Sözcü Plus Giriş

Ulusça sahip olduğumuz en doğru pusula ATATÜRK’tür

SÖZCÜ’deki haftalık tarih yazılarıyla güncel olayların tarihsel arka planlarını ortaya koyan Meydan yeni kitabında en çok çarpıtılan tarihi olaylara yer verdi. Başlıktaki tespiti yapıp ekledi: Her şeye rağmen gençlerimiz Cumhuriyet ve Atatürk’ün kıymetini biliyorlar. Hatta ondan ilham alıyorlar.

Hande ZEYREK
Güncellenme: 01:42, 23/03/2021
Ulusça sahip olduğumuz en doğru pusula ATATÜRK’tür

Türkiye'nin yakın tarihi, Cumhuriyet ve Atatürk üzerine araştırmaları ve yazdığı kitaplarla takip edilen tarihçi yazar Sinan Meydan'ın son kitabı ‘Yakın Tarih İçin Pusula' kısa süre önce İnkılap Yayınevi'nden çıktı. “Ulusça sahip olduğumuz en doğru pusula Mustafa Kemal Atatürk'tür” dediği Pusula'da yakın tarihte en çok çarpıtılan olaylara belgeleriyle yer veren Sinan Meydan kitapta 2019 ve 2020 yılları arasında SÖZCÜ'deki yazılarından bir seçki oluşturduğunu söyledi. Amacım ‘tarihsel farkındalık' diyen Meydan'la Pusula'yı ve güncel gelişmeleri konuştuk…

Sinan Meydan, Hande Zeyrek'in sorularını yanıtladı.

AMACIM YOL GÖSTERMEK

Yakın Tarih İçin Pusula' kitabınız yönünü arayanlara rehberlik mi ediyor?

Evet, “Yakın Tarih İçin Pusula”, yakın tarihin olabildiğince çarpıtıldığı bugünün Türkiye'sinde kafa karışıklığı yaşayan insanlara, özellikle de gençlere yakın tarihin en temel tarihsel olaylarını ve kişilerini belgelere dayalı biçimde anlatarak olabildiğince yol göstermeyi amaçlıyor.

Bugün yakın tarihin hiç olmadığı kadar çarpıtıldığını söylüyorsunuz. Oysa konuştuğumuz belgeler en yakın tarih değil mi?

Aslında mantık olarak haklısınız. Adı üstünde ‘yakın tarih'; dolayısıyla günümüze de en yakın dönem. Bu dönemle ilgili belgelerin ve bilgilerin hem daha fazla, hem daha ulaşılabilir, hem de daha açık, net olması beklenebilir. Aslında sorun, belgelerde veya belgelere ulaşmakta değil; bugün yakın tarih konusunda belgelerin büyük bir bölümüne ulaşılmaktadır. Ancak belgelerin varlığı, tarihin çarpıtılmasına engel olmuyor maalesef. Tarihi çarpıtmak isteyenler, işlerine gelen belgeleri özellikle seçerek veya istedikleri biçimde yorumlayarak tarihi gerçekleri istedikleri şekle sokabiliyorlar. Bu çerçevede son 15-20 yıldır Türkiye'de yakın tarih, hiç olmadığı kadar çarpıtılıyor. Kitapta da ifade ettiğim gibi, bu çarpık tarih üzerinden ‘yeni bir geçmiş ve gelecek kurgulanmak' isteniyor.

Meydan, “Türkiye zaman içinde maalesef Atatürk'ün bağımsız, laik, çağdaş, üreten ve kendi kendine yeten ülkesi durumundan, laiklikten tavizler veren, çağdaş görünümünü yitiren bir ülke durumuna geldi” dedi.

TARİH SİYASETE ALET EDİLDİ

Bunu neden istiyorlar?

Türkiye'de özellikle son yıllarda tarih, siyasetin en temel malzemesi durumunda… Siyasiler, güncel siyasetlerine tarihle meşruiyet kazandırmak istiyorlar. Daha açıkça ifade etmem gerekirse Türkiye'de dinin siyasete alet edilmesi gibi tarihin de siyasete alet edilmesi söz konusu…Benim Pusula'daki iddiam, yakın tarihin en çok çarpıtılan olayları ve kişileri hakkında belgelere dayalı bazı gerçekleri ortaya koymak ve okuyucuda bir tarihsel farkındalık yaratmaktır. Pusula'yı okuyanların, her şeyden önce yakın tarih konusunda belgelere dayalı biçimde sağlam bir tarihsel perspektif sahibi olacaklarını düşünüyorum.

DANIŞTAY KARARLARI ANAYASAYA AYKIRI

Andımız'ın  okunmasını yasaklayan Danıştay kararını nasıl yorumluyorsunuz?

Resmin tamamına baktığımda, Andımız'ı kaldıran Danıştay kararını, Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'ni, iktidarın yeni Türkiye'sine dönüştürmeye yönelik adımlardan biri olarak görüyorum. Atatürk döneminde yazılan Andımız'ı yasaklayan ve devlet madalyalarındaki Atatürk kabartmasını kaldıran Danıştay, geçtiğimiz yıl da Cumhurbaşkanı Atatürk imzalı Ayasofya Kararnamesi'ni iptal etmişti. Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti laik bir ulus devlettir. Bu Danıştay kararları ise devletin laik ve ulusal yapısını hedef almaktadır. Bu tutum, her şeyden önce anayasada yer alan Türk Milleti ve Atatürk ilkeleri vurgusuna, dolayısıyla anayasaya da aykırıdır.

ATATÜRK 1924'TEKİ DEPREMDE YARDIMLARI BİZZAT ORGANİZE ETTİ 

Kitapta İzmir ve İstanbul depremleri bölümü de dikkat çekici. Atatürk'ün depremlere kader gözüyle bakmadığını görüyoruz…

Kitapta, “Deprem ve Reisicumhur” başlığı altında 1924'teki Erzurum depremini ve bu deprem sonrasında dönemin Cumhurbaşkanı Atatürk'ün, çok zor koşullarda bizzat Erzurum'a kadar gidip depremzedelerin dertlerini dinlediğini ve çok kısa sürede depremzedelere gerekli yardımların yapıldığını belgelerle, fotoğraflarla anlatıyorum.

1924'te Erzurum depremleri olduğu sırada Atatürk, sonbahar gezileri kapsamında Trabzon'da bulunuyordu. Trabzon ve Erzurum arasında doğru düzgün ne bir yol ne de bir araç vardı. Önce Ankara'dan otomobil istendi. Sonra Erzurum'a hareket edildi. Atatürk, yorucu bir yolculuktan sonra 30 Eylül 1924'te Erzurum'a vardı. Hiç zaman kaybetmeden depremde hasar gören ilçeleri, köyleri ziyaret etti. Depremzedelerin dertlerini dinledi. Deprem yardımlarını bizzat organize etti. Erzurum depremzedeleri için düzenlenen yardım kampanyasına Cumhurbaşkanı Atatürk 10 bin lira, eşi Latife Hanım da 10 bin lira yardım ettiler.

Sonuçta, daha yeni kurulan fakir Cumhuriyet, bizzat Cumhurbaşkanı Atatürk'ün kontrolünde çok kısa bir sürede depremzedelere gerekli yardımları yaptı, birkaç ay içinde evleri yıkılanlara yeni binalarını teslim etti.  Cumhuriyet kurulduktan bir yıl sonra- Atatürk'ün tabiriyle- “kimsesizlerin kimsesi” olmaya başladığını herkese hissettirdi. Yüzyıllarca saraylardan halkı idare eden padişahlar halktan kopuktu. Bu tür felaketlerde halk, kolay kolay padişahı yanında göremezdi.

Ancak Cumhuriyet'in ilanından sadece bir yıl sonra, Erzurum halkı, ilk büyük felakette ilk Cumhurbaşkanı Atatürk'ü yanı başında dertlerini dinlerken gördü. Bu durum, Cumhuriyet'in yarattığı büyük dönüşümün göstergelerinden biriydi. İlk cumhurbaşkanı ilk felaket anında cumhurun/halkın yanına, yardımına koşmuştu.

Sinan Meydan'ın “Yakın Tarih İçin Pusula” kitabını www.sozcukitabevi.com'dan ya da 0 212 948 22 78 numaralı telefondan temin edebilirsiniz…

GENÇLERİN TEK SAVUNMA KALKANI DOĞRU TARİHİ BİLGİLERDİR

Gençler için ‘Pusulalarını kaybetme ihtimalleri yüksek' diyorsunuz kitapta. Ne yapmalılar?

Bildiğiniz gibi Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti'ni gençlere emanet etti. Gençlerin nasıl yetiştikleri Cumhuriyetimizin geleceğini, yönünü de belirleyecek. Benim gençlerimize inancım tam; her şeye rağmen gençlerimiz bu toprakların nasıl vatan yapıldığını, Cumhuriyet Devrimi'nin değerini ve Atatürk'ün kıymetini biliyorlar. Hatta Atatürk'ten ilham alıyorlar.

Ancak  “dindar ve kindar nesil” söylemiyle, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı Fesli Kadir ve Necip Fazıl güzellemeleriyle Atatürk Cumhuriyeti ile hesaplaştığını saklamayan iktidarın kültür politikaları ile bazı gençlerimizin yolunu şaşırmaları mümkündür. Gençlerin, sadece sosyal medyada karşılaştıkları bilgilerin önemli bir bölümünün manipülasyon amaçlı yalan haberler ve siyasi amaçlı çarpıtmalar olduğunu biliyoruz. Böyle bir ortamda yakın tarih konusundaki yalanlara karşı gençlerin tek savunma kalkanı doğru tarihi bilgilerdir.

Pusulanız Atatürk olmalı' diyorsunuz. Türkiye'nin pusulası şaştı mı?

Gururla ifade etmeliyim ki, ‘Yakın Tarih İçin Pusula'yı yazarken bir kere daha-ulusça sahip olduğumuz en doğru pusulanın ‘Mustafa Kemal Atatürk' olduğunu gördüm. Türkiye'nin bağımsızlığından, Türk ulusunun egemenliğinden ve çağdaşlığından, yurt ve dünya barışından yana olan her yurttaşın şaşmaz pusulası Atatürk olmalıdır. Türkiye'yi yöneten siyasiler maalesef II. Dünya Savaşı sonrasında “pusulayı şaşırmaya” başladılar. Özellikle 1950'lerde pusulayı neredeyse tamamen şaşıran siyasilerimiz, Atatürk'ün çizdiği tam bağımsızlık yolundan da büyük oranda ayrıldılar. Sonunda AKP iktidarı “Yeni Türkiye” söylemiyle Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'nin yerine başka bir yapıdan söz etmeye başladı.

Yayınlanma Tarihi:05:30,