Doğal afetler ve insan eliyle çıkan yangınları önlemenin ciddi hazırlık gerektirdiğini kaydeden Korel Göymen “Genelkurmay’ın savaşa hazır olması gibi depreme, yangına, sele hazırlıklı olmak lazım” dedi.

Loading ...

Röportaj: Ruhat Mengi

Günlerdir Türkiye'nin en değerli milli hazinesi sayılacak ormanları Ege ve Akdeniz bölgelerindeki önemli turizm merkezlerinden başlayarak alev alev yanıyor. Bu yangınların kimler tarafından çıkarıldığı kesin olarak anlaşılmamış olsa da İçişleri Bakanı “Sabotaj bulgusuna rastlanmadı, sıcaklar nedeniyle çıkmış olabilir” dese de eş zamanlı olarak Akdeniz ve Ege'de onlarca il ve ilçede başlayan yangınların tesadüf olamayacağı, kasıtlı olarak çıkarılmış olmasının büyük ihtimal olduğu terör ve güvenlik uzmanları tarafından belirtildi. Bu konuda daha kapsamlı bilgi almak üzere ODTÜ'de 25 yıl, Sabancı Üniversitesi'nde 17 yıl, Kadir Has Üniversitesi'nde bir yıl Kamu Yönetimi çerçevesinde deprem ve yangınlar gibi afetlerle ilgili “kriz yönetimi” çalışmaları yapmış olan Prof. Dr. Korel Göymen ile konuştum.

ÇELİŞKİ DİKKAT ÇEKİCİ

Türkiye'de sayılamayacak kadar çok noktada aynı sıralarda başlayan yangınlar konusundaki görüşünüz nedir?

Yangınlar, doğal afetler sınıflamasında değerlendiriliyor ama çoğu insan yapımı veya insan hatasıyla çıkan olaylardır. Sıcak nedeniyle veya elektrik hatlarının birbirine çok yakın olması, izole edilmemesi gibi nedenlerle çıkabilir. Şu anda her yangında en fazla söz edilen “insan yapımı” olması. Tarla açmak veya bilinçli olarak ilerde yanan bölgeyi imara açmak için yangın çıkarma sık görülüyor. Bunlara karşı hazırlık nedir, ne gibi önlemler alınmıştır sorusu önemli. Günlerden beri yangın uçaklarının yetersiz oluşu konuşuluyor. Daha önce çıkan büyük yangınlarda bu konular gündeme gelmiş ve çözüm üretilmesi tartışılmıştı. İlgimi çeken noktalardan biri çelişkili açıklamalar. Özel ajanslardan birinde “Yangın söndürme uçaklarının kullanılamaz hale geldiği” söylenmişti. Karşı iddia ise “kullanılır halde oldukları…” Hangisi doğru bilinmiyor. Birkaç ay önce yangın söndürme uçaklarını kullanan bütün pilotların işten çıkarıldığı haberi verildi. Hükümetten gelen bilgi, Sayın Bakan “20 civarında uçak ve helikopterin kullanılmakta olduğu” idi. Bunlar arasındaki çelişki dikkat çekicidir… Özellikle yangın çıkma ihtimali yüksek olan dönemlerde ve bölgelerde daha önce ormanlar halkın kullanımına kapatılıyordu, bu defalarca yapıldı. Bu sene ise kapatılmadı. Sadece Balıkesir Valiliği bundan böyle kendi ili içinde kalan ormanların piknik alanlarının kapatıldığını duyurdu, orman alanları içinde ateş yakılmayacak, yangınların önlenmesi için giriş ve çıkışlar kapatılacak. Başka illerden böyle bir karar, bir önlem duymadım. Yangınlarda, gereken önlemlerin alınmamasının, ihmalin rolü olduğuna şüphe yok. Bu kadar kuşku verici yangının bu kadar kısa sürede ülke çapında ortaya çıkması tesadüf olamaz. Marmaris'te bir vatandaş aynı anda 3 ayrı yerde yangın başladığını gözlemlemiş. 60'ın üzerinde yangın yerde aynı saatlerde yangın çıkmışsa durup düşünmek gerekiyor. Çevresel terör mantığına uygun bir durum olması düşünülmeli. Çevresel terör yoluyla orman yangınları bundan önce görüldü, Hatay'daki yangınlar gibi…

3-4 UÇAKLA MÜDAHALE OLMAZ

THK yangın söndürme uçakları hangarda beklerken Rusya'dan 3 yangın uçağı kiralandı. Bu konudaki düşünceniz nedir?

THK çalıştırılmıyor ama onun üzerinden ihale yapılmaya çalışılıyor, böyle olunca da ortaya bir felaket çıkıyor. Uçak kiralamak için Ocak'tan beri çalışma yapılıyor dendi ama geç kalındı. Sonuçta sadece Rusya'dan 3 uçak kiralandı. 60 yerde çıkan yangına 3-4 uçakla müdahale mümkün değildir. Ciddi bir ihmal ve kurumlar arası didişme söz konusu. İster doğal afetler olsun, ister insan yapımı yangın olsun önlemek çok ciddi hazırlık gerektirir, farklı senaryolar üzerinde çalışmayı gerektirir. Genelkurmay'ın savaşa hazır olması gibi depreme, yangına, sele hazırlıklı olacaksınız. Hangi ağaç yanar, aralarında yangın yolları var mı, bir yangın çıkmaması ve sıçramaması için hangi önlemler alınacak, yüzlerce sorunun cevabının verildiği bir hazırlık gereklidir. Çok değişik parametreler var. Yerel yönetimler ve merkezi yönetim birlikte koordinasyon içinde çalışmak zorundadır. Bu hayati kararlar Meclis'te alınmalıdır.

‘YUKARISI NE DER' DÜŞÜNCESİ

Türkiye'nin uzaya gitmesinden söz edilirken, yangınları durduracak imkanının da olmaması çok üzücü. Sizce bundan sonra ne yapılmalı?

Elbette istediği çözümleri üretebilecek imkanlara sahip olan Türkiye'de şu anda içinde bulunduğumuz durum yaşanmamalıydı. Ancak, çok büyük bir ülkede tek bir makamın olması ve her konunun o makama bağlı olmasının yalnız bu konuyla değil, tüm sorunlarla ilgisi var. Bu sistemde alttaki makamlar, bakanlar bile yukardan talimat almadan karar veremiyor, “Yukarısı ne der” diye düşünüyor. Cumhurbaşkanına sormadan, bakan hareket edemiyor. Dolayısıyla bu sistem acil çözüm bekleyen sorunlara cevap verebilecek bir sistem değil. Böyle felaket bir acil durumda alt birimler derhal karar vererek hazır olması gereken uçakları çıkarır, görevlerini yaparlar. 60 yerde aynı gün yangın çıkan veya çıkarılan bir ülkede zaten sözü edilen uçak sayısı kabul edilemez. AFAD (Afet ve Acil Durum) diye bir kuruluş var, yararlı faaliyetlerde bulunuyor. Türkiye bir deprem bölgesi olduğu gibi, birçok bölgesinin ormanları açısından da korunması gerekir. AFAD benzeri ve yarı özerk bir yapının planlar hazırlayarak, işbirliği halinde çalışması, önlemler üretmesi çözüm getirebilir. Türkiye'de geç olmakla birlikte çevreci hareketler başladı. Sorumsuz madencilik, suların yanlış kullanılması gibi konulara karşı çevreci bir hareket var. Bu hareketi de kendi civarındaki ormanları koruyacak şekilde genişletmekte yarar var. Sivil toplum kuruluşları da ormanların korunmasına geniş çapta katılmalı, yurttaş sorumluluğu, bilinci de okuldan başlayarak geliştirilmeli. Vatandaş da sigara atmaması, ateş yakmaması gerektiğini bilmek zorunda.

İyilik yapalım ama bunun sınırı olmalı

Türkiye'nin sınırları açısından da güvensiz durumda olmasının, devam eden göçlerin, nüfusun hızla değişime uğramasının bu tehlikelerde rolü var mı sizce?

Birbiriyle ortak noktası olan sorunlar diyebiliriz. Türkiye göçmen kabul eden ve göçmen gönderen bir ülke. Ancak halk doğal olarak çok sayıda göçmenin kısa sürede ülkeye girmesinden de endişe duydu. Şu anda Güney sınırımızda yüksek duvarlar, elektronik gözlemlerle bir noktaya kadar önlem alındı. İran sınırında henüz yeni başladılar. O sınırdan gelen göçmenlerin hemen hepsinin genç ve tek başına olduğu, yanlarında kadın ve çocuk olmadığı tekrarlanıyor. Soru işareti yaratan durumlar olduğu gibi bazı kent ve yöremizin taşıma kapasitesi vardır, su ve alt yapı gibi… Bunlar çoktan aşılmıştır. En güzel örnek İstanbul. Zaten bu sorunlar varken, dolu olan kentlere göçmen geldiği takdirde durum daha da vahim hale gelir. Tüm sorunlarımızın artmasında nüfusun kontrolsüz şekilde yabancılarla artması önemli bir rol oynuyor. İyilik yapalım ama bunun da bir sınırı olmalı, kendi halkımızın huzuru, güvenliği, ekonomik şartları her şeyin önünde olmalı.

 

Yayınlanma Tarihi: 05:30, 1 Ağustos 2021