Sözcü Plus Giriş

Ölümsüz aşklar romanlarda kaldı

SÖZCÜ yazarı usta gazeteci Rahmi Turan, SÖZCÜ Kitabevi’nden çıkan “Dağların Kartalı HİLMO” romanıyla, vahşi dağlarda yaşanan tutkulu bir aşkın yanı sıra, Güneydoğu’da görev yapan genç bir teğmen ile acımasız bir eşkıyanın mücadelesini yazdı...

Hande ZEYREK
Güncellenme: 04:32, 20/05/2021
Ölümsüz aşklar romanlarda kaldı

Usta gazeteci Rahmi Turan'ın, SÖZCÜ Kitabevi'nden çıkan son kitabı bir roman… Adı “Dağların Kartalı HİLMO”… Şırnak dağlarında bir eşkıya ile gözü kara bir teğmenin, âşık oldukları “narin, zarif, güzel bir kız için” karşı karşıya gelişini yazdı…

“Bu roman, vahşi dağlarda yaşanmış bir aşkın hikâyesi” diyen duayen gazeteci Turan, “HİLMO” adlı kitabıyla, roman sanatında da ustalığını gösterdi.

“Hilmo da, Abdülkerim de silah kullanmada olağanüstü yeteneklere sahipti. Kader bu maceracı iki çetin kavga adamını karşı karşıya getirdi… Bahar çiçeği kadar taze ve güzel bir kız için…” diyor.

Heyecan dolu hikâye okuyucuyu bir anda sarıyor, içine çekiyor, soluk soluğa ilerletiyor.

Kitabın konusu tutkulu bir aşk ama aynı zamanda Güneydoğu'daki feodal düzenin sert bir eleştirisi ve insanların ezilmişliğinin gerçekçi hikâyesi…

Rahmi Turan'ın “DAĞLARIN KARTALI HİLMO” kitabını www.sozcukitabevi.com'dan ya da 0 212 948 22 78 numaralı telefondan temin edebilirsiniz…

★★★

“İki fıkra kitabınızın ardından, insanı sımsıkı saran tutkulu bir aşkın romanı olan “Dağların Kartalı HİLMO” kitabınız yayınlandı. Bu öyküyü ne zaman ve hangi koşullarda yazdınız?”

“Romanın kahramanları, vahşi dağlarla dolu o coğrafyada yaşamış kişiler… Ben 1960'lı yıllarda aynı bölgede (Uludere ve Beytüşşebap'ta) yedek subay asteğmen ve teğmen olarak görev yaptım. Kanlı-kansız birçok olaya tanık oldum. Bazı silahlı çatışmaların içinde bizzat bulundum. Tanık olduğum olayları birleştirip, hayal gücümü de katarak, bir roman haline getirdim.”

“Olay, eski adıyla ‘Klaban' denilen Uludere dağlarında geçiyor. Tarih vermiyorsunuz ama dağlarda teröristler yerine eşkıyaların kol gezdiğini dönemi anlatıyorsunuz. O tarihte Hakkari'ye bağlı olan bölgede sizin takım komutanı olarak çok sayıda eşkıya kovaladığınızı biliyoruz. Kitaptaki acımasız eşkıya Abdülkerim ile Hilmo karakteri gerçek olabilir mi?”

“Evet, ikisi de gerçek… Ben eşkıya Abdülkerim ve Teğmen Hilmo ile bizzat tanıştım. Hilmo aynı bölgede görev yaptığımız teğmen arkadaşımdı. Gerçek adı Hilmi Yıldırım… Yiğit bir gençti… Eşkıya Abdülkerim ise, inanır mısınız, Irak güçleriyle giriştiğimiz bir sınır çatışması sırasında Hızır gibi yetişip bize yardım etti… Çatışma bittikten sonra da göz açıp kapayıncaya kadar ortadan kayboldu. Türk askerini seven ilginç bir eşkıyaydı… Günün birinde çığ altında kalarak hayatını kaybetti!”

“Yani roman gerçek olaylardan oluşuyor…”

“Hayır, tamamen gerçek değil. Kısmen gerçek, kısmen kurgu… Teğmen Hilmo ile Eşkıya Abdülkerim karakterlerini ben geliştirdim roman kahramanı haline getirdim.”

“Günümüzde yaşanan aşklar eskisi gibi temiz ve gerçek mi sizce, yoksa aşkı da mı kirlettik?”

“Romanda saf ve temiz bir aşk işleniyor… Ölümsüz bir aşk… Günümüzde sanırım artık böyle aşklar yok! Bu tür aşklar romanlarda kaldı.”

Turan “Kitabımdaki olay, eski adıyla ‘Klaban' denilen Uludere dağlarında geçiyor” dedi.

Hayatımı kaybetmeyi bile göze alırım…

Rahmi Turan'a daha birçok soru yönelttim. Bir bir anlattı. Cevaplarını şöyle özetleyebilirim:

Olay Şırnak'ın Uludere ilçesi ile Irak'ın Zaho kenti arasındaki dağlarda geçiyor. Uludere o tarihte Hakkâri'nin bir ilçesiydi… Bölgede terörist yoktu ama dağlar ipten kazıktan kurtulmuş eşkıyalarla doluydu…

Hilmo, vahşi dağlarda eşkıyalarla mücadele eden yaman bir genç, yetenekli bir yedek subay teğmen… Hayatının sürprizi ile orada karşılaşıyor. Yakıcı, sımsıcak, tutkulu bir aşk…“Jülide, çiçeklerin örttüğü bir aşk tuzağı gibiydi.” diyor.

Bir eşkıya, komutanın kızını kaçırıyor ve heyecan dolu müthiş bir takip başlıyor.
Jülide gibi duygulu, sessiz, güzel bir İstanbullu kızın günün birinde Irak dağlarında amansız bir mücadeleye gireceğini, o zarafetine, o hassaslığına rağmen adam bıçaklayacağını kim düşünebilirdi?

Niçin dünya böyleydi? Niçin birinin yaşaması için, başka bir canlının ölmesi gerekiyordu? Niçin hayat amansız bir yaşam mücadelesinden ibaretti? Vahşi dağlarda “Yaşamak için öldürmek yasası” hâkimdi çünkü…

Eşkıya Abdülkerim, bütün sermayesi silahı ve cesareti olan saf bir insan… Kötü değil belki… Ama ağalık düzeni, yaşanan korkunç haksızlıklar onu bu çıkmaz yola itmiş. Yaşamak için öldürüyor!

Hilmo  yedek subay teğmen… Yaman bir genç… Bölgede yaşanan haksızlıkları görüyor, önlemek içim savaşıyor ama “Ben ve benim gibiler, koca denizde küçük damlalar gibidir. Olayların yönünü değiştiremezler. İnsanın suratına tokat gibi çarpan yoksulluğu ve geri kalmışlığı üç-beş kişi önleyemez. Evet ben elimden geleni yapıyorum ama neye yarar?” diyor. Bugüne kadar en güçlü liderler bile Güneydoğu'daki o feodal düzeni değiştiremedi!

Hilmo, hayatının aşkını dağlarda buldu ama bu aşk mücadelesini kazanacak mı? Aşk sahip olunduğu zaman güzeldir. Ama kaybedilme korkusu belirdiği an daha güzel… Jülide ve Hilmo birbirlerini sevmişlerdi. Yaşamak istiyorlardı… Bunun için kaçmaları gerekiyordu…

Jülide'nin “Kader bizi ayırmaya çalışıyor” sözlerine Hilmo “Hayatımı kaybetmeyi göze alırım ama aşkımı kaybetmeyi göze alamam. Engel olmaya çalışan herkesi öldüreceğim.” diye isyan ediyor. Öylesine sıra dışı, yakıcı bir aşk! Bugüne kadar okuyup da beğenmeyene rastlamadım!

Yayınlanma Tarihi:05:30,