Asrın liderimiz kendisinin başlattığı bağış kampanyasını Tekalif-i Milliye’ye benzetti...

“Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Tekalif-i Milliye denilen on maddelik emir yayımlamıştır, milletimizin elinde bulunan silahtan cephaneye giysiden yiyecek içeceğe kadar, her malzemenin belirli bir oranını talep etmiştir, kendi tarihini bilmeyenler, bugün devletimizin yürüttüğü yardım kampanyasını sabote etmeye çalışarak, milletten ne kadar uzak olduklarını bir kez daha göstermişlerdir” dedi.



Öyle değil o.



Tekalif-i Milliye, Kurtuluş Savaşı için ulusal seferberlikti.

Bağış kampanyası değildi.



Tekalif-i Milliye çıkarıldığında, İstanbul işgal altındaydı.

Çanakkale Boğazı işgal altındaydı.

Trakya komple işgal altındaydı.

İzmir’den başlayarak Ege komple işgal altındaydı.

Antep, Maraş, Urfa, Adana işgal altındaydı.

Antep öylesine ağır kuşatılmıştı ki, kadınlarımız zerdali çekirdeklerini kırıp, eziyor, kepek hamuruna karıştırarak ekmek yapıyordu, açlıktan kedileri bile yemek zorunda kalmıştık.

Kars, Iğdır, Ardahan işgal altındaydı.

Antalya, Mersin, Hatay işgal altındaydı.

Bursa, İzmit, Zonguldak, Eskişehir, Burdur işgal altındaydı.

Topraklarımızın bir tarafında Pontus devleti kurmaya çalışıyorlardı, bir tarafında Ermenistan kurmaya çalışıyorlardı, bir tarafında Kürdistan kurmaya çalışıyorlardı.

Britanya’dan para alan, padişahın tetikçileri, Çapanoğlu, Koçgiri, Anzavur, memleketin dört bir yanında ayaklanma vardı.

İstanbul sokaklarında, İngiliz, Fransız, İtalyan, Amerikalı, Yunan, Cezayirli, Faslı, Hintli, hatta Japon askerleri devriye geziyordu.

10 yaşında kız çocuklarımızın ırzına geçiyorlardı.

İki yaşındaki bebelerimizi süngülerin ucuna takıp, sokak sokak gezdiriyorlardı.

Bebelerimizi emzirmesinler diye, yeni doğum yapmış annelerimizin meme uçlarını kesiyorlardı.

Yaşadıkları yüzünden aklını yitiren kadınlarımız vardı.

Yaşadıkları yüzünden canına kıyan kızlarımız vardı.

Bak adres vereyim, Bursa Osmangazi’de çocuklar kadınlar dahil 97 kişiyi camiye doldurup, ateşe vermişlerdi, diri diri yakmışlardı, pencerelerdeki demir parmaklıklara çocukların elleri yapışmıştı.

İzmir Bergama’da 200’den fazla insanımızı devasa çukura doldurup, makineli tüfekle tarayıp, cenazelerine benzin döküp yakmışlardı.

Aydın Söke’de 57 insanımızı kuyuya üst üste atarak öldürmüşlerdi.

Onbinlerce böyle belgeli, fotoğraflı örnek  var.

Kuran’ı Kerimleri parçalıyor, sayfa sayfa hela çukurlarına atıyorlardı, insanlarımız o sayfaları çıkarıyor, yıkıyor, ağlaya ağlaya toprağa gömüyordu.

Çanakkale’de şehitliklerimize dışkılıyorlardı.



Bağış kampanyasına benziyor mu?



Tekalif-i Milliye, bizatihi kanun uygulamasıdır.

Yasama hukuku’nun sınırları içindedir.

Çünkü...

TBMM kanun çıkardı, Mustafa Kemal’e üç ay süreyle başkomutanlık yetkisi verdi, Mustafa Kemal bu kanun yetkisi çerçevesinde Tekalif-i Milliye emirlerini yayımladı, kafasına göre yayımlamadı.



Bağış kampanyasının ise, kanunla hukukla filan alakası yok.

Çünkü...

Bu bağış kampanyasıyla alakalı olarak, ne cumhurbaşkanlığı kararnamesi var, ne de TBMM’den çıkarılmış kanun var.



“Milli sorumluluk” manasına gelen Tekalif-i Milliye, milletten toplandı, hatta zorla toplandı ama, asla karşılıksız değildi.

“Bedeli geri ödenecektir” ibaresiyle, makbuzla toplandı.

Kurtuluş Savaşı kazanıldı.

1923 yılında yine TBMM’de kanun çıkarıldı.

Tekalif-i Milliye’yle toplananların parası son kuruşuna kadar ödendi.



Vehbi Koç mesela...

“Hayat Hikayem” isimli kitapta, aynen şunları anlatıyor.

“Ordu için gerekli malzemeler mağazalardan alınır, bedelinin yüzde 60’ı ödenir, geri kalan miktar için Tekalif-i Milliye denilen bir borç makbuzu verilirdi. Zaferden sonra bu paraların hepsi, hükümet tarafından esnafa ödendi.”



Bağış kampanyasına katılanların parası geri ödenecek mi?

Mesela, sanki kendi cebinden veriyormuş gibi, milletin parasıyla bağış yapan kamu bankaları, verdikleri parayı geri alacak mı?



Tekalif-i Milliye’yi çıkaran Mustafa Kemal, sarayda oturmuyordu.

Mütevazı bağ evinde oturuyordu.

Yolu bile yoktu, atla gidiliyordu.

Elektriği yoktu, gaz lambasıyla aydınlatılıyordu.

Bu bağ evini, Ankara halkı adına kendisine hediye etmişlerdi, kabul etmemişti, tapusunu Türk Ordusu adına kaydettirmişti.



Tekalif-i Milliye’yi çıkaran Mustafa Kemal, chia tohumu eşliğinde ejder meyveli smoothie içmiyordu, askerinin yanında cephedeydi, askeriyle birlikte buğday kavurması yiyordu.



Bağış meselesine gelirsek...



Tekalif-i Milliye’yi çıkaran Mustafa Kemal, millete bağışlaya bağışlaya anca bir kaç aylık maaşını bağışlamakla kalmadı...

Kızkardeşi bile hak iddia etmesin diye özel kanun çıkarttı.

Ömrü boyunca sahip olduğu tüm mal varlığını, tüm parasını, tamamını, millete bağışladı!