federe Devleti kuruldu. Yani federasyona bağlıydı hâlâ Türkler.

Yenilmiş Rumları (itibariyle Yunanistan'ı) bu da tatmin etmedi. Hâlâ da etmiyor; “enosis hayalinden” vazgeçmiyorlar. Türkler kendi yolunu çizmek istedi; 1983'te KKTC'yi ilan etti.

Sonuçta:

Kıbrıs Türklerinin yaşadığı ağır travmayı göz ardı edip garantör ülke Türkiye'yi işgalci gösterenlerin seçim zaferi kazanması ancak kişinin kendini rehin alan kişiye/gruba sempati duymasıyla/ Stockholm sendromu ile mümkün olabilirdi!

Bizim ‘sol'un politik psikolojiyi öğrenmesi şart…

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more