Sözcü Plus Giriş
ZEYNEP GÜRCANLI

Devleti değil, algıyı yönetmek…

15 Haziran 2020

Türkiye epeydir yalpalıyor. Dış politikadaki tıkanıklık, iç politikadaki savrulmaları beraberinde getiriyor.

Ekonomi deseniz; Vakıfbank Yönetim Kurulu üyeliğine güreşci, Halkbank Yönetim Kurulu üyeliğine RTÜK Başkanı atanıyor. TÜİK'in onca “uğraşına” rağmen, sokaklardaki fakirlik artık yadsınamaz hale gelmiş durumda.

AKP hükümeti de ne yapsın?

En iyi yaptığını yapıyor; algı yönetiyor.

İşte birkaç örnek;

AYASOFYA TARTIŞMASI, “YARGI BAĞIMSIZ” DEMEK İÇİN Mİ?

Durduk yerde bir Ayasofya tartışması yaşıyoruz. Tartışmayı başlatan, ilginçtir, Twitter'ın “AKP trol hesaplarla algı yönetiyor” raporuna en sert tepkiyi gösteren İletişim Başkanı Fahrettin Altun oldu.

Özellikle İletişim Başkanı olarak yazdım, çünkü ünvanından pek emin değilim. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı olmasına rağmen, kendisi ünvanını “Türkiye Cumhuriyeti İletişim Başkanı” olarak uygun görmüş durumda.

Ardından Ayasofya'nın ibadete açılması bir anda “Türkiye'nin gündemi” haline getirildi.

Neymiş? Danıştay'ın kararı bekleniyormuş…

Konunun aslı şu; Türkiye'nin devasa sorunlarını çözemeyip bunalan AKP hükümeti, vatandaşı meşgul edecek bir mesele yaratmak istiyordu, buldu.

Şimdi Ayasofya ibadete açılsa da, açılmasa da, hem Türk vatandaşlarını, hem de dünyayı müthiş bir algı operasyonu bekliyor;

Bakanlar Kurulu kararıyla ibadete kapatılan Ayasofya'nın, neden bir başka Bakanlar Kurulu kararı, ya da şimdiki sistemde Cumhurbaşkanı kararnamesi ile açılmıyor?

Ya da neden AKP, İyi Parti'nin TBMM'de ayağına kadar getirdiği, Ayasofya'nın ibadete açılması önergesini reddetti?
Aslında Ayasofya'yı ibadete açmak istemiyorlar da, “mış gibi” mi yapıyorlar?

Bir zamanlar Başkan seçiminde AKP'li bir Bakan'ın Danıştay için “Allah verdikçe veriyor” dediğini hatırlayın. O günden bu yana AKP devlet sistemine çok daha kapsamlı şekilde yerleşti.

Eğer Danıştay Ayasofya için “ibadete açılamaz” kararı verirse, belli ki “Türkiye'de yargı bağımsız” algısı ortaya dökülecek.
AKP politikalarını eleştirdikleri için gazeteci, aydın, siyasetçi tutuklamalarını “örtbast etmek” için tepe tepe kullanılabilecek.
Danıştay “Ayasofya ibadete açılsın” kararı verirse, yine bir algı operasyonu yaşanacak; AKP seçmeninin konsolide edilmesi için fırsat olacak.

AKP hükümetinin anlamadığı şu;

Sorunlar o kadar büyük ki, algıyla örtülebilecek gibi değil…

COVİD-19 KONSERLERİ KİMİN İÇİN?

Bir başka örnek, Covid-19 pandemisi nedeniyle olduğu söylenen, Cumhurbaşkanlığı tarafından organize edilen konserler.
Kimse bu konserlerin tam olarak niye yapıldığını, paranın nereden geldiğini, kimlere ne kadar ödendiğini bilmiyor. Üstelik o kadar propagandasının yapılmış olmasına rağmen, bu konserleri pek kimse izlemiyor da. 83 milyonluk Türkiye'de bugüne kadar yapılan her bir konseri canlı yayında izleyenlerin sayısı bini bile bulmadı.

Konserlerin maliyetini soranlar, buna ilişkin haber yapan gazeteciler ise derhal suçlanıyor, bizzat Cumhurbaşkanlığı tarafından haklarında dava açmakla tehdit ediliyorlar.

Oysa bakın yine bir “Başkanlık sistemi” olan ABD'de vatandaşın parasıyla yapılan işler hakkında nasıl hesap soruluyor;
ABD Başkanı Trump polis şiddeti ile siyahi bir Amerikalı'nın ölmesi, bunun üzerine başlayan gösterilere karşı ordu birliklerini göreve çağırmıştı.

Özellikle Trump'ın talimatıyla yaşadığı Beyaz Saray'ın olduğu Başkent Washington'da Ulusal Muhafız Birlikleri sahaya inmişti. Yapılan hesaplar, Washington'a Ulusal Muhafız Birliklerinin yerleştirilmesinin günlük maliyetinin 2.6 milyon dolar olduğunu gösteriyor.

Şimdi Amerikan basını da, Amerikalı siyasetçiler de, vatandaş da  çatır çatır Trump'ın bu talimatının maliyetini soruyor.
Türkiye'de ise ne gazeteciler, ne vatandaşlar, hatta ne siyasetçiler, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının paralarıyla verdirilen, kimsenin izlemediği konserlerin hesabını soramıyor.

HAFTER KAÇTI MI, KAÇMADI MI?

Algı operasyonu işi Türkiye'de o raddeye geldi ki, artık dış politikada bile kullanılmaya çalışılır oldu;

Örnek Hafter meselesi.

Bizzat Türkiye Cumhuriyeti'nin Milli Savunma Bakanı çıkıp, olmayan bir olayı, sadece “teyide muhtaç” deyip, olmuş gibi anlatabiliyor bu ülkede.

Hulusi Bey geçen hafta bir TV kanalında Libya'da çatışan taraflardan, Türkiye'nin karşısında durduğu Hafter'in “ülkeden kaçtığını”, “teyide muhtaç bilgi” olarak açıklayıverdi.

Söyleyen Türkiye gibi önemli bir ülkenin yine önemli bir bakanı olunca, tabi tüm dünya dikkat kesildi.

Ama bizzat AKP'li isimler, yandaşlar ve AKtroller tarafından yayılan “Hafter kaçtı” haberi, bir Alman Büyükelçi'nin Twitter'a koyduğu bir fotoğrafla buharlaşıverdi. Türkiye'de AKP yandaşlarının “kaçtı” dediği Hafter, bizzat makamında Alman heyetiyle görüşüyordu çünkü o fotoğrafta.

Hulusi Bey'in “teyide muhtaç” dediği bilgiyi dünya basınında biraz araştırınca gerçek de ortaya çıktı.

Üstelik Hafter'in “kaçışıyla” ilgili gerçek, Libya'ya bu kadar yatırım yapan, danışman olarak kim bilir kaç kişiyi bu ülkeye gönderen AKP hükümetini de feci utandıracak cinsten.

Çünkü Hulusi Bey'in “kaçtı” olarak açıkladığı “teyide muhtaç bilgi”, Hafter'in Venezuela'ya yaptığı bir yolculuğu içeriyor.

AKP hükümetinin Türk vatandaşlarının vergileriyle Libya'ya gönderdiği fırkateynler, insansız hava araçları, alanda sayısını kimsenin bilmediği asker ve istihbarat görevlileri ile mücadele ettiği Hafter, AKP hükümetinin yine her türlü desteği verdiği Venezuelalı diktatör Maduro ile görüşmeye gitmiş meğer.

Hem Maduro ile “süper ilişkiler” içinde olan, hem de Libya'da bizzat görevlileri bulunan Türkiye Cumhuriyeti ise, Hafter'in bu yolculuğunu “teyid edememiş”.

Teyid edememiş ki, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar da bizzat “teyidsiz bilgi” diye kamuoyuna açıklayıvermiş.

TÜRKİYE NORMALE DÖNDÜ, S-400'LER DÖNEMEDİ

Bir başka kayda değer başlık ise Rusya'dan “çok acil ihtiyacımız var” algısı ile, yine Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının vergileriyle alınan, fiyatı tam olarak hiçbir zaman açıklanmayan milyarlarca dolarlık S-400 füzelerinin akıbeti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın “Nisan'da tamamen aktive edeceğiz” dediği S-400'ler, önce Nisan, üzerine Mayıs ayı geçmesine rağmen aktive edilmedi.

AKP hükümeti, Cumhurbaşkanlığı sözcüsünün ağzından aktive edilmemelerine gerekçe olarak Covid-19 salgınını gösterdi.
Haziran başından bu yana, bizzat AKP hükümetinin aldığı, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da açıkladığı kararlarla Türkiye'de hayat normale döndü. Sokağa çıkma kısıtlamaları da, yolculuk kısıtlaması da, toplu taşımadaki kısıtlamalar da tek tek kaldırıldı.

Tek normale dönemeyen ise, S-400'ler oldu.

S-400'leri hala aktive edemeyen AKP hükümeti üstelik bir de, paraları bizzat Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının vergileriyle ödenmiş olan ABD'deki F-35 uçaklarından oldu. Türkiye'ye “teslim edildiği” yandaş medya tarafından geçen yıl davul zurna ile ilan edilen iki adet F-35 uçağının resmen Amerikan ordusu envanterine girmesine ilişkin yasa Amerikan Kongresi'nden geçmek üzere. (Amerikalı kongre üyeleri uyanıklık edip, F-35'leri ülkenin savunma bütçesi içine koydular. Yani “dostum Trump”, Türkiye'ye iyilik için yasayı veto etmeye kalksa, koskoca ABD'de savunma harcamaları duracak.)

Ayasofya'nın ibadete açılıp açılmaması da, Hafter'in kaçıp kaçmaması da, işsizlikle, fakirlikle, açlıkla boğuşan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını pek ilgilendirmiyor.

Bunlarla  ilgili konuşan, hamaset dolu paylaşımlar yapan hep “tuzu kuru”, devlet ya da bağlı kuruluşlarında birkaç yerden maaş alan, çoluğunu çocuğunu yine devlette işe sokmuş, ballı ihaleler kapan bir avuç insan.

Dolayısıyla Ayasofya'da namaz kılınıp kılınmamasını da;

Hafter'in kaçıp kaçmamasını bırakın da;

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının vergileriyle yapılan israfa odaklanın.

Türkiye ancak böyle kurtulur…

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more