Sözcü Plus Giriş
ZEYNEP GÜRCANLI

Betonla da bekayla da olmuyormuş…

Yazı yazmanın zor olduğu zamanlar.

Dünya, şu anda hayatta olan nesillerin hiç karşılaşmadığı bir küresel salgınla karşı karşıya. Korona salgını herkesin sorunu.

Ancak bu ana kadar yaşanan örnekler sadece şunu kanıtladı: Koronavirüsün yayılma hızı ve etkisi karşısında insanoğlunun çaresizliğinde daha az zarar gören ülkeler bilime yatırım yapan ülkeler oldu. “Dua ve sabır” ile mücadele edebileceğini sananlarda ise hastalığın boyutu bile tam belirlenebilmiş değil.

Türkiye bunun en iyi
örneği…

Sağlık Bakanı her gün test ve vaka sayısı açıklayadursun, hastanelerde gecesini gündüzüne katıp mücadele eden sağlık çalışanlarından “yeterli test olmadığı için teşhis konulamadığı” çığlıkları yükseliyor. (Nitekim, bizzat Sağlık Bakanı'nın günlük açıklamalarında bile yapılan korona testi sayısı bir gün öncekine göre daha az sayıda geldi. Test artmıyor, azalıyor. Durum böyleyken Türkiye'nin ürettiği 500 bin test kitini ihraç edeceği açıklamasına ise sevinelim mi, üzülelim mi, bilmek mümkün değil elbette.)

Sahra hastanesi yok, ucuz konut var, alır mısınız?

Olağanüstü durumlarda Türkiye'de yakın zamana kadar ülkenin en organize gücü olan Türk Silahlı Kuvvetleri'ne dönerdi yüzler. Deprem mi var, sel mi, salgın mı? Mehmetçik'in yardımıyla başa çıkılırdı bu ulusal dertlerle. En önde görev yapanlar da savaş şartlarında bile işlerini yapmak üzere eğitilmiş askeri doktorlar olurdu.

Artık ne askeri doktorumuz, ne de askeri doktor yetiştirecek üniversitelerimiz var.

ABD Başkanı Donald Trump, Amerikan ordusuna ait bin yataklı askeri yüzen gemi hastanenin korona önlemleri kapsamında New York limanına demirlenmesi talimatını verdiğinde, biz sadece iç geçirmekle yetiniyoruz. Çünkü bizde öyle bir birim yok.

Emekli Tuğgeneral Ali Er, sadece böylesine ulusal salgın tehlikesinde değil, Mehmetçik'in mücadele verdiği çatışma alanlarında da askeri doktor eksikliğinin gözle görülür hale geldiğine dikkat çekiyor.
İşte İdlib konusunda anlattıkları;

“Askeri sağlık sisteminde cephede yaralanan bir askerin kan kaybından ölmemesi için ilk 20 dakikada tam teşekküllü seyyar cerrahi hastaneye ulaştırılması şarttır. Bu sistem bozulmuştur. Bedeli maalesef acılarla sınanmaktır. İdlib'de 36 şehit verdiğimiz saldırıda 30 yaralı olması bunun en somut kanıtıdır. Çünkü bu ilk müdahale cephede ve muharebe sahasının bölük ve tabur erinliğinde (1-20 km) yapılamadığı için şehit sayısı ile yaralı sayısı neredeyse eşittir. İlk müdahale yapılamadığı için, ağırlıklı olarak kan kaybından şehit verildiği, hastaneye ulaşabilecek durumda olanların ise hayatta kalabildiği anlaşılıyor.”

Ali Er'e göre, askeri sağlık sistemi sadece cephede değil, bugün yaşadığımız pandemik salgınlara karşı da büyük bir olanak ve yetenek olarak kullanılacaktı.

Şu anda yapacak bir şey yok. Ancak anlaşılan şu; korona derdini atlattıktan sonra bu konuyu da yeniden tartışmaya başlamamız gerekiyor.

Övünülen her şey dert haline geldi

Korona salgınıyla birlikte hükümet cephesinden sürekli “bu salgını ve etkilerini birlikte atlatacağız. Hep birlikte hareket edelim” çağrıları geliyor.

Ancak şunu unutuyorlar…

AKP öyle bir sistem kurdu ki böylesine beklenmedik bir salgında icraat diye “övündükleri” her şey Türk vatandaşları için ağırlaştıkça ağırlaşan yükler haline geldi.

Mesela:

AKP'nin müteahhitlere sağladığı “sayı garantisi” nedeniyle, o çok övünülen devasa köprüler, havaalanları ve otoyollar için zaten yıllardır sürekli ekstra para ödüyorduk milletçe…

Şimdi korona nedeniyle “evde kalıyoruz”, dolayısıyla bunları hemen hiç kullanmıyoruz. Ama sanki kullanmış gibi o “seçkin” müteahhitlere para ödemeye devam ediyoruz, yine “hep birlikte”.

“Beka” üzerine sürekli hamasi nukutlar atan AKP'liler -ve elbette MHP'liler- neden bu konuda tek bir söz söylemiyor acaba? Ya da AKP'nin açıkladığı ekonomik önlem paketinde, vatandaşa “daha ucuz konut kredisi” ve kolonya vaat edilirken, neden “mücbir sebep” gerekçesi kullanılarak bu müteahhitlere yapılan ödemeler durdurulmuyor?

Bir salgın, tüm yaldızları döktü.

Hep beraber gördük ki beka hamasetiyle de, “beton, beton, daha çok beton” siyasetiyle olmuyormuş. Türkiye kötü, çok kötü yönetiliyormuş…


ÖZEL NOT: Sağlık çalışanları, bilim insanları; size nasıl teşekkür etsek az. Hepinizin önünde saygıyla eğiliyorum…

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more