Sözcü Plus Giriş
ÇİĞDEM TOKER

Kanal İstanbul SED raporundaki gerçekler

7 Nisan 2021 Yazarlar

SED, Sosyal Etki Değerlendirme'nin kısaltması.   

Sahibi Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı görünen “İstanbul İli Avcılar Başakşehir Küçükçekmece ve Arnavutköy İlçeleri”ne ilişkin SED raporu, Çınar Mühendislik Müşavirlik A.Ş. tarafından hazırlanmış. ÇED (Çevresel Etki Değerlendirme) raporundan bağımsız değil elbette. Kapsamlı bir çalışmanın bileşeni. İnsanın içinde kaybolacağı kadar hacimli, ayrıntılı, teknik  bir rapordan söz ediyoruz. Kanal İstanbul tartışmasının yeniden yükselişe geçtiği bugünlerde bu rapordan bazı başlıklar paylaşacağım:

SUSUZLUK RİSKİ 

Kanal İstanbul, Terkos Gölü besleme havzasını, Terkos-Kağıthane içme suyu isale hatlarını, Terkos-İkitelli isale hatlarını kesecek, Sazlıdere Barajını da devre dışı bırakacak. (Bunu ben değil ÇED raporu söylüyor.)

SED raporunda DSİ 14. Bölge Müdürlüğü ile yapılmış bir görüşmeye yer veriliyor:

Anadolu yakası ve Avrupa yakasında, su kaynakları ve nüfus oranları arasında bir ters orantı olduğu öğrenilmiştir. Halihazırda İstanbul nüfusunun %65'i Avrupa yakasında yaşarken, su kaynaklarının sadece %35'i bu yakada bulunmaktadır ve bu nüfusun su ihtiyacı Sazlıdere, Terkos, Alibeyköy ve Büyükçekmece barajlarından karşılanmaktadır. DSİ'nin içme suyu ihtiyacı ve nüfus projeksiyonlarına göre (…) Sazlıdere, Terkos ve Melen suyunun dahil edildiği durumda, 2040'tan sonra kaynakların yetmeyebileceği belirtilmektedir.”

Daha açık anlatalım: Kanal İstanbul nüfus artışına yol açacak, kentsel dönüşüm olacak, su havzaları da gidince içme suyu kaynakları ciddi tehlikede.

İŞİTME KAYBINA HAZIR MISINIZ? 

Hava kalitesiyle ilgili değerlendirmeden bir bölüm:

“Kanal İstanbul proje koridoru inşaatının, yaklaşık 84 ay sürmesi, hafriyat ve inşaat faaliyetlerinin ise yaklaşık 48 ay sürmesi beklenmektedir. Çalışmalar gece ve gündüz saatlerinde tüm gün boyunca gerçekleştirilecek ve 24 saat faaliyet olacaktır.”

7 yıl sürecek inşaattan kaynaklanacak toz ve gaz emisyonlarının yol açacağı zararla ilgili bölüm:

“Özellikle hassas mevsimlerde yerel yaban hayatı üzerinde ortaya çıkan rahatsızlıklar insani reseptörlerde işitme hasarı, proje ile ilgili olmayan insani reseptörlerde gürültü rahatsızlığı.”

Hepimizin anlayacağı dille söyleyelim: Kulaklar sağır olabilir.

Peki bu hasar nasıl önlenecek? Bir şeyler yazılmış tabii. Bakın bakalım ikna olabilecek misiniz?

“Mümkün olduğunda daha az gürültülü yöntemler ve ekipman kullanılacaktır Aşırı gürültü üreten parçalar değiştirilecek veya onarılacaktır. Proje ile ilgili araçlar veya ekipmanlar mümkün olduğunca rölantide bırakılmayacaktır Titreşim ve araç gürültüsünün azaltılması için proje ulaşım yollarının bakımı yapılacaktır Hassas alanların yakınında geçici gürültü bariyerleri kullanılacaktır.”

KONUT VE ARAZİ FİYATLARI

Diğer en önemli tespitlerden biri de şu: Bölgenin rezerv alanı ilan edilmesinden sonra gayrimenkullerin parasal değeri ve ekonomik hacimlerinde iki-üç kat artış olmuş. Bakın rapordan şu bölüme:

“Projeler duyulmadan önce arazilerin metrekare bedeli 10-15 TL civarındayken, havaalanı ve Kanal İstanbul projelerinin duyulmasıyla beraber arazi fiyatları artmaya başlamıştır. Yapılan araştırmalarda aktarılan verilere göre; proje yayıldıktan sonra arazi fiyatları üçer aylık dilimler halinde sırasıyla 50-60 TL, 80-90 TL, 120-130 TL, 160-180 TL, 200-230 TL, 260-300 TL aralıklarında olacak şekilde artmıştır. Bu arazilerin sahiplerinin büyük kısmını önceden köylüler oluştururken, bir kısmı bölge emlakçıları tarafından satın alınan arazilerin projeden sonra mal sahibi profili de değişmiştir.”

Aktaracaklarım bitmedi ama yer bitti. Sürdüreceğimizi belirterek şu notla bitirelim: Devam edeceğim.

Bakanlığın, özel şirkete hazırlatıp bedelini kamu kaynaklarından ödediği, rapordan aktardığım yukarıdaki cümleyi görünür kılalım: “Mal sahibi profili değişmiştir.” Sadece bu cümle, Kanal İstanbul'un, AKP iktidarıyla ittifak içindeki yerli/yabancı sermaye sınıfının çıkarına hizmet ettiğinin en büyük kanıtıdır. Niye “inadına”, apaçık ortada.

YAZARIN TÜM YAZILARI