Sürpriz değil gerçekler!..

Fransızca kökenli bir kelime olan sürpriz, günlük hayatta sıklıkla kullanılır. İnsan hayatında beklenmeyen bir anda şaşırtarak, sevindiren ya da üzen olaylar anlamı taşır. Sistematik, planlı, yıllarca birbirini takip eden süreçte yaşananlar ise ancak düşük profilli insanlar için sürpriz oluşturabilir. Türkiye'de, bazı insanların duyduklarına hâlâ iyi ya da kötü sürpriz muamelesi yapıp, ‘şaşırıp, sevinme, üzülme' gibi hissiyatları çok daha şaşırtıcıdır. Kadrolaşmanın, sıradanlaştığı bir eğitim sistemi var. Kutuplaştıran, ötekileştiren, dışlayan, kayırmacı yapısıyla eğitim, insana dair şaşırma eşiğini düşürerek, tüm duyguları da sürprizlere kapatıyor.

GERİLEYEREK İLERLEYELİM

Derinlikten yoksun yapısıyla eğitim sistemi binlerce yıllık fikri kazanımları şarampolden aşağıya yuvarladı. Eğer, çağdışılık ısrarında M.Ö 380'lere kadar gidilecek ise eğitimde geriye gidişi, demokrasi adına desteklemeliyiz. ‘Felsefe yapma' diye üstün zeka gerektirmeyen çiğ ve sığ esprilerle düşündüğü sanrısındaki insanlar, hiç olmazsa yaşamlarında derin düşünebilme şansı yakalar. Düşünce dünyasında farkındalık yaratmak için YÖK Başkanı Yekta Saraç, çok önemli bir adım attı. Üniversitelerde bu yıl ilk defa felsefe bölümünü ilk 15 tercihine yazıp, kazananlara koşulsuz, şartsız, karşılıksız, kesintisiz eğitimleri boyunca
12 ay 800 TL harçlık verilecek.

AHLAK DERSİ KONULSUN

Toplumsal kalkınmada, fikri derinleşme amaçlı bu tür çabalar takdire değer. Eğitimde öyle geriye gidilsin ki; Antik Yunan filozofu Platon'un, ‘Devlet' adlı kitabı üniversiteler değil liselerde ders olsun. Çünkü, bu kitapta adaletsizliğe son vermenin tek yolunun nitelikli eğitim olduğu anlatılır. Düşünebilen insanın bilim aşığı olacağı, siyasi açıdan asla riyakarlık, yalancılık yapmayacağı, gerçekleri cesaretle, ahlaklı savunacağı, sağlam karakteri ile demokrasinin teminatı olması aktarılır. Okullarda, sadece matematik, fizik gibi dersler verilmesi yerine Japonya'da bugün olduğu gibi yalan söylemeyen, değerleri olan, krallar karşısında eğilip bükülmeyen insanlar yetiştirmek için din dışında kavramlarla, ‘Ahlak Dersi' okutulmasını savunur.

DEMAGOGLAR KANDIRMASIN

Toplum egemenliğinde, ‘demokrasi' ve ‘teokrasi' yani dine dayalı yönetim için para, koltuk gücüyle hakimiyeti sorgular. Halkın egemenliği için insanlara kendilerini yönetecek kişileri seçebilme ehliyeti kazandırılmasının ancak nitelikli eğitimle mümkün olduğunu, “Eğer bu sağlanamazsa, demokrasi ‘otokrasiye', yani tek bir kişinin mutlak sınırsız, biçimde iktidarı elinde tuttuğu siyasi bir sisteme dönüşür. Çünkü, halk övülmeyi sever. Onun için güzel sözlü halk avcıları yani ‘demogoglar' yetersiz de, olsalar başa geçer. Oy toplamasını bilen herkesin, devleti idare edebileceğini de sanabilirler” diye riskleriyle anlatır. Kızılderililer, bu felsefeyi kavrasaydı beyaz adamın vaatlerine kanmaz, topraklarını ve devletlerini kaybetmezdi.

DENETLEYENLER DENETLENSİN

Fikri derinleşme yolculuğumuzda, “Gelinim, damadım, kardeşim, kızım, oğlum, karım, dünürüm, kaynanam, anam, babam…” atamaları Türk toplumunda artık sürpriz etkisi yaratmıyor. Kişiye özel kadrolar o kadar sıradanlaştı ki, toplumsal şaşırma eşiğimiz düştü. Pamukkale Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Bağ'ın eşine özel kadro açıp, öğretim üyesi yapmaya kalkışıp, yakalanması mı? Yoksa, YÖK Disiplin Kurulu'nun bunları ilk kez duyuyor gibi ‘acil' feveran ile, ‘etik dışı' vurgusu yapıp, 2 günde toplanıp, görevden alması mı sürprizdi? Yoksa, Rektör Bağ ayak bağı mı olmuştu? Sürpriz içinden sürpriz seçecek isek, YÖK Denetleme Kurulu'na bakalım.

PROFESÖRLER UTANIYOR

Prof. Dr. Ramazan Kaplan'ın başkanlığında 15 üyesi var. Prof. Dr. İrfan Aslan 4 yıldır üye. Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi'nde 10 yıl rektörlük yaptı. İmam kardeşi Ahmet Aslan'ı kendi imzasıyla ‘fakülte sekreteri' olarak atadı. Gerçek şu ki, imam kardeşini fakülte sekreteri yapan Rektör, YÖK Denetleme Kurulu üyesi atanmıştı. Bu üye, eşini öğretim üyesi yapmak isterken yakalanan rektörün davranışını etik dışı bulup, görevden alınması için oy kullandı. Kurulun bir başka üyesi Prof. Dr. Bülent Arı, “Okuma oranı arttıkça beni afakanlar basıyor” dedi. Eğitimin önemine inanmaması mı? Buna rağmen eğitimin çatısı YÖK' de olması mı daha etik? Ömrünü bilime adamış etik değerleri olan profesörler, bu olup bitenler yüzünden sokakta artık ‘profesörüm' demeye utanıyor. YÖK'ün felsefeye desteği YÖK'ün de etik değerlere, hızla kavuşmasına katkı sağlayacak. Böyle bir arzu taşınmıyorsa Rektör Bağ'a da haksızlık yapılmasın. YÖK Denetleme Kurulu üyeliği yakışacaktır!..