Sözcü Plus Giriş

Temel Karamollaoğlu’ndan dikkat çeken ‘helallik’ ve erken seçim açıklaması

SÖZCÜ TV Youtube yayınına katılarak SÖZCÜ TV Genel Yayın Yönetmeni Erdoğan Aktaş'ın sorularını yanıtlayan Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu; Cumhurbaşkanı ve AKP lideri Erdoğan'ın, "helallik istiyoruz” sözlerine yönelik, "Benim helallik verip vermemem, bir kişi olarak çok önemli değil ama kimse hakkını helal etmez" dedi. Karamollaoğlu, erken seçimle ilgili de dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Zeynep KAPLAN
Güncellenme: 20:02, 16/05/2021

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, SÖZCÜ TV Youtube yayınına katılarak SÖZCÜ TV Genel Yayın Yönetmeni Erdoğan Aktaş’ın sorularını yanıtladı.

“444 GÜNDÜR ONAY ALAMAMAMIŞ OLMANIZ ÜZÜNTÜ VERİCİ BİR DURUM”

RTÜK'ün SÖZCÜ TV'ye 444 gündür logo onayı vermemesine ilişkin konuşan Karamollaoğlu, “1 yılı aşkın bir süredir SÖZCÜ TV yayın hakkı istiyor ama bir türlü bunu elde edemedi. Bu hakikaten geldiğimiz nokta itibariyle üzüntü verici bir durum. Tam 444 gündür böyle bir hakkı alamamanız ki bu sizin hakkınız. Yani iktidardan yana olabilirsiniz, iktidarla aynı görüşte olmayabilirsiniz ama böyle bir hakkı iktidarın vermemesi ki bunu iktidar vermiyor yani siz evet RTÜK'e müracat ediyorsunuz ama bu üzüntü verici bir durum. Ne diyelim? Siz de en azından Youtube üzerinden yayına başlamış oldunuz, başarılar diliyorum” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'nın, kısıtlamalardan etkilenen esnafa her türlü desteği verme gayretinde olduklarını belirterek “Buna rağmen sıkıntıya düşen insanlarımız, esnafımız, çalışanımız olduysa hepsinden helallik istiyoruz” sözlerine ilişkin konuşan Karamollaoğlu şunları söyledi:

“KİMSE HAKKINI HELAL ETMEZ”

*Benim helallik verip vermemem, bir kişi olarak çok önemli değil ama kimse hakkını helal etmez. Göz göre göre birilerinin problemi artmış o probleme iktidar çözüm bulamamış ama Türkiye'de bankalarda 1 milyonun üzerinde hesabı bulunan insan sayısı 1 milyon 200 bini geçmişse vay halimize.

*Onun için işsiz insan hakkını helal etmez, çalıştığı halde geçimini sağlayamayan insan hakkını helal etmez, hele de bu pandemi döneminde geçinemeyen esnaf, iş yapacak hizmet üretecek onun karşılığında da bir kar elde edecek bununla da geçimini sağlayacak hakkını helal etmez.

*Onun için bu helalliği istemesi Sayın Cumhurbaşkanı'nın şu yönüyle önemli; bir yerde kendisinin yanlış yaptığını gördü demektir bu çok önemli ama bunu telafi etmek için arkasından ne gelecek ona bakarız. Sayın Cumhurbaşkanı İstanbul'u sanki ilk defa helikopterle dolaşıyormuş gibi hatırlarsınız 3-4 sene önce ‘İstanbul'u mahvetmişiz' dedi.

*Kendisi söyledi ama İstanbul imar planıyla ilgili en ufak bir adım atılabildi mi? Tam tersi büyük ihalelere bakın Türkiye'de ihalenin nasıl yapıldığı belli değil.

*Helallik istendiği zaman onun arkasından yapılan haksızlıkları telafi edecek bir tavır beklerim o olursa olur. Kahveciler Odası Başkanı feryat ediyor ‘biz size hakkımızı helal etmiyoruz' diyor, ben Temel Karamollaoğlu olarak etsem ne yazar etmesem ne yazar. Yüz binler, milyonlar bu iktidarın politikalarından zarar görmüş onlar helal eder mi etmez mi?

 “BU SENE BİR ERKEN SEÇİM BEKLEMİYORUM”

*Helalleşmek güzel ama helal eden kesimlere bakarak diyorum arkadaş siz seçimler geldiği zaman ne edeceksiniz? Veya helal etmem diyenler. Mesele seçime gelip dayanıyor.

*Ben Tayyip Beyi tanıdığım kadarıyla yani olağanüstü bir durum kendisi yönünden olmazsa erken seçiminin olabileceği kanaatinde değilim. Bu sene bir erken seçim beklemiyorum.

*Sayın Erdoğan ikinci sefer de aday olmak istiyor belki ama aday olsa bile kazanma ihtimalinin olmadığını da az çok görüyor. Ama ne olursa olsun belli şartları yerine getirerek bir dönem daha Cumhurbaşkanı olmayı düşündüğü kanaatindeyim.

*Bunun da imkanı olmadığı kanatini yine taşıyorum bu sebeple bu dönemi sonuna kadar götürür diye düşünüyorum. Yani seçim normal şartlarla 2023'de yapılır diye düşünüyorum.

“İSRAİL SUNİ OLARAK KURULAN BİR TERÖR DEVLETİDİR”

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, İsrail’in Filistin’e saldırıları için “AK Parti, dışişleri anlamında etkin bir sonuç alabilecek yaklaşımlarda bulunabilir mi?” sorusunu şöyle yanıtladı:

*İçimiz kan ağlıyor. Burada bir şey ortaya çıktı. İsrail, suni olarak kurulan tam bir terör devletidir. Bunu çok açık, net olarak ifade etmemiz gerekir.

*Çünkü artık bunu sadece biz söylemiyoruz. Batıda da aklıselim sahibi bitaraf insanlar İsrail’in bir terör devleti olduğunu deklare ediyor. Suni olarak kurulmuştur.

*2 bin yıl önce terk ettiği toprakları diyorlar ki; ‘Dedelerimizden bize kalmış olması lazımdı. Birileri gelmiş, onların topraklarına oturmuş, burasını bize cenab-ı hak vadettiği için gelip buraya yerleşeceğiz, burada oturanlar varsa onları da zorla memleketlerinden çıkaracağız, direnirlerse katliam yapacağız’. Bugün katliam yapıyorlar. Hiç tereddüt etmiyorlar. Batı da hep çifte standartlı olmuştur.

“KENDİLERİ APTAL, DÜNYAYI DA APTAL ZANNEDİYORLAR”

*Batıda epey bir zamandır müspet gelişmeler meydana geldi. Demokrasi anlayışı, fikir hürriyeti anlayışı yerleşmeye başladı. Ama batı maalesef zulümle malul. Yani böyle bir suçu var. Kendisini üstün görüyor. ‘Ben farklıyım’ diyor. ‘Ben giderim, Afrika’yı da, Güney Amerika’yı da, Asya’yı da işgal ederim, oradaki halkı sömürürüm, onlar açlıktan ölse kendi memleketimin menfaatini daha önde tutarım’ diyor. Bu mantık batıda kaybolmuş değil.

*Sömürgecilik mantığı gitmiş değil. Bu mantığın ancak bazı düşünürler tarafından yanlış olduğu gündeme getirilmeye başlandı. Demokrasi dediğimiz, fikir düşünce hürriyeti dediğimiz ortam böylece gelişmeye başladı. Ama şimdi depreşti. Düşünün siz Mescid-i Aksa’yı ibadet sırasında işgal ediyor, mermi kullanıyor, insanları katlediyor, arkasından buna cevap olarak 2-3 tane füze fırlatıldı diye ‘Biz şimdi nefsi müdafaa yapmalarına destek veriyoruz’ diyor Amerika Birleşik Devletleri. Kendileri aptal, dünyayı da aptal zannediyorlar.

“İSRAİL’İN ZULMÜNÜN İLK ADIMI, İKTİDARIN ABD’NİN IRAK MÜDAHALESİNE DESTEĞİYLE BAŞLADI”

*Onlarla bugüne kadar gelen iktidar, bu bölgede İsrail’in yaptığı zulmü bugüne kadar görmeyen iktidar, Mavi Marmara’yı bile başlangıçta destekler gibi gözüküp, arkasından ‘Bana mı sordunuz oraya giderken?’ diyen iktidar, şimdi İsrail’in bu zulmü karşısında müttefikler arayışına girdi. Nereden müttefikler arıyor? Afganistan’dan…

*Kendi kendisine yetmeyen ülkelerin sesini yükseltmesini bir avantaj olarak görüyor. Evet, ona da ihtiyaç var ama bu yapılan hataları telafi etmiyor ki. Bugün İsrail’in bu zulmünün ilk adımı, bu iktidarın 2002 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Irak müdahalesine desteğiyle başladı. Biz bunu unutamayız.

*Bir yalan ortaya attılar. Kitle imha silahı var diye Saddam’ın… Arkasından ‘Vay canına, yanılmışız yahu’ dediler. Başlangıçta biliyorlardı. Sahtekarlık, maalesef bu kelimeler biraz ağır kelime ama ruhlarına işlemiş.

*1,5 milyon Iraklıyı katlettiler. Irak’ta özellikle yüksek tahsilli mühendisler yok edildi. Ben bunu öğrenince şok oldum; bazı yerlere girdikleri zaman, tezgahları alıp götürüyorlar ki yarın bu tezgahlarda bir takım ürünler üretilmesin diye.

“BUGÜNKÜ İKTİDAR SORUMLULUĞU OMUZLARINDA TAŞIYOR”

*Sonra Suriye bu hale getirildi. Suriye, Amerika’nın talebiyle bu hale getirildi. Esad zalimmiş. Dünyada Esad’dan başka zalim mi yok? Esad’ın zalimliği bu tarzda muameleyle ortadan kalkar mı? Esad orada tek başına değil ki… Rusya da Amerika da var. İşte girdik, ne oldu? Abdesti burada alacaktık sabahleyin, cuma namazını Şam’da kılacaktık. Olmadı.

*Ama milyonlarca Suriyeli katledildi. 3,5-4 milyon Suriyeli Türkiye’ye sığındı. Belli miktarda Suriyeli kendi memleketinde yer değiştirdi. Bugün çocuklar, kadınlar, yaşlılar perişan hala. Kim bunun müsebbibi? Hiç kimse çıkıp da ‘Ben değilim’ diyemez. Maalesef bugünkü iktidar, bu sorumluluğu omuzlarında taşıyor.

“ATI ALAN ÜSKÜDAR’I GEÇMİŞ”

*Şimdi siz, bu geldiğimiz noktada ‘Ne yapalım de İsrail’in bu zulmünü önleyelim’ (diyorsunuz…) Atı alan Üsküdar’ı geçmiş. Bugün de yapılacak işler var ama artık türkü söyleyerek olmuyor. Kolları sıvayacaksınız, mesuliyetinizi idrak edeceksiniz, bizzat gideceksiniz, bu ülkeleri bir araya getireceksiniz. En azından şu D-8’ler ayağa kalksın yahu. Sayın Cumhurbaşkanı 2 dönem D-8’lerin başkanlığını yürüttü.

*Sayın Cumhurbaşkanı neden bugüne kadar kendisi D-8’leri toplamadı? Neden İslam İşbirliği Teşkilatı’nı aktif hale getirecek hiçbir adım atmadı. Ekmeleddin İhsanoğlu, 2 dönem İslam İşbirliği Teşkilatı’nın genel sekreterliğini yaptı. O zaman orayı bizim canlı bir hale getirmemiz icap ederdi. Olmadı.

“MISIR BİLE BİZİM TAVRIMIZDAN DAHA İLERİYE GİTTİ”

Karamollaoğlu, dış politikada ve İsrail’in saldırılarına karşı iktidarın tutumunu eleştirmeye şöyle devam etti:

*Şimdi tekrar eskiye dönelim, Müslüman ülkeleri bir araya getirelim, bunun karşısında bir direnç hattı oluşturalım (diye düşünüyorlar) elbet bunun yapılmasına ihtiyaç var ama bizim daha ciddi adımlara ihtiyacımız var. Mısır bile şu anda bizim tavrımızdan daha ileriye gitti. ‘Olmaz böyle şey, siz tam bir katliam yapıyorsunuz’ dedi.

*Bu yapılan zulüm karşısında ister kendi halkını memnun edebilmek için, ister diğer ülkelerle bir bağ kurabilmek için bir tavır sergiledi. Biz henüz o tavrı sergileyemiyoruz. Bizim çok daha ciddi tedbirler almamız icap eder.

“İSRAİL İLE TİCARİ İLİŞKİLER ASKIYA ALINMALI”

“İktidar, en azından şu anda İsrail ile olan ticari münasebetleri askıya almalı” çağrısında bulunan Karamollaoğlu, iktidara şöyle seslendi:

*O kadar büyük hatalar var ki bunu toparlamak için ciddi bir karar vermek, tavır sergilemek lazım. Onun için ticari ambargo, ekonomik münasebetleri askıya almak ilk adımdır. İkincisi, oradaki temsilciyi çek. Bu bir jesttir. Senin ciddi olduğunu İsrail, Amerika anlamalı.

*Amerika, Fransa, İngiltere’nin de topyekun Türkiye’nin üzerine çullanmak istiyorlar. Neden? Bunu herkes bilsin. Büyük Ortadoğu projesi, büyük İsrail projesidir. Büyük İsrail projesi, siyonistlerin Nil’den Fırat’a kadar bütün arazinin kendilerine cenab-ı hak tarafından vadedildiğine inanırlar. Bu toprakların içine Türkiye’nin de Güneydoğu Anadolu Bölgesi girer. Hedefte biz varız. Bizim bunu görmemiz icap eder.

“KÜRT KARDEŞLERİMİZ ŞUNU BİLSİNLER…”

*Kürt kardeşlerimiz şunu bilsinler, bugün İsrail de Amerika da batı da onlara destek veriyormuş gibi bir havanın içinde. Ama şunu bilsinler ki, ayağa kalktığı zaman, bu işler yürüme noktasına geldiği zaman ilk vuracakları kesim Kürtler olacaktır. Bunu unutmasınlar.

“BÜTÜN DÜNYADA BÖYLE BİR KONU GÜNDEME GELSE HÜKÜMET O GÜN BİTER”

Aktaş'ın, “Günlerdir ardı ardına yayınlanan bir videoyu konuşuyoruz. Organize suç örgütü lideri olduğu ileri sürülen Sedat Peker'in yurt dışına kaçtıktan sonra Türkiye'deki bir takım siyasilerle ve onların bazı kirli olduğu öne sürülen ilişkilerle ilgili açıklamalar… Bu siyasete nasıl yansır? Saadet Partisi bu konuya nasıl bakıyor?” sorusuna Saadet Partisi lideri şöyle yanıt verdi:

*Biz bu tip konuların bütünüyle dışındayız. Hiç bu konularda bilgimiz de yok. Gazetelerde yazılanları okuyoruz Sedat Peker'in açıklamalarını ister istemez dinliyoruz ve şok oluyoruz. Yani Türkiye'nin böyle bir noktaya gelmiş olması, suç örgütlerinin siyaset üzerinde etki yapmaları ne kabul edilebilir, ne de anlaşılabilir bir durum. Bütün dünyada böyle bir konu gündeme gelse hükümet o gün biter.

*Bütün dünya derken demokratik ülkeleri dikkate alarak bunu söylüyorum. Maalesef veya maşallah bize hiçbir şey olmuyor. Dimdik ayakta iktidar bu da bizi endişeye sevk ediyor. Eğer bir ülkede siyaseti yer altı örgütleri veya başka bir tabirle mafya dizayn edebiliyorsa, etkileyebiliyorsa bırakın dizayn etmeyi o ülkede bir şey değil çok şey yanlış gidiyor manasına gelir. Ümit ederim ki bunların hepsi kısa zamanda açıklığa kavuşur.

*İddialar mutlaka soruşturulur, ille de bir yerde iddia varsa o iddia doğrudur diyemeyiz. Bu iddialar soruşturulur, araştırılır bunların cevapları ortaya konur, ona göre de bir düzenleme yapılır. Fakat bu konular bizim ilgi alanımızın da bilgi alanımızın da dışında. İlgilinmeyi de ben şahsen hiçbir zaman arzu etmedim.

*Nasıl ilgileneceksiniz ki? Onlarla nasıl irtibat kurup, nasıl görüşeceksiniz? Biz onları bilmiyoruz, bilmediğimiz içinde bizim hem görüş alanımızın dışında hem de ilgi alanımızın dışında. Çok da bir şey söylemeyi doğru bulmuyorum zaten herkes konuşuyor bizim konuşmamıza çok da ihtiyaç yok, sadece üzüntümüzü belirtiyorum ben burada.

“SAVCILAR HARAKETE GEÇMEK İÇİN İKTİDARDAN ONAY BEKLEMEZLER”

Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Cemil Çiçek'in “Savcılar bunun binde biri bile doğruysa harekete geçmeli” sözlerinin anımsatılması üzerine değerlendirme yapan Karamollaoğlu, şunları söyledi;

*Adaletin tesis edildiği, sağlandığı şartlarda savcılar harakete geçmek için iktidardan onay beklemezler. Suç varsa savcılar doğrudan doğruya o suçun üzerine gider araştırma yaparlar. Tabi maalesef bizde savcılar elleri kolları bağlı bir durumda. Ancak kendilerine talimat verildiği ya da onay verildiği zaman harekete geçebiliyorlar. Bu da şahsen benim üzerinde en çok durduğum ‘adalet' mekanizmasını zedeliyor.

*Bir yerde adalet olmadan o ülkede huzur, barış olmaz. Adalet mülkün temelidir. Fikir ve düşünce hürriyeti olmazsa olmaz kuraldır. Türkiye'de huzuru sağlayacak tavır özellikle yöneticilerde ve siyasi parti başkanlarında gerekli. Onun arkasından gelen fikir ve düşünce hürriyetidir.

*Fikir ve düşünce hürriyetinin bir tarafı meydanın sizin gibi iktidarı sorgulayabilmesidir. Fikirlerini düşüncelerini açıkça ortaya koyabilmesidir. Bir yerde bir suç var veya bir suç iddiası varsa, savcıların mutlaka harekete geçmesi gerekir. Çünkü fikir ve düşünce hürriyetini, malk mülk hürriyetini teminat altına alan adalet mekanizmasıdır.

*Adalet mekanizması bir ülkede varsa siz fikir hürriyetinden, düşünce hürriyetinden, mal mülk hürriyetinden bahsedebilirsiniz. Eğer yoksa vay halimize, devlet yok demektir. Devletin yerinde başka bir kurum var, şahıslarla kaim olan kurum var manasına gelir bunu da doğru bulmayız.

SOYLU'NUN PEKER'E YANITI

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun, “Elbette ki cesaret aldığın bir yerler vardır. Tüm iftira ve ithamlarına mal bulmuş mağribi gibi sarılan ve ‘şereflice' siyaset malzemesi haline getiren nasıl olsa Kemal Kılıçdaroğlu gibi ağabeyin var. Nasıl olsa Meral Akşener gibi ablan var. Nasıl olsa Ali Babacan gibi kardeşin var. Nasıl olsa Ahmet Davutoğlu gibi hocan var. Nasıl olsa Birgün gibi gazeten var. Nasıl olsa Cumhuriyet gibi gazeten var. Nasıl olsa Sözcü gibi yayın organın var. Nasıl olsa FETÖ'nün sosyal medya ağı var. Nasıl olsa Hdpkk'nın tam desteği var. Nasıl olsa bu tiyatroya günlerdir aval aval bakan, her şeye konuşup laf söyleyen ama hala Türkiye'nin eski Türkiye olmadığını anlamayan, şimdi susan ödlekler var” sözlerini değerlendiren Karamollaoğlu siyaset dilinin hangi noktada olduğunu şöyle açıkladı:

**Maalesef bazen deveye boynun eğri demişler, ‘nerem doğru ki' demiş. Bizim şimdi üzülerek ifade ediyorum ama her tarafımız dökülüyor ama bu işin başında demin söylediğim hususlar var. Bir numaralı mesele fikir ve düşünce hürriyetidir. Biz hiçbir zaman bu tarakta bezimiz olmadı biz hiçbir zaman siyasi kariyerimiz boyunca bu meselelerle uzaktan yakından ilgilenmedik onun için bizim başımıza gelen pişmiş tavuğun başına gelmedi.

*4 defa partimiz kapatıldı öyle tehdit değil doğrudan doğruya bizim bir ilgimiz olmamasına rağmen ağzımız yandı. Bundan dolayı ben bu tip meselelerde özellikle siyasilerin başka noktalara geldiği zaman sert davranılabilir ama daha ölçülü davranmaya ihtiyaçları var diye düşünüyorum.

*Ben burada ölçülü dediğim zaman da gerçekler söylenmesin üstü örtülsün demek istemiyorum. Siyasi liderlerin birbirlerine hitap ederkenki tavrı önemli. ‘Sen hainsin' diye söze başlarsan bir konuyu müzakere etmek mümkün olmaz. Suçlayarak ağır ithamlarla söze başlarsan hiçbir konuyu konuşamazsınız. Memlekette huzur olmaz, o zaman memleket kamplaşır, kamplara bölünür. Biz bunu istemiyoruz.

*Biz memleketimizde herkesin kendi düşünce ve fikrini çok rahatlıkla söylebilmesi bundan dolayı da eğer birisine hakaret etmiyorsa, eğer yalan söylemiyorsa iftira atmıyorsa bundan dolayı da kimsenin suçlanmaması icap eder kanaatindeyim. Bu ortamın olgunlaşması için gerekli olan bir şart.

*Türkiye'de bugünkü siyasi ortamın geldiği nokta şöyle bir nokta; iktidarın yanlışları o kadar çok arttı ki artık bu yanlışların konuşulmasına bile hacet kalmadan vatandaş kendi kanaatlerini belirtmeye başladı.

“ERDOĞAN’IN YOLA ÇIKTIĞI ARKADAŞLARINDAN KİMSE KALMADI”

*Sayın Erdoğan'ın maalesef yola çıktığı arkadaşlardan çevresinde kimse kalmadı. Hükümet kurduğu, bakanlık yapan birçok insan milletvekilliği makamlarında bulunanlar ayrıldılar. Bu ülkenin yönetilemez hale gelmesi, çok büyük yanlışlar yapıldı. Karşılaşılan problemlerin üstesinden gelememek bir tarafa yeni problemlerin oluşmasına vesile olacak adımlar atıldı.

*E siz bunu böyle yapmaya kalkarsanız memleketi düzeltemezsiniz, yani ben bunun en bariz örneğini bugünkü cumhurbaşkanlığı sisteminin kurulması olarak görüyorum… Adamlar diyor ki ya öyle bir ülkesiniz ki kimi ikna edeceğimizi şaşırdık. Tamam da biz batılıların gönlünü edeceğiz diye Türkiye'nin bu fikir ve düşünce özgürlük ortamını dağıtmamız ortadan kaldırmamız doğru mu? İşte bu yapıldı. Birçok adımlar sistemi bozdu. İktidarın yanlışları Türkiye'yi bu noktaya getirdi.

ERDOĞAN-ASİLTÜRK GÖRÜŞMESİ

*1994 ruhu, ruh çağırmakla gelmez. 94 ruhu bir ittifak ruhudur. Bugün bizim Saadet Partisi olarak olmazsa olmaz dediğimiz ruhtu. Eğer, ‘ben bu ruhu yeniden benimsiyorum' diyorsa Sayın Erdoğan çünkü biz ona bir şey demedik ki kendisi, ‘ben artık o ruhu taşımıyorum' dedi. Nasıl ifade etti? ‘Milli görüş gömleğini çıkardım' dedi. Bu tuhu terk ettiği manasına geliyor… Oğuzhan Beyi ziyaret etmesi bir nezaket ziyaretidir.

*Biz bunu neden ziyaret etti diye sormayız, itiraz da etmeyiz. Arkasından eskiden bizim İl Gençlik Başkanlığımızı yapmış olan Kabaktepe İstanbul İl Başkanı oldu. Ama dikkat edin Kabaktepe o ana kadar AK Parti'nin üyesi bile değilmiş. Alalacele bizden ayrılıp AK Parti'nin üyesi oldu.

*Şimdi İstanbul İl Başkanı'nın değişmesi AK Parti'nin politikalarının değişmesi manasına gelebilir mi? Bakanlar, milletvekilleri Ak Parti'nin politikalarını etkileyemezken, İstanbul İl Başkanı mı etkileyecek? Ha şu denebilir, ‘bak il başkanı geldi şimdi biz Saadet Partisi'nin tabanını oyacağız' yok o da sökmez.

*Yani bir il başkanı bir partinin bütününü temsil etmediği için bizim tabanımızı etki altına alamaz. Sempati duyanlar olur, memnun olanlar olur, kendisiyle daha rahat biraraya gelenler olabilir ama bunların hiç birisi AK Parti'nin kendi politikalarını Saadet Partisi'nin politikalarına değiştirebileceğini ima bile etmez.

Sözcü TV YouTube sayfasına abone olmak için tıklayın

 

Yayınlanma Tarihi:17:03,