Faiz artırmak kaçınılmaz oldu

Ekonomistlere göre, geçen ay faiz artırmayıp riske giren Merkez Bankası’nın bu ay daha fazla sıkılaşmaya gitmesi kaçınılmaz hale geldi. MB’nin yüzde 16’ya dayanan yüksek enflasyon karşısında çok fazla seçeneği olmadığı da vurgulanıyor.

Faiz artırmak kaçınılmaz oldu

Enflasyonda bu ay da ‘en kötü geride kaldı' diyemiyoruz. Tüketici enflasyonu yıllık yüzde 15.61'e, üretici fiyatlarındaki artış ise yüzde  27.09'a ulaştı.  Enflasyondaki tırmanışın önümüzdeki aylarda da devam edeceğinin görülmesi ile  Merkez Bankası'nın (MB) uyguladığı faiz politikası da tehlikeye girdi. ABD'nin tahvil faizlerindeki yükselişin gelişen ülke piyasalarına uyguladığı baskı da TL'nin zayıf düşmesinde etkili oluyor.  Hali hazırda, Güney Afrika, Rusya, Meksika, Brezilya ve Çin'in toplamı kadar faiz veren MB'nin yüzde 17 olan politika faizinin önümüzdeki dönemde yeterli olmayacağı vurgulanıyor.

Coronavirüs salgınından çıkış sürecinin başlamasıyla enerji, gıda ve emtia fiyatlarındaki artış da bir başka tehdit unsuru olarak kapıda bekliyor. Artan riskler dolayısıyla tüm gözler MB'nin 18 Mart'ta yapacağı Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısına çevrildi.

ÖNGÖRÜLÜ DAVRANMADI

Enflasyondaki gidişatın mevcut para politikası ile enflasyon etkisinin kurulamadığının bir göstergesi olduğunu ifade eden Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Burak Arzova'ya göre, MB ocak ayında bugünü öngöremedi ve şubat ayında da faiz artırmak yerine Zorunlu Karşılık (ZK) düzenlemesi yapmakla yetindi.  Arzova, “Ocakta 50 baz puanlık bir faiz artışı yapılmış olsaydı, bugün enflasyonun ortaya çıkarmış olduğu neticelerden bir parça geriye gidebilmek mümkün olabilirdi. Bu ay daha fazla sıkılaştırmaya gitmesi gereken bir toplantı yapılacak gibi gözüküyor. Ancak aksi durumda da şaşırmamak gerek” dedi.

UZUN DÖNEME YAYILIYOR

ABD 10 yıllık tahvillerin yükseldiğine ve gelişen ülkelerden para çıkışı olduğuna işaret eden Arzova, “Faiz artışı ile TL cinsi varlıklara yabancı girişi bekleniyordu ama bu çok fazla olmadı. TL'deki kırılganlıklar devam ediyor. Temel unsur enflasyonu kontrol altına almak, en büyük etki ise kurdan geliyor” dedi ve ekledi: “Reform adımları başladı ancak ortaya konan eylem planı iki yıla yayılmış gözüküyor. Ancak daha acil eylemlere ihtiyaç var. Örneğin Vergi Usul Kanunun yenilenmeli ve vergide sadeleşmeye gidilmeli. Uzun döneme yayılan eylem planları gerçekleşmeyebiliyor. 2023'de seçim var. Ne kadar gerçekleşebilir bilmiyoruz.”

MB'nin eski Baş Ekonomisti ve Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Hakan Kara da faizlerde ilave bir sıkılaşma olmadığı taktirde yıl sonunda enflasyonun hedefinin çok üzerinde, yüzde 13-15 aralığında şekillenebileceğini söyledi. Parasal sıkılaşmanın kalıcı çözüm getirmeyeceğini vurgulayan Kara, “Para politikasının tek başına  süreci yönetmesi çok zor. İnandırıcı bir makro ekonomik programa ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.

Fatih Özatay

“FAİZİN DÜŞÜK OLMADIĞINA NASIL İKNA EDECEK?”

Önümüzdeki birkaç aylık dönem ele alınırsa yüzde 17'ye ulaşabilecek bir enflasyon neticesinde yüzde 17 olan politika faizinin sorgulanacağını söyleyen Merkez Bankası eski Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Fatih Özatay, ileriye bakıldığında enflasyonu belirgin biçimde düşürecek unsurların da olduğunu belirterek, “MB, önümüzdeki birkaç ay için düşük görünen politika faizinin, ilerisi dikkate alındığında düşük olmadığını nasıl anlatacak? Ekonomik birimleri buna nasıl ikna edecek? MB'nin önündeki temel sorun burada ortaya çıkıyor” dedi.

Uzmanlar değerlendirdi: Kademeli normalleşme enflasyonu nasıl etkiler? İlginizi Çekebilir Uzmanlar değerlendirdi: Kademeli normalleşme enflasyonu nasıl etkiler?
ABD Afrika Bilkent Üniversitesi Brezilya Çin coronavirüs Ekonomi enflasyon eylem faiz Güney Afrika Marmara Üniversitesi Meksika Merkez Bankası Normalleşme para Rusya seçim