Sözcü Plus Giriş
SONER YALÇIN

Daim Sola Daim Sola

4 Aralık 2020

Cazim Gürbüz…

Milliyetçi çevrenin tanıdığı bir isim.

1960'ların sonundan itibaren MHP içinde yer aldı; yöneticilik görevinde bulundu.

Ortadoğu'dan Yeniçağ'a kadar ülkücü yayın organlarında yıllarca köşe yazarlığı yaptı. Kitaplar yazdı.

Geçen ay çıkardığı “Daim Sola Daim Sola” adlı kitabını bir çırpıda okudum.

Kitabın çekici ismi şuradan geliyordu:

Prof. Hüseyinzade Ali Turan (1864-1940), Azerbaycan doğumlu Türk doktordu. Gerek Azerbaycan ve gerekse Osmanlı ve Türkiye'de “Türkçülük” akımının önde gelen aydınlarından oldu.

“Veba ve Mikrobu” adlı kitabını 1890 yılında yazdı. Zamanla politik dünyadaki “veba ve mikrop” konusuna ağırlık verdi! Yıl, 1906. Bakü'de çıkan Hayat Gazetesi'ne yazdığı makalenin başlığı buydu: “Sol'a, Sol'a, Sol Tarafa” idi.

Şöyle diyordu:

-“Sol'a! Çünkü bu defa uçurum, girdap sağ taraftadır. Hâşâ muhafazakâr beylerin, köhne fikirli veya fikirsiz ağaların, dünyaperest sermayedarların, âhiretperest ve sermayeperest mollaların, keşişlerin, küçük akıllı-büyük hileli, mürüvvetsiz, insafsız, münâfık, fitneci bürokratların, bilumum esaret ve istibdat kullarının sürükledikleri sağ taraftan! Hâşâ sağ taraftan… Hâşâ sağ taraftan… Uçurum oradadır!”

Milliyetçi Cazim Gürbüz…

Ülkücü Cazim Gürbüz…

Sağcı Cazim Gürbüz…

Kitabına “Daim Sola Daim Sola” ismini neden koydu?

MHP'DEN İSTİFA

Cazim Gürbüz, 73 yaşında…

Hayatı, bilgi-hakikat arayışı ile geçti…

Sadece teori değil; siyaset pratiğini yakından yaşadı, tecrübe edindi.

Milliyetçi hareketin özellikle Soğuk Savaş süreciyle sol'a neden düşman yapıldığını kavradı.

Sol ile birlikte emperyalizme karşı mücadele veren Türkçülerin, MHP'nin kuruluşuyla/Türkeş eliyle partiden kovulmasının politik-stratejik analizini yaptı. Milliyetçilik/ milli devlet kavramının içi boşaltılarak, emperyalizme/küreselleşmeye eklenmesini içi acıyarak takip etti…

Milli şuur idealizmi, süslü laflara- ambalajı güzel içi boş öneriler paketine gelip dayandığında hareketten soğudu.

Sonunda… Gündelik politikanın içinde toplumu ayrıştıran-kargaşayı derinleştiren, tekrarcı-statik  “dekoratif” gördüğü MHP'den istifa etti. Yıl, 2008 idi.

Milliyetçilik, ötekini kontrol etmeye, denetlemeye, yok etmeye yönelik fikir-siyasi hareketi olamazdı. Hele… Ne liberaldi, ne de muhafazakâr! Kapitalizmin bu “dinci-liboş izdivacından” kurtulmak şarttı.

Yazdığı kitabından çıkardığım sonuca göre şuna inanıyordu:

-Halkçı/toplumcu temelli solcular ile Türkçülerin -dün olduğu gibi- bugün el ele vererek ülküler alemine birlikte yürümesi sağlanmalıydı. Tarihi tecrübe artık parçalanmamalıydı.

-Yoksulluğun neoliberalizm örtüsü etnik parçalanma oyununa gelinmemeliydi.

-Sürekli geçmişi kutsamak yerine, aklın değer üretme yeteneğiyle yüzler geleceğe çevrilmeliydi…

Ancak böyle ırkçılık reddedilebilir, sömürge kalıpları kırılabilir, gerçek bağımsızlığa kavuşulabilirdi.

“Daim Sola Daim Sola” demenin gerekliliğine inandı Cazim Gürbüz…

ASIL MESELE

Necip Fazıl ne diyordu şiirinde:

“Kalbimi ve aklımı hep sağ elime verdim;/

Görevi olmasaydı sol elimi keserdim…”

Bu kaba anlayışı savunarak yıllarca mücadele veren, gözünü kırpmadan ölüme koşan…

Nihal Atsızlara, Alparslan Türkeşlere büyük umutla sarılan…

Cazim Gürbüz, bugün artık solcu/sosyalist bir aydın.

Peki, bunun ilk adımı nasıl oldu?

Kitabının giriş bölümünde Mahir Çayan'dan alıntı var:

-“Kişiliklerinde devrim yapamayanlar, devrimci olamazlar.”

Bunun yolu ise akıldan, sorudan-sorgulamadan, üretmekten geçiyordu.

Cazim Gürbüz doğru yolu bulduğunda Necip Fazıl'a reddiye yazdı:

“Bugünkü aklım o gün olaydı/

harcar mıydım gençliğimi,/

dövüp sövdüklerime/

uzatırdım elimi…”

Cazim Gürbüz baş sorunu/çelişkiyi gören cesur entelektüel oldu.

Milliyetçilik, hamaset edebiyatına hapsedilemezdi; siyasi-kültürel bir akıldı. Temel hedef, sömürgeciliğe karşı duruştu.

Gerçek mücadele, kapitalizm ve onun uzantısı emperyalizme/ küreselleşmeye karşı çıkarak mümkün olabilirdi. Bu hesabı görmeden/ savaşı vermeden; tam bağımsızlık inşa edilemez, demokrasi kurulamaz, adalet hâkim kılınamaz, laiklik korunmaz, özgürlüğe ulaşılamazdı…

“Medenileştirme”- “demokratikleşme” gibi binbir kamuflaj ile ülkeleri-toplumları-insanları kuşatan kapitalizm ideolojisine boyun eğilerek ancak siyasetçilik oynanırdı.

Kin üretmek, sürekli ihtilaf alanları oluşturmak emperyalizmin “böl ve yönet” politikasının hedefiydi.

Cazim Gürbüz, bu oyuna gelmeyi/ tuzağa düşmeyi reddetti.

Biliyorum ki, hakikati gören milliyetçilerin sayısı Cazim Gürbüz ile sınırlı değil.

Akıl ve vicdan üzerindeki örtüyü kaldıranların sözü benzer olacaktır:

“Daim Sola Daim Sola.”